26 Eylül 2012 Çarşamba

Yahudileşme ve Ehli Kitap


1. Göklerde ve yeryüzünde olan şeyler, Melik, Kuddûs, Azîz ve Hâkim Allah'ı tesbih ederler.
2–3. O, Ümmiler içinde, kendilerinden olan, onlara ve henüz onlara katılmamış olan onlardan başkalarına Allah'ın Âyetlerini okuyan, onları arındıran, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir elçi gönderendir. –Onlar, önceden apaçık bir dalalet içinde olsalar da.– Ve O, Azîz'dir, Hakîm'dir.
4. Bu [elçi gönderimi], Allah'ın, dilediği kişiye verdiği lütfudur. Ve Allah, büyük lütuf sahibidir.
5. Kendilerine Tevrât yükletilip de sonra onu taşımayan kimselerin durumu, kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın Âyetlerini yalanlayan toplumun misali ne kötüdür! Ve Allah, zâlimler toplumuna hidâyet etmez.
6. De ki: "Ey Yahudileşmiş kimseler! Eğer insanlar arasında yalnız kendinizin Allah'ın velileri olduğuna inanıyorsanız, eğer doğru kimseler iseniz hemen ölümü isteyin."
7. Oysa onlar, ellerinin önden gönderdiği şeyler yüzünden, onu [ölümü] asla istemezler. Ve Allah, zâlimleri çok iyi bilendir.
8. De ki: "Şüphesiz sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, mutlaka size kavuşacaktır. Sonra görünmeyeni ve görüneni bilene döndürüleceksiniz. O, size yapmış olduğunuz şeyleri haber verecektir."
 (Cuma/1-8)
***
Cuma 1. ayette geçen Allahın isimleri Kuranda Melik kelimesi başta kullanılması ile bir yerde daha geçmektedir. Haşr 23. ayette “…Melik'tir; Kuddûs'tur; Selam'dır; Mü'min'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır;”
Surenin başı yer ve göğün içindekilerin tesbihinden bahsetmektedir. Bu yer ve gök Allahın mülkü olup ardından gelen isim ilk başıda melik ismidir. Mekkenin ileri gelenlerinin sorunu da mülkiyet idi. Kuran, Allah’ı ilah, rab ve melik olmasını ön plana çıkarmaktadır. Rab özeliğinden sonra melik özelliği sıralamalarda kendini gösterir. Bkn: Nas Suresi
Rab özelliğini hazmeden Mümin Yerin ve göğün Meliğinin emrindedir.
***

Cuma 2. ayette geçen بَعَثَ kelimesi Furkân / 41” Seni gördükleri zaman, seni yalnızca alay konusu edinmektedirler: 'Allah'ın, elçi olarak gönderdiği bu mu?'” ile geçmektedir. Bu elçi gönderme Allahın bir fazlı seçimi olduğunu; Cuma 4. ayette elçiliğin Allah'ın bir lütfu olduğu, kimsenin kendini veya bir başkasını elçi tayin etmesinin mümkün olmadığını vurgusu; Kuranın kendi kendini açıklama özelliği gereği Zuhruf Suresi 31-32. ayetlerde görmekteyiz.

Zuhruf: 31–32 Yine onlar, "Bu Kur'ân, şu iki şehirden bir büyük adama indirilmeli değil miydi?" dediler. Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Şu basit hayatta [dünya hayatında] onların geçimliklerini aralarında Biz paylaştırdık Biz. Birbirlerine işlerini gördürsünler diye Biz, onların bir kısmını bir kısmının üzerine derecelerle yükselttik. Ve Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır. 
Yine Cuma 2. ayette ki ibarler (ويعلمهم الكتاب والحكمة)Ali İmran 164 ayette “ALLAH inananların içinden, onlara ayetlerini okuyan, onları arındıran, onlara kitap ve bilgelik öğreten bir elçiyi göndermekle iyilikte bulundu. Oysa onlar daha önce apaçık bir dalalet içindeydiler!” ve ayrıca bir nebinin duası olan Bakara / 129 "Ey Rabbimiz! Onların içinden kendilerine senin ayetlerini okuyacak, onlara Kitab'ı ve hikmeti öğretecek ve onları arındıracak bir elçi gönder. Şüphesiz sen pek yüce ve hikmet sahibisin."

Allah’ın risaletini ulaştıran Rasul, ayetleri tilavet edecektir.Bu kuran ayetlerini işitip itaat eden beşer her türlü din adına yalanlarda/hadislerden temizliyecektir; mallarından infak etmesini emrecektir. 
Yegane büyüklenecek olan Allah, benliğini/siyabını rics’den(bkn:Yunus 100) temizliyen kişiye Kitabı ve hikmeti öğretecektir. 
***
Cuma 3, Risalet görevinin halen devam ettiğini bu ayet göstermektedir. Âyetteki henüz onlara katılmamış olarak anlaşılan onlardan başkalarına ifadesiyle de, Rasûlullâh'tan sonraki insanlar kastedilmektedir. Çünkü Risalet görevi, belli bir zaman, mekan ve insanlarla sınırlı olmayıp evrenseldir:

A'râf: 157–158 Onlar ki, onlara iyiyi emreden ve onları kötülüklerden alıkoyan, temiz ve hoş şeyleri kendilerine helâl kılan, murdar ve kötü şeyleri de üzerlerine haram kılan, sırtlarından ağır yükleri, üzerlerindeki bağları ve zincirleri indiren, yanlarındaki Tevrât ve İncîl'de yazılmış bulacakları o Ümmî nebi olan elçi'ye uyarlar. O hâlde, o'na iman eden, o'na kuvvetle saygı gösteren, o'na yardımcı olan ve o'nun ile birlikte inzal edilen nuru uyan kimseler var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. De ki: "Ey insanlar! Şüphesiz ben, göklerin ve yerin mülkü Kendisinin olan, Kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan, hem dirilten hem öldüren Allah'ın, size, hepinize gönderdiği elçiyim. O hâlde doğru yolu bulmanız için Allah'a ve O'nun sözlerine iman eden, Ümmî peygamber olan elçisine iman edin ve o'na uyun." 

En'âm: 19 De ki: "Tanıklık bakımından hangi şey daha büyüktür?" De ki: "Benimle sizin aranızda Allah tanıktır. Ve sizi ve ulaşan herkesi kendisiyle uyarayım diye bana bu Kur'ân vahyolundu. Allah'la beraber gerçekten başka ilâhlar olduğuna siz gerçekten tanıklık eder misiniz?" De ki: "Ben etmem." De ki: "O, ancak ve ancak bir tek ilâhtır ve kesinlikle ben, sizin ortak tuttuğunuz şeylerden uzağım." (Ayetlerin devamında “Bu Kuranı” oğullarını tanıdıkları gibi tanıyanların uydurdukları nedeni ile Ahiretteki tanıklıkları ve yeminlerini içermektedir.)

Furkan: 1 Âlemlere uyarıcı olsun diye kuluna Furkan'ı [ayırıcı'yı] indiren ne cömerttir [ne bol nimet verendir]! 

Sebe: 28 Ve Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; velâkin insanların çoğu bilmiyorlar.

Allahın Risaleti(رِسَالَتَه) için ayetler; 


Mâide / 67 Elçi, Rabbinden sana indirileni duyur. Bunu yapmazsan O'nun elçiliğini duyurmamış olursun. ALLAH seni halktan koruyacak. ALLAH inkarcıları doğru yola iletmez.” 

En’âm / 124 Onlara bir ayet geldiğinde, Allah'ın elçilerine verilenin benzeri bize de verilmedikçe kesinlikle inanmayız, dediler. Allah, peygamberliğini kime vereceğini daha iyi bilir. Suç işleyenlere, yapmakta oldukları hilelere karşılık Allah tarafından aşağılık ve çetin bir azap erişecektir.

A’râf / 144 Dedi ki: "Musa, risaletimle ve seninle konuşmamla seni halkın üzerine seçtim. Sana verdiklerimi al ve şükredenlerden ol."

Cuma 3. ayette geçen يَلْحَقُواْ ibaresi Ali İmran 170 ayet de “ALLAH'ın onlara bolca verdiği nimetlerle neşe içindedirler. Kendilerine daha katılmamışlarına bir korku ve üzüntü olmadığını müjdelemek isterler.”
***

Cuma 4. ayette ise, Cuma 2. ve 3. ayette Ümmül Kura ve çevresini uyaran “En’am 92. Bu , ümmü’l-kurâ ve çevresindekileri uyarman için sana indirdiğimiz ve kendinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır. âhirete inananlar buna da inanırlar ve onlar salatlarını hakkıyla ikameye devam ederler.” elçiliğin Allah'ın bir lütfu olduğu, kimsenin kendini veya bir başkasını elçi tayin etmesinin mümkün olmadığı vurgulanmaktadır. 
Allahın fazlı 
Bakara 105 Kitap Ehlinden küfretmiş kimseler ve müşrikler, Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler. Allah ise, rahmetini dilediği kimseye mahsus kılar. Ve Allah, çok büyük fazl sahibidir.

Enfâl / 29 Ey inananlar, ALLAH'ı sakınırsanız (dinlerseniz), size doğruyu yanlıştan ayıracak anlayışı/farkındalık/Furkan (فُرْقَانًا) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. ALLAH Büyük Fazl Sahibidir.

Hadîd / 29 Böylece kitap halkı bilsin ki, onlar ALLAH'ın Fazlını tekelleştiremezler, tüm lütuf ALLAH'ın elindedir, onu dilediğine ve/veya dileyene verir. ALLAH Büyük Fazl Sahibidir.

***

Cuma 5 ayette geçen ayet yalanlamaya Kuran bir örnek verilir.

A’râf Suresinden
175. Kendisine âyetlerimizi verdiğimiz sonra da onlardan sıyrılıp çıkan(نْسَلَخَ bkn: Tevbe 5 , Yâsîn 37 )derken şeytânın peşine taktığı, böylece de azgınlardan oluveren o kişinin ciddî haberini onlara anlat . (الْغَاوِينَ için bkn; Hicr 42)
176. Ve eğer Biz dileseydik onu o âyetlerle yüceltirdik, ama o alçaklığa saplandı kaldı ve tutkusuna uydu. Artık onun durumu, üstüne varsan da dilini sarkıtıp soluyan, kendi hâline bıraksan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumuna benzer. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayan kavmin durumudur. O nedenle sen tefekkür etsinler [iyice düşünsünler] diye bu kıssayı iyice anlat(gününe uyarla)
177. Âyetlerimizi yalanlayıp, sırf kendilerine zulmeden o kavmin durumu ne kötüdür!
178. Allah kime yol gösterirse, işte o doğru yolu bulandır. Kimi de saptırırsa, işte onlar zarara uğrayanların ta kendileridir.
***

Cuma 6. ayet Yahudileşen kimseler, vellezıne hadu, Yahudileşenler diye çevirilir. Çünkü Kur’an da Yahudileri ifade eden üç tip ibare gelir. 

1 – yahud biçiminde gelir, 
2 – el yahud biçiminde gelir.
3 – vellezıne hadu biçiminde gelir.

Kuran ayetlerinin kelimelerini Sağ duyu sahipleri tedebbür (bkn: Sad 29, Müminun 68) yaptığında “vellezıne hadu” farklı bir mana taşır; Yahudiler değil, Yahudileşen kimseler anlamı verilmelidir. Tıpkı imana meyilli olup da iman istenilenler gibi.

NİSÂ – 136 ayetteki “eyyuhâllezîne âmenû, âminû..” ayetinde ki “ey iman edenler, … iman edin” 

Nisâ / 47 “Yâ eyyuhâ-lleżîne ûtû-lkitâbe âminû” 

Tahrîm / 7 “Yâ eyyuhâ-lleżîne keferû lâ ta’teżirû-lyevm(e)”

Yahudileşenler yalanı can kulağı ile dinler ve Risalete (Kurana) başvurmak yerine başka insanların laflarına kulak kesilenler. yuharrifunel kelime min ba'di mevadı'ıh onlar sözleri asıl bağlamlarından kopararak manalarını çarpıtırlar.

Aslında Kur’an bir indiği çağa, bir geçmişe, bir geleceğe ışık tutuyor.

'Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında ne varsa O'nundur. Senin Rabbin asla unutkan değildir.' Meryem 64

Yahudileşme özellikleri, bir dini emirde kılı kırk yarmak sureti ile(Bakara olayı gibi) kuran ile yetinmeyip detaylandırılma eğilimi, Kelimeleri tahrif etmek, Hakikati kendi ve mensuplarına tahsis, Samiri gibi rasulün izi ile kandırmak, ayetleri bir şeyler? ile örtmek. Kuran örnekler ile bu Yahudileşme özelliklerini anlatmaktadır. Günümüz de kendilerine Ehli Sünnet diye isimlendiren ehli Kitaplar da tıpkı mişna(söz) ve gamara(uygulama)’lara sahip Yahudileşmiş kimselerdir. Allahın kolaylaştırdığı dini bir takım yalanlar ile detaylandırırlar. Ellerindeki Kuranı terk ederek ittihaz ederler. Ayrıca yanında Nebileri, Alimlerini ve birbirlerini erbab ittihaz ederler (Bkn: Ali İmran 80,64 ve Tevbe 31)

Son olarak Cuma 6. ayet Yahudileri Yahudileştiren(hidayetten çıkan) İsrailoğullarını, Müslüman İsrail oğullarını Yahudileştiren(Hidayetten tevbe eden) o inanç kibrini Müslümanlardan uzak tutmak için de bir uyarıdır. Kendi dışınızda hakikat olmadığını iddia etmeyin. Kendi dışınızda ki güzellikleri görün. Onları onaylayın ve tüm güzellikleri, tüm güzel sonu, tüm nimetleri kendinize ve mensubu olduğunuz topluma, cemaate tahsis etmeyin.

Ehli Kitap Özellikleri
1- Üzerinden zamanlar geçtikçe yanlarındaki Kitabı dünya malı yığma vesilesi haline getirirler. Kitabın sadece “ehli” olmakla işin biteceğini sanırlar. “Nasıl olsa mağfiret edileceğiz” derler. (bkz. A’raf; 169). Bu nedenle en önemli özellikleri nin kendileri olduğu iddiasıyla “kurtulmuşluk vehmi” içinde olmalarıdır.
2- Öyle donmuş, katılaşmış ve taşlaşmışlardır ki ellerindeki Kitabı dünya malına alet etmeme çağrısı yapan uyarıcıları, hatırlatıcıları şaşkınlıkla karşılarlar. (bkz. A’raf; 63). Çünkü Kitâp onların tapulu malıdır, bu işin sahibi ve kompedanı onlardır. (!).
3- Bu tür uyarılarda bulunanları kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Fakat uyarıya kulak asmak işlerine gelmez. (bkz. En’am; 20). Çünkü içine girdikleri kurtulmuşluk vehmi onlara kafa konforlarını iade etmekte, asude gölgeliklerde gayet mutlu yaşayıp gitmektedirler.
4- Kendi elleriyle yazdıkları bir takım kitapları ruhanîleştirirler. “Bu Allah’tan” diyerek vehbî yolla yazdırıldığını söylerler. Dahası az bir paha (para, makam, mevki, taraftar çoğaltma, karizma, şöhret) karşılığı satarlar. (bkz. Bakara; 79). Allah’ı ve Kitap’ı bunları sağlamada kolay ve ucuz bir sermaye olarak kullanırlar. Oysa karınlarına ateş doldurduklarının farkında bile değillerdir. (bkz. Bakara; 174).
5- “Bizden başka kimse cennete giremeyecek” derler. Kendi dininden başkasını cennete layık görmezler. Oysa bu sadece bir kuruntudur. ‘Madem öyle ölümü hemen isteyin?’ deyince birden gizli günahlarını ve kötü işlerini hatırlayarak yerlerinde çakılıp kalırlar. (bkz. Bakara; 111).
6- Sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü uyarılara kulak asmazlar. Allah’ın ve Kitap’ın ellerinden gittiği vehmine kapılırlar. Kendi dışlarından bir ümminin gerçekleri onlara hatırlatması onlara zor gelir. Sülük gibi Kitap’a yapışırlar ama içinde ne dediği umurlarında bile değildir. Hiç okumamış gibi tüm uyarılara karşı arkalarını dönerler. (bkz. Bakara; 101, 179).
7- Kendilerine “iyilik, güzellik, doğruluk, dürüstlük, sevgi, vicdan, merhamet, adalet, söz, namus, vefa çağrıları nereden gelirse gelsin inanın, bunlar da Allah’tandır” denince “Biz sadece bizde olana (indirilene) inanırız” derler. Ellerindeki kitaba sıkı sıkıya sarılır, başkasını dışlarlar. Bu sözlerin sadece kendi Kitâplarında olduğunu zannederler. Halbuki o sözler evrensel olup insanlık vicdanında (basairu li’n-nâs) ve Kitabın anasında/özünde (ummu’l-Kitâp) yazılıdır. Aynı kaynaktan gelmektedir. Yanlarındaki kitabı tasdik edici, doğrulayıcı ve sürdürücüdür. (bkz.Bakara 91).
8- Allah’ın sevgi ve merhametini (rahmet) tekellerine alırlar ve kendileri dışında kimseye inmesini istemezler. (bkz.Bakara; 105). Çünkü onlar doğuştan Allah’ın ve Kitâp’ın sahibi ve varisidirler. Allah onlardan başkasının Allah’ı olamaz. Kitâp’ın, zahiren de olsa bekçiliğini yaptıklarına göre Allah yalnızca onlara çalışmalıdır (!).
9- Doğruyu yanlışla karıştırırlar, bile bile gerçeği gizlerler. İşlerine gelmeyeni görmek istemezler. Kitabın işlerine gelen yanını alır, gelmeyen yanını unutmak isterler. (bkz. Al-i İmran; 71) Özellikle de mal ve mülk ile ilgili ayetlerine fena bozulurlar.
10- Kendi kitaplarına bağlı olmayanlara karşı sorumluluk hissetmezler. Öyle ki bir dinar emanet bıraksan tepesine dikilmedikçe iade etmezler. “Ümmilere (dışımızda olanlara, dinimizden olmayanlara, kitabımıza inanmayanlara) karşı yaptıklarımızdan dolayı bize vebal yoktur.’ derler. (bkz. Al-i İmran 75). Hatta başka dinden bir kadını “cariye” yerine bile koyabilirler.
11- Okuduklarını Kitâptan sanasınız diye Kitâbı okurken dillerini eğip bükerler. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde “Bu Allah katındandır” derler. Bile bile iftira atmaktan çekinmezler (bkz. Al-i İmran; 78).
12- Dinde aşırı giderler. Allah’ı bırakıp elçisini ilahlaştırırlar. Allah’ı bırakıp Kitabını fetişleştirirler. Allah’ı bırakıp kuluna taparlar. Allah’ı bırakıp alimlerini, din adamlarını, rahiplerini, hahamlarını, müfessirlerini, müçtehidlerini, şeyhlerini, şıhlarını, kutuplarını, hocalarını, imamlarını, seyyidlerini, azizlerini, velilerini, kutuplarını, gavslarını, maguslarını, mollalarını, gurularını, racalarını Rabb ittihaz ederler. Onların sözünü Allah’ın sözü yerine koyarlar. Kitabı anlayıp gereğini yapacakları yerde onu türlü maskaralıklara alet ederler. Ayetleri muska yaparlar, ölülerin arkasından okurlar, tılsım çıkarırlar, şifre ararlar. İşaret edilen yöne gitmeyi bırakıp, işaret parmağının kendisi ile uğraşıp dururlar (bkz. Al-i İmran; 64, Tövbe; 31, Bakara; 102, Nisa; 171).
13- Allah’a ve ahiret gününe inanıyor görünmelerine rağmen dünyaya karşı insanların en açgözlüsüdürler. Hatta müşriklerden bile daha hırslıdırlar. Her biri ister ki bin yıl yaşasın. Oysa uzun yaşamak hiç kimseyi azaptan kurtarmaz. (bkz. Bakara; 96).
14- Üzerlerinden uzun zamanlar geçince kalpleri katılaşır. Kitâp artık kalplerine heyecan, ruhlarına can veremez hale gelir. (bkz. Hadid; 16). Yanlarındaki Kitâp artık bir tapınak kitabı olmuştur. Okusalar da okumasalar da fark etmez. O artık bir Kitâb-ı Mehcur’dur. (terkedilmiş, unutulmuş Kitâp). Eh, artık onun da sadece “ehli” olunur…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder