8 Ağustos 2012 Çarşamba

Toplumumuzun Putlarını Sorgulama



Herkes yaptığından sorulacak, öyleyse Rab’bimiz bizi sorgulamadan önce biz inançlarımızı sorgulayalım:

21-Enbiya-23: ‘’O (Allah) yaptıklarından sorulmaz, oysa onlar sorguya çekilirler.’’

Sadece Allah yaptığından sorulmaz, herhangi bir insanı sorgulanmaz konuma getirmek, ‘ne yapsa bir hikmeti vardır’ deyip sorgulamamayı esas almak, bu kişilerin kutsallaştırılması olmuyor mu? Allah gönderdiği elçilere bile soracağını belirtirken, insanlar neye göre böyle bir iddiada bulunuyorlar? Üstelik bunu yapanlar onursuz bir yaşam tarzına sürüklenmezler mi?

Yanlışlarını göre göre bir insanı örnek almak, her ne pahasına olursa olsun peşinden gitmek kime ne kazandırır? Allah bizi onurlu bir yaşama çağırırken , karşımızdaki kişinin yanlışlarını görmezden gelerek, sorgulamayarak ne kadar doğru bir yaşam süreriz?

*Allah’a- Rab’bimize- Yüce Efendi’ mize ait özellikleri insanlara yakıştırmak, onları rab edinmek

3-Al-i İmran-64: ‘’De ki:’Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbirşeyi ortak etmeyelim ve Allah’ı bırakıp bir kısmımız bir kısmımızı rabler/ERBAB edinmeyelim.’ Eğer yine yüz çevirirlerse deyin ki: ‘Şahit olun biz gerçekten müslümanlarız’’

3- Al-i İmran-78,79, 80, 81, 82, 83: ‘’Onlardan öyleleri vardır ki, dillerini Kitab’a doğru eğip bükerler, siz onu kitaptan sanasınız diye. Oysa o kitaptan değildir. ‘Bu, Allah katındandır’ derler. Oysa o, Allah katından değildir. Kendileri de bildikleri halde Allah’a karşı yalan söylerler. / Beşerden hiç kimsenin , Allah kendisine Kitab’ı, hükmü ve peygamberliği verdikten sonra insanlara:’Allah’ı bırakıp bana kulluk edin’ deme (hakkı ve yetki)si yoktur. Fakat o, ‘Öğrettiğiniz ve ders verdiğiniz Kitab’a göre rabbaniler olunuz’ (deme görevindedir.) / O (Allah) melekleri ve Nebileri/peygamberleri rabler/ERBAB edinmenizi emretmez. Siz müslüman olduktan sonra, size küfrü mü emredecek? / Hani Allah peygamberlerden kesin bir söz almıştı: ‘Andolsun size Kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız.’ Demişti ki:’Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?’ Onlar:’İkrar ettik’ demişlerdi de ‘Öyleyse şahit olun, ben de sizinle birlikte şahit olanlardanım’ demişti. / Artık kim bundan sonra yüz çevirirse, onlar fasık olanlardır. / Peki onlar Allah’ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde her ne varsa, istese de istemese de O’na teslim olmuştur ve O’na döndürülmektedirler.’’

Bu ayetlere göre , dilimizdeki ‘’birine kul köle olmak ‘’ deyimini iyi düşünmeli, kime yada kimlere kul köle olduğumuzu, kimleri yüce efendilik konumuna getirdiğimizi, kimlerin din konusundaki sözlerini sorgulamaksızın kabul edip uyguladığımızı ve sonuçta inançlarımızın ne kadarının doğru ne kadarının yanlış olduğunu iyice gözden geçirmeliyiz ki ayetlerde anlatılan benzer hatalara düşmeyelim.Günümüzde dini otoritelerden bazılarının ‘’Bu kitap bana Allah tarafından yazdırıldı’ iddialarının onları Allah katında ne duruma düşürdüğünü, bunun ne büyük bir hata olduğunu yine ayetlerden öğreniyoruz. Ayrıca peygamberlerin de rab edinilmemesi gibi ciddi bir uyarı ile karşılaşıyoruz. Demek ki yeryüzünde yaşamış en emin, en dürüst, en erdemli kişiler bile -böyle bir şey iddia etmedikleri halde- başkaları tarafından rab edinilebiliyorlar. Öyleyse ‘’Falan kişi çok iyi bir insandır, Allah’ın sevgili kuludur, asla hata yapmaz, yaptığından sorulmaz’’ vb. sözlerle insanların kutsallaştırılmasının hiçkimseye bir faydası yok. Çünkü o kişinin iyiliği ancak kendine bir fayda sağlayacak, başkalarına değil. Nitekim Kuran’da bunun örnekleri var; iman etmediği sürece kişi, bir peygamberin eşi, çocuğu, babası bile olsa kurtulamayacak.

*Allah’tan başkasına kutsallık yakıştırmak, Rab’bimize ait özellikleri az yada çok başkalarına yakıştırmak, onlardan medet ummak, onlara yalvarıp yakarmak islamdışı bir inanıştır. 

Ayrıca insanlar başkalarını yada başka varlıkları, ilah edindiklerini, putlarını, yaratıcı olarak görmüyor ama kutsal biliyor ve böylece Allah’a ait özellikleri onlara da atfediyorlar

5-Maide-72: ‘’Andolsun, ‘Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih’tir’ diyenler küfre düşmüştür. Oysa Mesih’in dediği: ‘Ey İsrailoğulları, benim de Rab’bim sizin de Rab’biniz olan Allah’a ibadet edin. Çünkü O, kendisine ortak edene şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur.’’

5-Maide-76: ‘’De ki:‘Size yarara da zarara da güç yetiremeyen, Allah’tan başka şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah (tam ) işitendir, (tam) bilendir.’

1-Fatiha-1,2,3,4: ‘’Hamd, alemlerin Rab’bi, Rahman, Rahim ve Din gününün maliki olan Allah’adır. / Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Sen’den yardım dileriz.’’

16-Nahl-20,21,22: ‘’Allah’tan başka yakardıkları hiçbirşeyi yaratamazlar, üstelik onlar yaratılıp durmaktadırlar. / Ölüdürler, diri değildirler, ne zaman dirileceklerinin şuuruna varamazlar. / Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Ahirete inanmayanların kalpleri ise inkarcıdır ve onlar müstekbir (büyüklenmekte) olanlardır.’’

39-Zumer-3: ‘’Haberin olsun, halis (katıksız) olan din yalnızca Allah’ındır. O’ndan başka veliler edinenler (şöyle derler): ‘Biz bunlara bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz’. Elbette Allah, kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten Allah yalancı, kafir olan kimseyi hidayete erdirmez.’’

43-Zuhruf-86: ‘’O’nun dışında taptıkları şefaatte bulunmaya malik değildirler, ancak kendileri bilerek hakka şahitlik edenler başka.’’

6-Enam-161, 162, 163, 164: ‘’De ki:’Rab’bim gerçekten beni doğru yola iletti, dimdik duran bir dine, İbrahim’in hanif dinine… O müşriklerden (ortak edenlerden) değildi.’ / De ki: ‘Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rab’bi olan Allah’adır. / O’nun hiçbir ortağı yoktur. Ben böyle emrolundum ve ben Müslüman olanların ilkiyim. / De ki:’O her şeyin Rab’bi iken, ben Allah’tan başka bir rab mi arayayım? Hiçbir nefis kendisinden başkasının aleyhine (günah) kazanmaz. Günahkar olan bir başkasının günah yükünü taşımaz. Sonunda dönüşünüz Rab’binizedir. O size hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri haber verecektir.’’

12-Yusuf-39,40: ‘’Ey zindan arkadaşlarım, birbirinden ayrı rabler/ERBAB mi daha hayırlıdır yoksa kahhar (kahredici) olan bir tek Allah mı? / Sizin Allah’tan başka taptıklarınız, Allah’ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başkası değildir. Hüküm yalnızca Allah’ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler.’’

18-Kehf-14, 15: ‘’Onların kalpleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı) rabdetmiştik. Kıyam ettiklerinde demişlerdi ki: ‘Bizim Rab’bimiz göklerin ve yerin Rab’bidir; ilah olarak biz O’ndan başkasına kesinlikle tapmayız, (eğer tersini) söyleyecek olursak, andolsun gerçeğin dışına çıkarız. / Şunlar bizim kavmimizdir. O’ndan başkasını ilahlar edindiler, onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? Öyleyse Allah’la ilgili konularda yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir?’’

20-Taha-52: ‘’Dedi ki:’Bunun bilgisi Rab’bimin katında bir kitaptadır. Benim Rab’bim şaşırmaz ve unutmaz.’’

25-Furkan-58: ‘’Sen, asla ölmeyen , daima diri olan (Allah)a tevekkül et ve O’nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından O’nun haberdar olması yeter.’’

35-Fatır-3: ‘’Ey insanlar, Allah’ın üzerinizdeki nimetini anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah’ın dışında bir başka yaratıcı mı var? O’ndan başka ilah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz?’’

16-Nahl-73: ‘’Allah’ın dışında, kendileri için göklerden ve yerden hiçbir rızka, hiçbirşeye malik olmayan ve buna güçleri yetmeyen şeylere mi tapıyorlar?’’

35-Fatır-14:Eğer onlara dua ederseniz duanızı işitmezler, işitseler bile size cevap veremezler. Kıyamet gününde ise, sizin ortak etmenizi tanımayacaklardır. (Bunu herşeyden) Haberi olan Allah gibi sana hiç kimse haber veremez.’’

42-Şura-11: ‘’O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır.. Size kendi nefislerinizden eşler, davarlardan da çiftler varetti.Sizleri bu tarzda türetip yayıyor. O’nun benzeri olan hiçbirşey yoktur. O, işitendir, görendir.’’

21-Enbiya-21,22,23,24,25: ‘’Yoksa onlar yerden birtakım ilahlar edindiler de onlar mı (ölüleri) diriltecekler? / Eğer her ikisinde (gökte ve yerde) Allah’ın dışında ilahlar olsaydı, elbette ikisi de bozulup gitmişti. Arşın Rab’bi olan Allah onların nitelendiregeldikleri şeylerden yücedir. / O yaptıklarından sorulmaz, oysa onlar sorguya çekilirler. / Yoksa O’ndan başka ilahlar mı edindiler? De ki: ‘kesin kanıtınızı getirin. İşte benimle birlikte olanların zikri (Kitabı) ve benden öncekilerin de zikri. Hayır, onların çoğu hakkı bilmiyorlar. / Senden önce hiçbir elçi göndermedik ki, ona şunu vahyetmiş olmayalım: ’Benden başka ilah yoktur, öyleyse Bana ibadet edin’’

51-Zariyat-56:’’Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.’’

11-Hud-53,54: ‘’’Ey Hud’ dediler. ‘Sen bize apaçık bir belge ile gelmiş değilsin ve biz de senin sözünle ilahlarımızı terk etmeyiz. Sana iman edecek de değiliz. / Biz: ‘Bazı ilahlarımız seni çok kötü çarpmıştır’ (demekten) başka bir şey söylemeyiz’ Dedi ki:’Allah’ı şahit tutarım, siz de şahitler olun ki, gerçekten bensizin ortak ettiklerinizden uzağım’’

*’İsa Allah’ın oğludur’ ve ‘’Rahman çocuk edindi’’ inancı:

21-Enbiya-26,27,28,29: ‘’Rahman (olan Allah) çocuk edindi’ dediler. O, (bu yakıştırmadan) yücedir. Hayır onlar (melekler) ikrama layık görülmüş kullardır. / Onlar sözle (bile olsa) O’nun önüne geçemezler ve onlar O’nun emriyle yapıp etmektedirler. / O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir, onlar şefaat etmezler(kendisinden) hoşnut olunandan başka. Ve onlar, O’nun haşmetinden içi titremekte olanlardır. / Onlardan her kim :’Gerçekten ben, O’nun dışında bir ilahım’ diyecek olsa, bu durumda biz onu cehennemle cezalandırırız. Zalimleri biz böyle cezalandırırız.’’

4-Nisa-171: ‘’Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin. Allah’a karşı gerçek olandan (el hak) başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah’ın elçisi ve kelimesidir. Onu (‘Ol’ kelimesini) Meryem’e yöneltmiştir ve O’ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve elçisine inanınız, ‘üçtür’ demeyiniz. (Bundan) Kaçının. Sizin için hayırlıdır. Allah ancak bir tek ilahtır. O çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O’nundur. Vekil olarak Allah yeter.’’

5-Maide-116,117,118): ‘’Allah:’Ey Meryem oğlu İsa, insanlara beni ve annemi iki ilah edinin’ diye sen mi söyledin? Dediğinde: ‘Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka Sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin ama ben Sende olanı bilmem. Gerçekten görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sensin Sen. / Ben onlara bana emrettijklerinin dışında hiçbirşeyi söylemedim. (O da şuydu) ‘Benim de Rab’bim, sizin de Rab’biniz olan Allah’a kulluk edin.’ Onların içinde kaldığım sürece ben onların üzerinde bir şahidim. Benim hayatıma son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici Sen’din. Sen herşeyin üzerine şahit olansın.’’

*Allah’ı bırakıp dini otoriteleri, bilimsel otoriteleri, efendileri, toplumda ileri gelenleri ve peygamberleri rab/ERBAB  edinme

9-Tevbe-31,32,33,34: ‘’Onlar Allah’ı bırakıp bilginlerini, din adamlarını rabler/ ERBAB  edindiler ve Meryem oğlu Mesih’i de. Oysa onlar tek olan bir ilaha ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O’ndan başka ilah yoktur. O, bunların ortak ettikleri şeylerden yücedir. / Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. / Müşrikler istemese de O dini (islamı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur. / Ey iman edenler, gerçek şu ki, bilginlerin ve din adamlarının çoğu insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah’ın yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar, onlara acı bir azabı müjdele.’’

57-Hadid-27: ‘’Sonra onların izleri üzerinde elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa’yı da arkalarından gönderdik. Ona İncil’i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık. (Bidat olarak) Türettikleri ruhbanlığı ise Biz onlara yazmadık. Ancak Allah’ın rızasını aramak için (türettiler) ama buna da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan iman edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da fasık olanlardır.’’

2-Bakara-83:’’Hani İsrailoğullarından ‘Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, anneye babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin’ diye misak almıştık. Sonra siz pek azınız hariç döndünüz ve (hala) yüz çeviriyorsunuz.’’

33-Azhab-67,68: ‘’Ve dediler ki: ‘Rab’bimiz gerçekten biz, efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik, böylece onlar bizi yoldan saptırmış oldular. / Rab’bimiz onlara azaptan iki katını ver ve büyük bir lanet ile lanet et’’

Bu ayetlere göre, insanın Allah’ı bırakıp bir kişiyi kutsallaştırmasının, o kişiyi yücelterek insanüstü bir konuma getirmesinin boyutları anlaşılıyor. İsa peygamber bir insan, bir kul olmasına rağmen insanüstü bir konuma getiriliyor ve bu öyle bir boyuta varıyor ki, ona ‘’Allah’ın oğludur’’ hatta daha da ileri gidilerek ‘’Allah’tır’’ deniyor. Oysa o bir elçi olarak asla böyle bir iddiada bulunmuyor ve aksine insanları tek olan bir ilaha kulluk etmeye, O’na hiçbirşeyi ve hiçkimseyi ortak etmemeye, sadece O’nu kutsal bilmeye, O’nun ilkelerine çağırıyor. Günümüzdeki ‘’Allah dünyayı peygamberimiz hatırına yarattı, o olmasaydı yaratmayacaktı’’ gibi bir inanış da benzer bir inanış değil mi?

Din konusunda Allah’tan başkalarının da, O’nun Kitabı’nda belirttiklerinin dışında hüküm koyabileceğini, helaller yada haramlar belirleyeceğini iddia etmek islamdışı bir inanış olmuyor mu? Yine kendi dini liderlerini şaşırmaz, hata yapmaz ilan edenler bu özelliğin sadece Allah’a ait olduğunu bilmiyorlar mı? Yoksa O’nun kadrini, yüceliğini hakkıyla idrak edemeyenlerden miyiz? Gaybı bilen, her şeye şahit olan Allah iken ‘’falan kişi de benim kalbimden geçeni biliyor, başıma neler geleceğini biliyor’’ deyip falcılara, medyumlara koşanlar yada bu inanışla dini liderlerine koşulsuz bağlananlar, kul köle olanlar Allah’a ait özellikleri bu insanlara yakıştırmış olmuyorlar mı?

Diğer taraftan insanların Allah’ı bırakıp dini otoritelerini, bilimsel otoritelerini, peygamberlerini, sevdiklerini, eşlerini, çocuklarını Allah’a ortak etmeleri örneği veriliyor ve bu konuda uyarılıyoruz. 

Günümüzde kutsallaştırma örnekleri:

-Ağaçlara bez, telli babaya tel bağlayarak dileklerin kabul olacağı inancı
-Talih kuşu inancı, kuş pislemesinin uğur getireceği inancı
-Nazar boncuğu takarak, tahtaya vurma ve kurşun dökme ile kötülükleri savma inancı
-Kara kedi geçmesi, kufuryok havlaması, baykuş ötmesi, vb. şeylerin başımıza uğursuzluk yada felaket getireceği inancı
-Ayna kırılmasının orada bulunanlara lanet getireceği inancı
-Belli yerlerin, mekanların, bölgelerin kutsallaştırılması, oralarda edilen duaların, yapılan ibadetlerin mutlaka kabul olacağı yada oralarda yaşayanların mutlaka kurtulanlardan olacağı inancı: (Örn; belli günlerde, gecelerde türbelerin yanlarında yatıyorlar ki duaları kabul olsun, ihtiyaçları giderilsin)

-Belli yerlerdeki su birikintilerine bozuk para atılırsa dileklerinin kabul olacağı yada zenginleşecekleri inancı
-Belli renklerin kutsallaştırılması, dinsel anlam katılması: Yeşil rengin kutsanması, sarı rengin kınanması, kırmızı rengin şeytan işi kabul edilmesi vb.

-Belli sayıların uğurlu yada uğursuz kabul edilmesi yada duaların belli sayıda tekrarının bazı sorunları çözeceği inancı:13 rakamı bazı ülkelerde uğursuz kabul edildiğinden örneğin uçaklarında 13 nolu koltuk, apartmanlarında 13 nolu daire yokmuş. Bazı kişiler de kendileri için belli sayıları uğurlu sayıyor. Din konusunda yapılan bazı uygulamalarda ise mutlaka bir sayı belirlenmesi ve yapılan duanın anlamını bilmeden defalarca tekrarlanması; örneğin 41 Yasin, 4444 Salatı tefriciye, 1000 Sübhanallah, vb.

-Oruç baba, somuncu baba, vb. türbelerdekilerden, ölülerden medet umma: Bu kişiler hayatta iken iyi insanlar bile olsalar artık yaşamıyorlar ve başkaları için yapabilecekleri birşey yok.

-Türbe başlarında yada duvarlarında anahtar, taş, vb. yapıştırılmasının, oralarda dileklerinin yazılı olduğu kağıtların -biriktirilmesinin, oraları ziyaret edenlere su, şeker, ekmek, sirke, vb. dağıtılmasının dileklerimizin kabulünü sağlayacağı yada Allah’a karşı bize yardım edecekleri inancı

-Dini önderlerin, şeyhin elini eteğini, sakalını öpmenin işlerinin yolunda gitmesini sağlayacağı, onun başımıza gelebilecek kötülüklerden bizi koruyabileceği inancı

-’’Ekmek ve Kuran çarpsın’’ inancı: Ekmek değerlidir, yaşamımızı devam ettirmek için gerekli bir nimettir ama yanlış bir şey yaptığımızda, bir suç işlediğimizde bizi cezalandırma gücüne sahip değildir.

Kuran bizi en doğru yola iletir, din konusunda yaşamda karşılaştığımız tüm sorunlarımıza çözüm bulabileceğimiz temel kaynak Kitaptır ama ayetlere aykırı bir yaşam sürdüğümüzde bizi cezalandıracak, yaptıklarımızın karşılığını verecek olan sadece Allah’tır

-Okunmuş, üflenmiş suyun, pirincin, vb. tüm dertlere deva olduğu inancı: Oysa Allah defalarca aklımızı kullanmamızı emrediyor, aklı kullanmayınca da sorunlara çözüm bulunamıyor, bilim yerine hurafeler değerleniyor.

-Yatır, şeyh, vb. kişilerin türbelerinin yakınında bulunan su, kuyu, ağaç, vb. kutsallaştırılması: Örneğin o kuyunun suyunun tüm hastalıkları iyileştireceğine inanılması, ağaçların meyvelerinin yenmemesi yada ağacın kesilmemesi gerektiği inancı.

-‘’Peygamber kılıcı’’ isimli bitkiyi evinde yetiştirenin kısa sürede ev sahibi olacağı, zenginleşeceği inancı
-Zemzem suyunun kutsal olduğu inancı: ‘’İnsanı sudan yarattık / her canlıyı sudan yarattık’’ diyor Allah, tüm sular önemli, susuz yaşayamayız ama belli bir nimete sahip olmadığı bir gücü atfetmek onu kutsallaştırmaktır, örneğin zemzemi içince günahlarının affolunacağı yada hiç hastalanmayacağı inancı

-Simge haline gelen, belli anlamlar yüklenen dikili taşların, anıtların kutsallaştırılması: Başlangıçta sadece belli kişileri, olayları anma, hatırlama için yapılsa bile zaman içinde kutsallaştırılması, bunlara dokunulmaması, onlara doğaüstü güçler atfedilmesi, vb.

-İnek (Hindistan’daki örnekler), fare (fareler manastırı) , vb. hayvanların kutsal, dokunulmaz olduğu inancı :İneğin dokunulmazlığı yani kutsallığı varsayıldığından, örneğin inek geçerken trafiğin durması, inek etinin yenmemesi, sütünden faydalanılamaması. Oysa Allah yeryüzündeki tüm canlıları bir hikmetle yaratmıştır. Ekolojik dengeyi sağlamak gibi bizim bildiğimiz yada bilmediğimiz pek çok faydaları vardır. Ancak doğaüstü güçleri yoktur, inek bizim hayatımıza yön veremez.

-Balıklı göl, vb. yerlerdeki balıkların kutsallaştırılıp yenmesinin haram kılınması
-Orucunu hurma yada tuzla açmanın kişiye sevap kazandıracağı inancı: Hurma bir nimettir, değerini bilmeli ama kutsallaştırmadan

-Arapça yazılara -anlamı ne olursa olsun- belden yukarı tutulması yani saygı gösterilmesi gerektiği inancı: Yazılanların hangi dilde olduğu değil, içeriği önemlidir; aynı dilde Allah yüceltilebilir yada O’na her türlü saygısızlık yapılabilir

-‘’Şeyhim ne dese doğrudur, her yaptığında bir hikmet vardır’’, ”şeyhim, dini liderim hata yapmaz” yada ”dini liderimin kalp gözü açık, herşeyi, kalbimizden geçenleri bile bilir” inancı: Böylece o kişinin yaptığı yanlışlara kolayca göz yumulur, sorgulanamaz çünkü sorgulayınca dinden çıkılacağı gibi bir inanış da vardır.

-Medyumların, falcıların gelecekten haber verdiğine, bilinmeyeni bildiğine inanmak: Fal merkezleri, televizyonda günboyu fal bakma seansları

-Toplumdaki ünlü kişilerin sözlerinin ve davranışlarının sorgulanmaksızın örnek alınması: Örn. ‘’Falan kişi için ölürüm’’ deyip onu göremedi yada konserine gidemedi diye kendini bıçaklama, yaralama, vb., ‘’O ne dese , ne yapsa doğrudur’’ mantığıyla doğru yanlış demeden bir kişiyi örnek almak yada ”o ne dese yaparım yeterki gönlü olsun, benimle olsun” mantığıyla yine sorgulamadan, doğru yanlış önemsemeden itaat etme, kul köle olma.

-”Eşim, oğlum, kızım, vb. ne dese yaparım” mantığı
-”Benim çocuğum yapmaz” mantığı: Böylece çocuğun yaptığı yanlışlara göz yumma, önemsememe, hatta yapılan yanlışları örtbas etme. Oysa herkes hata yapar ve yanlışlıklara göz yummak değil, aksine aynı yanlışların tekrarlamaması için mücadele etmek sorunları çözebilir.

-”Müşteri her zaman haklıdır” yada ”Patron her zaman haklıdır” mantığı: Oysa Allah adaletli olmamızı, ilkeli bir yaşam sürmemizi emrediyor.

-‘’Kutsal günler, geceler’’inancı: Allah’ı anmayı, yüceltmeyi bu gecelere mahsus kılma, bu gecelerde bol sevap kazanma inancı (ille de bir kazanç mantığı). Oysa hayatta olduğumuz sürece her gecemiz değerlidir .Çünkü geçen zaman asla geri gelmiyor ve yaptığımız her iyi, doğru ve faydalı iş de Allah tarafından değerlendirilecektir, ne zaman yapılmış olursa olsun. O en adil olandır. Allah her zaman doğru dürüst yaşamamızı emrediyor ama sadece belli gün ve gecelerde yapılan iyi işlerin bizi kurtaracağına inanmak istiyoruz nedense, böyle bir inanış bizi diğer günlerde doğru yanlış demeden, kafamıza göre yaşamaya yada kolay yoldan sonuca ulaşmaya çalışmaya itmez mi?

- Allah’ın ayetlerini önemsemek, Peygamberimizin getirdiği evrensel değerlere, mesajına sahip çıkmak yerine; peygamberimizin sakalını, hırkasını, terliğini, kokusunu, saçlarının rengini, vb. fiziksel özelliklerini, hurma, kabak, gül, vb. sevdiği yiyecekleri, bitkileri yüceltmek, kutsallaştırmak

- ‘’Dünya peygamberimiz hatırına yaratıldı’’ inancı
-‘’Peygamberimiz de helal yada haram eder’’ inancı: Oysa bu konudaki ayetlerde, Allah’tan başka kimsenin böyle bir yetkisi olmadığı konusunda peygamberimiz bile uyarılıyor

-”Şu din bilgini öyle yüce ki, şu kitabı yada kitapları ona Allah tarafından birkaç gecede yazdırıldı, şu kadar kelimeyi bir gecede öğrendi, onun kitapları her derde devadır, her soruna çözüm getirir” gibi inanışlar

-‘’Bizim ırk sizin ırktan üstündür’’ yada ‘’Falan yerden adam çıkmaz’’ inancı, böylece belli bir grubun yüceltilmesi yada diğerlerinin aşağılanması

***

Hayatta en önemsediğimiz şey, bizim kutsalımız mıdır? Kutsal kabul edilenlere saygı duyuluyor, seviliyor, yüceltiliyor ne pahasına olursa olsun korunuyor. Öyleyse hayatımızda vazgeçilmez, asla ödün vermeyeceğimiz ne varsa , o bizim kutsalımızdır diyebilir miyiz? Örn: Yakınlarımız, sevdiklerimiz, çocuklarımız, mallarımız, zenginliğimiz, önemsediğimiz ne varsa her şey buna dahil edilebilir mi?

Sevdiğimiz bir insana karşı saygısızlık, hakaret yada alay edilince sinirden küplere biniyor, tüm imkanlarımızla bu saygısızlığı yapana karşı geliyor ama Allah’ın ayetleri söylendiğinde duyarsızca, bunlar sıradan sözlermiş gibi bir tavır içine giriyorsak, O’na karşı yapılan saygısızlıklara, O’nun dini ile ilgili uydurulanlara, yapılan yanlışlıklara karşı duyarsız kalıyorsak hangisi kutsalımız? Allah mı yoksa sevdiklerimiz mi?

Allah dürüstlüğü, adaleti, insanca ve erdemli yaşamayı emrederken , gözümüzün önündeki birçok haksızlığa, işlenen suçlara, her türlü kötülüğe karşı duyarsız kalıyorsak ,’’Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın ‘’ diyor ve kendi kafamıza göre ilkesizce yaşamaya devam ediyorsak, Allah dürüstlüğü emrederken, dürüst yaşamaya çalışanları kınıyor ve ‘‘Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar’’ diyor ve sahteliklere, yalanlara göz yumuyorsak, acaba gerçekten Rab’bimizin yüceliğinin, kutsallığının farkında mıyız yoksa değil miyiz?

9-Tevbe-24: ‘’De ki: ‘Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabalarınız, kazandığınız mallar, az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler; sizlere Allah’tan, O’nun Rasulü’nden ve O’nun yolunda mücadele etmekten daha sevimli ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez.’’

Allah’tan başkalarını kutsallaştırmak topluma ne getiriyor, fayda mı zarar mı? İnsanlığın içinde bulunduğu duruma şöyle bir bakmak bu sorunun cevabını veriyor. Allah hepimizi bu fasıklar durumuna düşmekten korusun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder