6 Eylül 2012 Perşembe

Bir Tanrı Tasavvuru




""insanların başına gelen kötülükler kendi ellerinden dolayı gelir"

Hâlâ Tanrı’nın adil olduğunu ve insanı eşit yarattığını düşünenler var X !
-Eğer bir Tanrım olsaydı bende onu eşit ve adil yapardım, bunda şaşılacak bir şey yok.
-Nasıl yapabilirdin? İnsanların eşit olduklarını söylemek komik değil mi? En basitinden bazıları siyah bazıları beyaz doğuyor.
-Bu gerçekten basit oldu X! Yine de her sual cevabı hak eder. Güneşi düşün X, insanların renklerine bak ve tekrar düşün... Sence ekvator güneşine maruz kalan insanların beyaz olması eşitlik mi olurdu? Yoksa canilik mi?
-Her zaman ki gibisin X hiç cevaplamaktan bıkmıyorsun... Peki, o zaman boyu uzun olanlar ve kısa olanlar var, hatta cüce olanlar bunun için ne diyeceksin?
-Bu biraz daha iyi… Gulliveri bilirsin bir dev cüceler diyarına gider ve ucube muamelesi görmekten kaçamaz. Oysa bizlere göre cüceler ucubedir. Baksana boy standartlarımızı belirlemişiz. Bu bizim sapmış algımızın bir ürünü. İnsanlar farklı olanlara öteki muamelesi yapıyor! Bu Tanrı’nın eşit olmadığı anlamına mı geliyor? Hatta sakat bir insan düşün bir bacağı ya da iki bacağı olmasın. Bu kişinin sorunu doğumundan mı geliyor yoksa diğer insanlar tarafından mı yaratılıyor? Aynı şey zekâ için de geçerli X… Eski insanları düşün daha yerleşik hayata bile geçmemişler, çok zeki olmaları ya da az zeki olmaları neyi değiştirecek?  Biz insanlar zaman içerisinde eşitliğimizi bozmuşuz. Matematiği ve fiziği bile kötüye kullandık X! Mantıksal zekâsı yüksek insanları ön plana çıkartan bir bilime sahibiz. Ve onlara diğerlerinden daha fazla saygı gösterip daha fazla imkân sunuyoruz, yani diğerlerinden yukarıya çekiyoruz. Bunu bir kesim insan yapmıyor bizler yapıyoruz, biziz suçlu olan X…
-X bu kadar vaaz yeter! Konuyu dağıtmadan tekrar soruyorum: Peki biz bozduk tamam ama yeni doğan bebeğin suçu ne? O bu eşitsizlik içerisinde doğuyor... Tanrı onlara da ilk yarattığı insanlar kadar eşit ortam sağlasaydı öyle değil mi?
-Ahh X Ahhh! O halde, eşit olan Tanrı’nın bizleri eşitliğin bozulamayacağı bir dünyada yaratması gerekiyordu. Yani ölümden sonrasını vaat edenlerin bahsettiği cennette… Hiç kötülük olmayan değil kötülüğün ihtimal dâhilinde olmadığı yerde... Yani iradenin değersizleştiği, yani insanın çürüdüğü… Bu açıdan bakarsak bizim dünyamız taş, toprak, su, ateş için cennet. İster misin bu dünyada toprak olarak var olmayı? Bana sorarsan halimden memnunum. Ama toprak olmak kesinlikle kötü değil. Eğer toprak olmaktan korksaydım ölüm her an bana acı verirdi. Eğer o bahsettikleri cennette yaşamayı arzulasaydım irademi beğenmiyor olurdum ve insan olmak bana acı verirdi. Umarım anladın X hayatın kimler için cehennem olduğunu… Asla doymayacak olanlar, hep fazlasını isteyenler ve üstünlük iddiasında bulunanlar için. Bir kez daha düşün... Arzu ettiğin yer Tanrı’nın adaletini ve merhametini mi? Yoksa senin aç gözlülüğünü mü simgeliyor? Ayrıca yeni doğan çocuklar için "eşitlik" yaşamları boyunca imkânsız olabilir. Bu çocukların huzur ve mutluğu bulamayacakları anlamına mı geliyor? Sen dünyada ne için yaşıyorsun ha X? Bu gün eşitsizliğe karşı söylediğim bir söz eşitliğin diyarında dalından koparılan elmanın verdiği lezzeti veriyor bunu yüzümde göremiyor musun? Büyük bilgeler insanlara huzursuz olduklarını mı söylediler? Ama bir şeyler değiştiriyorlardı ya da değiştirmeye çalışıyorlardı. Madem huzurlular o zaman neden uğraşıyorlar? Aslında rahatsız oldukları şeyleri değiştirmeye çalışıyorlardı. İşte tam olarak bu! Rahatsız edenlerle mücadele etmek huzur veriyor. Şimdi huzur ve rahatın farkını anladın herhalde.
-Madem bu kadar mükemmel bir Tanrı’dan bahsedebiliyorsun X! Neden bir Tanrı’nın olduğunu açıkça söyleyemiyorsun? Ve tanrıları reddediyorsun.
-X:) Ben senin sorularına karşı Tanrı’yı savunabiliyorum. Kendi sorularıma karşı değil…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder