14 Ağustos 2012 Salı

Salatın Zayi edilmesi



Kuran içerisinde, vahiy bağlamında zikredilen bazı “salat”ların Kur’ân demek olduğunu açıkça beyan etmişlerdir. (İsrâ 17/107-110, Ankebût 29/45)

Bu ayetlerde Kur’ân yerine salât denmiş olmasının sebebi ise, izlenmesi gereken özelliğini öne çıkarmaktır. Aslında bu, tıpkı kuşların kevni vahyi izlemelerine salât denmiş olması gibi, nebevi vahyi izlemeye de salat demekten ibarettir.

Meselenin daha iyi anlaşılması için vahyin, Kitab, zikir ve Kur’ân” yakınlaştıran, bunlara bir de salâtı ekleyen ve hatta birini diğerinin yerine kullanan genel üslubunu hatırlamak yeterlidir.

Çünkü dinde izlenmesi gereken elçiler olsa da, onların da izlediği vardır ve bu sadece vahiydir. Zikir, kitap, ilim, hüda, sebil, din ve millet de bu cümledendir. (En’âm 6/50, Mü’minûn 23/71, Kasas 28/49, Bakara 2/38,120, Ra’d 13/37, Gâfir 40/7, Âl-i İmrân 3/73, Nisâ 4/125)

Vahiy, belirlemeler yapmasıyla kitap, lakin bilgilerimizi hatırlatmasıyla zikirdir. Tebliğ edilen cihetiyle vahye Kur’ân dense de bilinçlendirmesi yönüyle ilim denir. Sorumluluklar yüklemesiyle din, fakat yol edinilmesiyle sebîl olur. Doğruya götürmesiyle hüdâ fakat izlenmesi gereken özelliği ile de salât olmaktadır.

Tıpkı heva ve hevesini izleyen toplumun Şuayp peygambere itirazlarındaki salât gibi:

“Salâtın mı, atalarımızın taptıklarını terk etmemizi veya mallarımızda dilediğimizi yapmamamızı emrediyor sana?” (Hûd 11/87)

Atalarımızın taptıklarını terk etmemizi veya mallarımızda dilediğimizi yapmamamızı, ardına düştüğün kitabın mı emrediyor sana?  Salt kelimenin din anlamına geldiğini bu ayet işaret etmektedir. Bu durumda salâtı izlemeyenler heva ve heveslerine uymak zorunda kalacaklar demektir:

“Onların ardından bir güruh halef oldu, salâtı zayi ettiler ve şehvetlerini izlediler.” (Meryem 19/59)

Bu ayetteki salât üzerine de –geleneğe rağmen- düşünmemizi gerektiren birkaç nokta vardır. Bunlardan birisi, ayetin öncesinde vahye, sonrasında da tövbeye yapılan vurgudur. Bu vurgu, zayi etmenin inkar etmek anlamına geldiğine, zayi edilen şeyin de vahiyle ilgilisi olduğuna, ayrıca zayi etmenin ancak iman ve amelle telafi edilebileceğine işaret etmektedir.

Tekfir için kullanılabileceğinden, buradaki salâtı daraltan bir anlam toplumsal sıkıntıları da beraberinde getirecektir. Maalesef böyle de olmuştur.

Ayet üzerinde düşünmemizi gerektiren bir başka husus, genelde olduğu gibi salâta mukabil “zekat verme”nin değil, karşı olarak “şehvet izleme”nin getirilmiş olmasıdır. Bu üslup, salât için, daraltılan bir anlamdan farklı bir arayışı gerektirmektedir.

Bunlara mutlaka eklenmesi gereken bir husus daha vardır. Bu ayetin üslubunun tekrarlandığı başka bir pasajda “Onların ardından halef olan” bu güruhun “kitab”a varis olduklarının açıklanmıştır. (Bkz. A’râf 7/169).

Bütün bu hususlar, “zayi edilen salât”ın, Tevrat olduğunu göstermektedir. Nitekim İsrailoğulları’nın Tevrat’ı zayi ettikleri tarihte meşhur bir vakıadır.

Salât yani izlenmesi gereken kitap ve din. “Şehvet izlemek” deyimi de bu anlamı teyit etmektedir. Yani ayette zayi edilen şey, izlenmesi gereken özelliği ile hatırlatılmaktadır.

Bu durumda ayetin siyak ve sibakı ile tam tevili şu olur: Kitap ehli! Siz Kitabı zayi ettiniz. Heveslerinize uyup küfre düştünüz. Eğer Kur’ân’a meyleder ve hayatınızı ona göre tanzim ederseniz kurtulursunuz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder