Tapmak ve tapınmak insanın doğasında olan, ilk insandan (ilk insan diye bir şey varsa eğer) dünyanın sonuna kadar tüm insanlığın vazgeçilmezlerinden biridir. İnsan bu kaçamadığı özelliğini çeşitli şekillerde kullanır. Tapılanlar bazen sadece Allah olur, bazen Allah+peygamberler+adının başına yine insanların çeşitli sıfatlar yakıştırıp kutsallaştırdıkları insanlar olur. Bazen de bir inek, bir tahta parçası, bir heykel parçası, ego, para, kadın, erkek, iş, çocuk, eş, televizyon, internet vs vs bir çok şey olabilir.


İnsanı yaratan Allah, yaratılışta insanı tapmaya meyilli yaratmıştır. Ama sadece Allah’a tapmaya meyilli yaratmıştır. Kısacası bu donanımla yaratmıştır.

30/30 Bir tek Tanrıcı olarak kendini dine adamalısın. Nitekim, ALLAH insanları böyle bir yaratılış ile donatarak yaratmıştır. ALLAH’ın yaratışında değişiklik olmaz. Bu, tam yetkin bir dindir, fakat insanların çoğu bilmez.

Rahman’ın bu yaratışının bazı özellikleri tüm insanlarda görülmekle birlikte, çoğunluğu yaratılışın tersine bir yaşamı tercih etmişlerdir. Çoğunluğu tek tanrılı yani hanif bir din yerine fıtrata uygun olmayan ve ilahların çok olduğu bir dini seçmişlerdir.

Hayata başlamamız rabbe söz vermemizle başladı. ‘’ben sizin rabbiniz değil miyim?’’ sorusuna karşılık olarak “evet” dedik. Yani bizi programladı. İşte tapınma o zaman içimize yerleştirilmişti. Fıtrat denilen şeyde buydu. Rab bizlerden söz alıyordu. Zira Rab biliyordu ki insan atalarına tapacak, çoğunluğa tapacak, egosuna tapacak. Tüm bunların olmaması ve insanlarında herhangi bir bahanelerinin kalmaması için bizden söz almıştı. Bizde söz verdik ‘sen bizim rabbimizsin’ diye.

Rabbimizin bu söz alışını uydurma rivayetlerle, saçma adreslerle eksik zihin ürünleriyle ve Kuran’dan habersiz yaklaşımlarla saçma sapan bir menkıbe yığını haline getirdiler. Önce ruh denen bir hayalet icad ettiler insanın içinde. Neymiş bu bedenden ayrı bir parçaymış. Aldılar bu parçayı oraya buraya götürüp toplu konferans yoluyla sözleştirdiler. Uydurma rivayetleri Kuran’a, atalarını da Allah’a tercih eden zihniyet(sizlik) bu olayı saçma sapan bir hale getirip olayın anlamını yitirilmesine sebep oldular. Ruhu uydur sonra konuştur en sonunda konferans yoluyla söz aldır. İş bitti şimdi de çağırıyorlar artık ruhu.

Halbuki Allah bunu içimize yerleştirmişti. Bu yerleştirme hayaletlerin toplantısında [private] olmuyordu. Bilinmeyen bir zamanda bilinmeyen bir mekanda olmamıştı. Ademoğlunun belinden zürriyeti alındığı zaman olmuştu ve hala da oluyor bu sözleşme. İnsan oluşmaya başladığı zaman gerekli kodlamalar yapılıyordu. Bu kodlamayla kulların herhangi bir bahanesi kalmıyordu. Dolayısıyla insanların Allah’tan başkalarını ilah ve rab olarak kabul etme lüksleri de ortadan kalkmış oluyordu.

7/172 Rabbin, Ademoğullarının bellerinden soylarını çıkarırken onları kendi kendilerine tanık tutar: “Ben, Rabbiniz değil miyim?” “Evet, tanıklık ediyoruz,” derler. Böylece diriliş günü, “Biz bundan habersizdik,” diyemezsiniz.

7/173 Yahut, “Atalarımız önceden ortak koştu ve biz de onlardan sonra gelen soylarıyız, bizi bidat ve hurafelere dalanlardan dolayı mı yok edeceksin,” diyemezsiniz.

7/174 Ayetleri böyle açıklıyoruz ki dönebilsinler.

Evet söz vermiştik Allah’a. Sen bizim rabbimizsin dedik ama sözümüzde durmadık. İnsan bu; nankör, cahil, sağır, vefasız. Dayanamadı ve yeni ilahlar buldu. Allah’ın berisinden kendilerine daha birçok rabler buldular. Canlı cansız birçok şeyi, insanı (alimi, papazı, rahibi, şeyhi) rab/erbab edindiler.

Ben size yeterim diyen Allah, maalesef insanlara yetmedi. Yaratılanları rab/erbab edindiler. Haklarında hiçbir delil indirilmeyenleri rabler edindiler. (Bakınız: NEBİLER DİNİN ERBABI MIDIR? "Melekleri ve Nebileri erbab edinmeyin Ali İmran 80, Din adamlarını erbab edinmeyin Ali İmran 64, Biribirinizi erbab edinmeyin Tevbe 31")

53/23 Onlar, sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir ve ALLAH onlar için hiç bir delil indirmemiştir. Kendilerine, Rab’lerinde bir yol gösterici geldiği halde, sadece kuruntuları ve kişisel arzularını izliyorlar.

Sen bizim efendimizsin, kanun koyanımızsın dediler ama asıl kanun koyucudan ve efendiden ayrıca bir sürü efendi buldular. Halbuki söz Allah’a verilmişti. Ama ne yaptılar, haklarında hiçbir delil olmayan kitapları, alimleri mezhep imamlarını, şeyhlerini rab edindiler. Tabi bu arada verilen söz de havada kaldı.

Dünyanın sonu gelmeden önce Allah’a verilen söz hatırlanmalı ve bu sözün gerekleri yerine getirilmelidir. Tek efendiye kulluk edip diğer uydurma efendilere kulluk etmekten kurtulunmalıdır. Tek ilahın son kitabını kılavuz bellemeli ve ona göre hayatımızı sonlandırmalıyız. Gönlümüzü Kuran’a açmamız gerektiğini bilmeliyiz ve bunu ertelememeliyiz. Zira bunun zamanı yoktur. Madem söz verdik o halde sözümüzün arkasında adam gibi durmalıyız.

57/16 İnananlar için ALLAH’ın mesajına ve inen gerçeğe gönüllerini açmanın vakti gelmedi mi? Daha önce kendilerine kitap verilmiş olanlar gibi olmasınlar; onların üzerinden uzun zaman geçince kalpleri katılaşmıştı. Onların çoğunluğu yoldan çıkmış kimselerdir.

23/8 Onlar ki kendilerine emanet edilen şeylere dikkat ederler. Verdikleri sözleri de yerine getirirler.

Tek ilahlı, tek rabli ve tek kitaplı bir toplum dileğiyle…