6 Eylül 2012 Perşembe

Enflasyon miktarı faiz ve katılım Bankaları


Bir Din adamı ile Bir İlim Adamının Görüşleri

Hayrettin Karaman’ın enflasyon miktarı fazlalığın faiz olmadığı yönündeki fetvasına itirazımızı ve ilişkili olarak katılım bankalarının Merkez Bankasından faiz olsa bile enflasyon oranında fazlalık miktarını alabilecekleri ve havuzlarına koyabilecekleri yönündeki diğer fetvasına ilişkin itirazi yazımızı hatırlayacaklardır.

Kısmi rezervin ne olduğu ve katılım bankalarının da kısmi rezerv yaptıklarına dair yazımız; 

BDPS ile ilgili özellikle faiz/enflasyon/devalüasyon üçlemesi konusunda tespitleri ve “bu sistem çözülemez, alternatifi uygulanamaz” şeklindeki öğretilmiş çaresizlik karşısında dedikleri çok önemli. Evet bu sistemin düzeltilemeyeceği veya alternatifinin olmadığı insanların bilinç altına başarıyla yerleştirilen bir safsatadan ibarettir.


Son sıralarda ilgiyle okuduğumuz yazılar, Prof. Dr. Gültekin Çetiner ile Prof. Dr. Hayrettin Karaman hocaların faiz, enflasyon ve bankacılık üzerine olan yazılarıdır. 
Müzakereleri 3 başlıkta özetleyebiliriz.
  1. Din adamı Karaman, enflasyon kadar farkın faiz olmayacağını söylüyor. Ekonomi uzmanı Çetiner ise buna itiraz ediyor.Bu konuda yazılanlardan benim anladığıma göre Karaman Hoca’nın enflasyon ile ilgili bilgisi eksik ve hatalıdır. Enflasyon makroekonomik bir göstergedir. TUİK’in oluşturduğu hayali bir mal ve hizmet sepetine göre çeşitli varsayımlarla hesaplanır. Sepete ne koyacağınıza göre değişir ve geçmişi ifade eder. Dahası, mevcut ekonomik sistemde enflasyon, devalüasyon ve faiz birbirlerine denk üç göstergedir. Bunların üçünü aynı anda kontrol edemezsiniz. Ancak ikisi ile oynayarak üçüncüsünü istediğiniz tarafa yönlendirebilirsiniz. Neticede bunların üçü birbirlerine eşitlenirler.Şimdi enflasyon göstergesini esas alarak borcun ödenmesindeki meşru farktır derseniz yanlış olur. Çünkü bu gösterge diğer iki göstergenin bir nevi türevidir.Karaman’ın da örnek verdiği gibi tek bir mala göre hesap yapmak daha doğrudur. Diyelim ki 100 lira borç verdiniz. Borç verdiğiniz sırada 100 lira ile 20 kilo pirinç alınıyordu. Bunu da kaydettiniz. Borcun geri ödeme zamanında paranızı 20 kilo pirinç eşdeğeri olarak isteyebilirsiniz. Bu 105 lira da olabilir 90 lira da. Bir risk taşır. Ama makroekonomik enflasyon rakamı farklı bir ifadedir. Enflasyon, devalüasyon ve faiz üçlüsü mevcut ekonomik sistemin denge üçlüsüdür. Sizi her zaman faiz oranlarına yaklaştırır. Neticede faiz kadar enflasyon ya da enflasyon kadar faizi “bilmeden” meşrulaştırmış olursunuz.
  2. Mevcut finans sistemi borca dayalı para sistemidir (BDPS). Bunun banka özelindeki ifadesi kısmi rezerv bankacılık sistemidir (Fractional Reserve Banking System, FRBS). Adına ister özel finans kuruluşu deyin isterse katılım bankaları deyin farketmez. Hepsi BDPS esaslarına göre çalışır ve sahip olmadıkları parayı verirler. Çetiner bunu bu şekilde ifade ederken Karaman katılım bankalarının kâr payı esasına göre çalıştığını söylüyor.
  3. Bu konuda da Karaman’ın yanlış bilgilendirildiğini zannediyorum. Eğer müşaviri olduğu Albaraka’nın tablolarına bakarsa, toplanan mevduatın yaklaşık 7 katının kredi olarak verildiğini görür. Bu durum diğer bankalarda 10 katı olarak ortaya çıkmaktadır. Kısacası topladığı mevduat yaklaşık 800 milyon lira olan bir bankanın nasıl oluyor da kredi hacmi 6.5 milyar lira olabiliyor? İşte bu kısmi rezerv bankacılığı ile oluyor. Bunu hiçbir gerekçe meşrulaştıramaz. Bu konudaki detaylı çalışmaları www.metegundogan.comsitesinde bulabilir.
  4. Karaman Hoca diyor ki; “… bugün dünyada yerleşmiş ve ha deyince değiştirilmesi mümkün olmayan bir para sistemi var…”.İşte bu çok yanlış bir kabuldür. Bugün dünyada çökmüş ve ayakta durması artık mümkün olmayan bir para sistemi var. Yapılacak tek iş, Merkez Bankasının parayı “borca dayalı olmadan” üretmesidir. Kişinin kişiye faizle para vermesi bir tercih meselesidir ve konumuzun dışındadır. Ama sistemin borca yani faize dayalı olması asla kabul edilebilecek bir şey değildir. Çözümü de aslında çok çok basittir. Merkez bankasında yapılacak birkaç operasyon ile hallolabilecek bir iştir. Ancak en zor olanı zihinlerdeki operasyondur. Zorlandığımız nokta da odur.
Tabi Karaman Hoca’nın yazdığı “katılım bankaları “özel finans kurumu” adıyla kurulduğu günden beri iki grup muhalif kaldı, bu bankaların aleyhinde propaganda yaptılar: “Şeriat geliyor” diyen laikçiler, “aldatılarak faiz yediriyorlar, diğer bankalardan farkı yok” diyen bazı Müslümanlar” gibi “politik” ifadeleri değerlendirmiyorum. Bu memlekette katılım bankaları sayesinde şeriat gelmeyeceğini en iyi laikçiler bilir. Ancak bu şekilde bir propaganda tersinden bu bankaların işine yarar! Tabi, kimin işine yarıyorsa bu propagandayı da onun yapmış olma olasılığı yüksektir!

Yine Karaman Hoca’nın müzakere üslubunun kendisine yakışmadığını da ifade etmek istiyorum. Çetiner Hoca için “bir tenkitçi” “zat” vs gibi ifadeler ve konunun özüne ilişkin değil de etrafından dolaşmaya matuf ifadeler hoş değil. Bu ifadeleri, tenkidi kimin yaptığını bilmediği için kullandığını söylemesi de inandırıcı değil.
Netice itibarıyla değerlendirmemi şu şekilde tamamlamak istiyorum. BDPS ile bugün artık yolun sonuna gelindi. Bu sistemi çeşitli adlarla sürdürmeye çalışmak istiyorlar ama nafile. Yapılacak iş gayet basittir. Bunu herkesin anlaması gerekir. Bu açıdan gerek Hayrettin Karaman’ın gerek Hamdi Döndüren’in (aynı bankanın konu ile ilgili bir başka müşaviri) gerekse bu konularda çalışmaya gayret eden diğer hocaların BDPS’ni anlamasını çok önemsiyorum. Umarım bu yazışmalar böyle bir anlayışa vesile olur.


EKONOMİ HAKKINDA diğer yazılar için tıklayınız.

drcetiner.org

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder