7 Kasım 2012 Çarşamba

İlah / Alihe KAVRAMI


İlah kelimesi "e-l-h" kökünden olup  çoğulu âlihedir 

Kur'ân'da ilâh kelimesi 111 defa tekil, 2 defa ikil, 15 defa çoğul olarak geçmiştir. Kur'ân'da; Allah'ın isim-sıfatı olarak kullanılmış ve "ilâh" kelimesi hep nekre olarak zikredilmiş "el-ilah" şeklinde marife olarak geçmemiştir. 
 
Allah'tan başka ilah olmadığı, Kur'ân'da;"Lâ ilâhe illâllâh", Allâh'tan başka ilâh yoktur (Muhammed, 19, Saff 35) cümlesi ile ifade edildiği gibi;

"Lâ ilâhe illâ ene", benden başka ilah yoktur (Nahl, 16/2),
"Lâ ilâhe illâ ente", senden başka ilah yoktur (Enbiyâ, 21/87),
"Lâ ilâhe illâ hû", O'ndan başka ilah yoktur (Duhân, 44/8),
"Hüvallâhü'l-vâhid", O Allah tektir (Zümer, 39/4),
"İlâhüne ilâhun vâhid", ilahımız bir tek ilahtır (Nahl, 16/22),
"İlâhüküm ilâhün vâhid", ilahınız bir tek ilahtır (Bakara, 2/163),
"İnne ilâheküm levâhid", gerçekten ilahınız elbette tektir, (Sâffât, 37/4),
"Ennemâ ilâhüküm ilâhün vâhid", ilahınız ancak bir tek ilahtır (Fussilet, 41/6),
"İnnemâ hüve ilâhün vâhid" O, ancak bir tek ilahtır (Nisâ, 4/171; En'âm, 6/19),
"İnnemallâhü ilâhün vâhid" gerçekten Allah, ancak bir tek ilahtır (Nisâ, 4/171),
"Mâ min ilâhîn illâ ilâhün vâhıd" bir tek ilahtan başka ilah yoktur, (Mâide, 5/73),
"Mâ leküm min ilâhîn ğayruhû" sizin için O'ndan başka ilah yoktur (A'râf, 7/73),
"Mâ min ilâhîn illâllâh" Allah'tan başka ilah yoktur (Âl-i İmrân, 3/62),
"E ilâhün ma'allah", Allah ile birlikte başka ilah mı var? (Neml, 27/63),
"Allahü lâ ilâhe illa hû", Allah'tan başka ilah yok sadece O vardır (Teğâbun, 64/13),
"Hüvallâhüllezî lâ lâhe illâ hû", O Allah ki O'ndan başka ilah yoktur (Haşr, 59/23),
"Hüvellezî fissemâi ilâhün ve fi'lardı ilâhün", gökte tek ilah O'dur, yerde tek ilah O'dur" (Zuhruf, 43/84), cümleleriyle de ifade edilmiştir.


Sözlük anlamı; ısınmak, alışmak, birisine aşırı sevgi ile yönelinen, kulluk edilen, kendisine kayıtsız uyulan, alışılan, düşkün olunan demektir. Karşılığı bulunmayan anlamına da gelir.

 "Ey Muhammed! Senden önce gönderdiğimiz her Peygambere; Benden başka ilâh yoktur, Bana ibâdet/kulluk edin diye vahyetmişizdir." (Enbiyâ, 25)

Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O yüce Arş'ın sahibidir. (Tevbe 129)

Şimdi bazılarının isyan edip ve ‘Lâ ilahe illallah Muhammed en Resûlallah” elimizde rehberdir diyenleri duyar gibiyim ama hemen bu hususu da açmak istiyoruz.

Allah’tan başka ilâh yoktur ve de Muhammed onun resulüdür. Buraya kadar tamam. Bu ibarenin bir arada olduğu hiçbir ifadeye Kuranda rastlayamayız. Müslümanlar arası rasul ayrımı da yapamayız. Bu noktada hem fikirsek; buradaki İlâh kelimesine dikkat çekeriz.

Burada ilâh kelimesi bizim sözlüklerimizde karşılığını bulmayan yaratıcı anlamına gelmektedir. Türkçe sözlüklerimizdeki bu çelişki ve yanlış kelime karşılığı verilişi kesinlikle affedilmez bir hatadır. İlah kelimesi otorite anlamındadır. Sözü dinlenecek yegane olan.

Kuran’da;

Yoksa , yerden birtakım tanrılar edindiler de, (ölüleri) onlar mı diriltecekler?Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka tanrılar bulunsaydı, yer ve gök, (bunların nizamı) kesinlikle bozulup gitmişti. Demek ki Arş'ın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir. (Enbiya 21/22)

Allah lafsı İslamiyet’ten önce de vardır sonucuna varabiliriz. Allah o güzel isimlerini papağan gibi tekrarlayan kullarından ziyade, varlığından haberdar olan kullarının çokluğunu ve kendisine edilen kullukta samimiyeti ister.

Kuranda ki kavimler ile Mekke’de yaşayan cahilliye dönemi Araplarına baktığımız zaman şu gerçeği görürüz. Araplar ilah manasının ne olduğunu gayet iyi biliyorlardı Çünkü ilah kelimesi sürekli dillerinde kullanılıyordu. İlah kelimesinin anlamıyla ilgili geniş kapsamlı bir bilgiye sahiptirler. Bunun için onlara "Allahtan başka ilah yoktur" denildiğinde, ne demek istenildiğini ve neye davet olunduklarını gayet iyi bir şekilde anlıyorlardı.

Küfredenler Allah’a ortak koştukları ilahlara (otoritelere) hangi yetkileri verdiklerini bilerek küfrediyorlardı. İman edenlerse Allah’ı tek ilah kabul ederken hangi otoriteleri ret ettiğini bilerek reddediyorlardı.

Allah, ayetleri ile, ortak koştukları Allah’ı tek ilah tanımaya davet ettiğinde, davete cevap verenler bilinçli olarak cevap verirken karşı olanlarsa bilinçli olarak karşı çıkıyorlardı.

Sadece Allah olduğu halde, ortak koşan müşrikler için önderleri;  yöneticileri, parti liderleri, insanın kendi nefsi, şeytan ve cinler (yabancı insanlar) olabilmektedir. Günümüzde insanların en çok içine düştüğü şirk, kendisi gibi insanları ilah edinip onları Allah’a aracı yapmak ve ortak koşmaktır.

Öyleyse bu konuda aynı görüşlere sahip olmalarına rağmen Mekke’dekiler niçin müşriktirler,onlarsa Müslümandırlar (?) Daha sonra muhatabımıza Mekke’dekilerin şirke düşmelerine birtakım yöneticilerini ve onların putlarını ilah edinmelerinin sebep olduğunu ve insanlarında ilah olabileceğimizi anlatmamız gerekiyor.

Peki ilahlaşmak nasıl olmakta. Kuradan çıkardığımız derslere bir bakalım;

[1] Allah’ın haram ve helallerine ters düşecek kurallar hükümler, kanunlar, ölçüler koymak, haram ve helaller uydurmak, batılda olsa ilahlık girişimidir.

[2] Bu şekilde bir insana tabi olmak, onun koymuş olduğu haram ve helallere, kanunlara kurallara, tamamen veya kısmen de olsa uymak onu ilahlaştırmak ve ilah kabul etmektir.

[3] Allah’ın hükümlerine inanıp, aynı zamanda böyle bir insanında hükümlerine, kurallarına uymak, o kişiyi Allah’a ortak koşmaktır.

[4] Bu şekilde haramlar, helaller, kanunlar koyanların kendilerinin ilah olduğunu
ilan etmesi gerekmemektedir. Din adamları ve bilginler toplumun karşısına çıkıp biz ilahız dememişlerdir. Bilakis kendilerini Allah’ın dinin mensupları olarak göstermişlerdir.

[5] Bu şekilde batıl bir ilaha tabi olanın, bunun farkında olmaması bir şeyi değiştirmemektedir.

[6] Batıl bir ilaha tabi olan insanın, bunun o kişiyi ilahlaştırmak olduğunun farkında olmaması, onu ilah edindiği ve Allah’a ortak koştuğu gerçeğini değiştirmez. Kuran batıl bir ilaha tabi olan farkında olsa da olmasa da bunu din adamlarını ve bilginlerini erbab edinmeyi, Allah’a ortak koşmak olarak nitelendirmiştir.

Allanın haram ve helallerine ters düşecek şekilde haramlar, helâlar, kanunlar koymanın batıl bir ilahlık girişimi olduğu bu ayet ve tarihi veri kesin bir şekilde ortaya koymaktadır.

Günümüzde bu şekilde Allah’ın hükümlerine ters düşen kanunlar, hükümler, kurallar koyan batıl ilahlar var mıdır? Çok dediğinizi duyar gibiyiz.

Biz Müslüman olmak için اَللَّهيللا  “illa Allah” demeden önce sunu diyoruz:“La İlahe” لا يلاهي“La” kelimesi Arapçada “yoktur” ve “kesinlikle kabul etmem, reddederim” anlamlarına gelir. Yani bizim imanımız, inkâr ile başlamaktadır. Yani diyoruz ki; Kanun koyucu siyasi liderleri reddediyorum. Taparcasina kendisine bağlanılan mali mülkü, popçuyu, topçuyu, paşayı, komutanı, şeyhi, mürşidi, padişahi, kralı, kadını, evlatları; kısaca her şeyi kesin bir tarzda reddediyorum. Görüyoruz ki yüregimizde imani hakim kılmak için, öncelikle bu sahte ilahlardan temizliyoruz kalbimizi. Adeta bir süpürme operasyonu gerçekleştiriyoruz.

Unutmamalıyız ki iman, moloz yığını üzerine kurulmaz. İmanımızı sağlam bir temel üzerine oturtmazsak, ahiretde “Çalışıp da boşa yorulmuş” kimseler zümresine gireriz. Rabbimiz bizleri bundan korusun. Bu temizleme operasyonundan sonra, artık “illa Allah” dememiz için bir sakınca kalmamıştır. Yani bu şu anlama gelir: Allah’tan başka ilah yoktur; Ben tüm ilahları reddettim, ancaaak Allah hariç. Benim yegane kanun ve kural koyucum O’dur. Kendisine itaat ettiğim, kuranda bildirdiği doğruları ve yanlışları ölçü kabul ettiğim sadece Allah’tır.


Dikkat edilecek bir başka noktada kelime-i şahadetin " لاَاِلَه  14; اِلاَّ اَللهُ  Allah’tan başka ilah yoktur" şeklinde ifade edilmesidir. Bu ifadeden de müşriklerin Allah’ı ilah kabul ettikleri, fakat diğer ortak koştuklarını reddedip sadece Allah’a yönelmeye davet edildikleri rahatça anlaşılabilir. Kuran inzal dönemi Araplarının şirke düşmelerine sebep Allah’ın ilahlığını yok saymaları değildi. Bilakis onlar Allah’ın ilahlığını tanıyorlardı, fakat bugün olduğu gibi bazı yöneticilerinin hükümlerini, yasalarının Hz. İbrahim’e gelen Allah’ın hükümlerine ortak koştukları için şirke düşmüşlerdir. Mülkte Allah’a ortak oldukları için şirke bulaşmışlardı.

Bugünde şirke düşenlerin bunlardan farkı yoktur. Günümüzün müşrikleri şirke düştüklerinin farkında olmayıp, nüfus kağıtlarındaki müslüman yazısına, şeytanın, ve onun evliyaları olan din adamlarının,yöneticilerinin siz Müslümansınız demelerine, sürekli veya ara sıra kıldıkları maun salatına güvenerek kendilerini Müslüman zannetmektedirler.

"O gün öyle insanlar vardırki çalışmış fakat bütün yaptıkları boşa çıkmıştır,boşuna yorulmuştur ve kızgıncana yanan bir ateşin içine yollanır" (Gaşiye Suresi.2)

İsmail, Elyesa', Yunus ve Lût'u da (hidayete erdirdik). Hepsini âlemlere üstün kıldık. İşte bu, Allah'ın hidayetidir, kullarından dilediğini ona iletir. Eğer onlar da Allah'a ortak koşsalardı yapmakta oldukları amelleri elbette boşa giderdi. (En’âm Suresi.86-88)

 (Resûlüm!) Şüphesiz sana da senden öncekilere de şöyle vahyolunmuştur ki: Andolsun  Allah'a ortak koşarsan, işlerin mutlaka boşa gider ve hüsranda kalanlardan olursun!(ZÜMER suresi 65. ayet)

Allah cc.şirk koşmaları durumunda en ufak bir taviz tanımayıp bütün amellerini, ibadetlerini boşa çıkartacağını bildirirken,günümüzde Müslümanlık iddiasında bulunanlar in, yönetici ve parti başkanlarını Allaha ortak koşup, sonra namazlarından,oruçlarından dolayı kendilerini güvende hissetmeleri büyük bir gaflettir.Bunları uyandırmak batıl ilahların getirmiş olduğu hükümleri,yolları,sosyal yaşantıyı reddetmeye böylece gerçek anlamda tevhidi kabul etmeye davet etmek Müslüman tebliğciye düşmektedir. 


Gerçek anlamda "la ilahe illallah" demek, kuranın hükümleri ile hükmetmeyen yöneticileri, birer batıl ilah olan parti başkanlarını, liderleri, demokratik, sosyalist, sosyal Demokrat, kapitalist, milliyetçi, faşist İslam dışında kalan bütün insan ürünü yönetimleri (dinleri), bunların görüşlerini, düzenlerini reddederek sadece Allah’ın düzeni olan İslâm’a yönelmeyi gerektirir.

Günümüzde olduğu gibi Allah’ın düzeni olan İslamı bir kenara çekip insanları kendi aklından ve hebalarından ürettiği kanunlarla idare eden yöneticiler eski çağlarda da olagelmiştir. Buna Kuranı Kerimden verilebilecek en güzel örnek Musa as. Zamanında yaşayan firavundur. Nitekim Musa as. Firavunun karşısına dikilip,"o göklerin ve yerin doğuyla batının rabbidir, ondan başka ilah yoktur"dediği zaman firavun ona,

Firavun: Benden başkasını tanrı edinirsen, andolsun ki seni zindanlıklardan ederim! Dedi. (Şuara Suresi 29)

Firavunun buradaki ilahlık iddiası nedir? O yerleri gökleri yarattığın mı iddia etmektedir. Hayır! Onun tek iddiası günümüzün çağdaş firavunlarının yaptığı gibi, yönetimleri altında yaşayan halkın, sosyal yaşantısını düzenlemek konusunda kanun koyma yetkisinin Allah’a değil de kendilerine ait olduğudur.

Firavun: Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilâh tanımıyorum. Ey Hâmân! Haydi, benim için çamur üzerine ateş yak (ve tuğla imal et), bana bir kule yap ki Musa'nın tanrısına çıkayım; ama sanıyorum, o mutlaka yalan söyleyenlerdendir, dedi. (Kasas Suresi.38)


Kur’an ı doğru anlamak için, önce kafamızdaki yanlış bilgilerden kurtulmalıyız. Daha sonrada Allahın Kur’an ı anlamamız için verdiği öğütleri hatırlayıp, aklımızı devreye sokmalıyız.

Bakın o zaman her şey, nasıl çok daha farklı anlaşılacak göreceksiniz.

Dileriz Rabbimizden Kur’an ın ipine sıkı sıkı sarılıp, onu anlamak adına çırpınan, en az hata yapan kulları arasında oluruz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder