24 Aralık 2012 Pazartesi

KURANA GÖRE FİTNE



Bela, imtihan, işkence olgunlaşma…

Lisan ül Arab’ın 7. cildinin 18-21. sayfalarında verilen bilgilere göre, “ateşte yakmak” anlamındaki “fetn” kökünden türemiş bir ismünnevi (tür adı) olan “fitne”; altın, gümüş gibi kıymetli madenlerin kendisiyle kaynaşmış olan değersiz maddelerinden (cüruf) ayrıştırılması, yani saflaştırılması amacı ile yüksek ateşte yakılması (potada eritilmesi) işlemidir. Bu manadan hareketle, madeni yakıp eriten (fitne işlemini yapan) ustaya “fettan” denildiği gibi, kişilerin gönüllerini sevda ateşi ile yakan kadınlara da “fettan” denilir.

“Fitne” sözcüğü sadece kıymetli madenlerin saflaştırma işleminin adı olarak kalmamış, kişilerin inançlarının, içyüzlerinin ortaya çıkarılmasında bir araç olan; mal yokluğu (fakirlik), mal çokluğu (zenginlik), hastalık, ölüm gibi durumlar ile körlük, topallık, sağırlık gibi bedensel kusurlar ve kıtlık, savaş gibi toplumsal olaylar da “fitne” olarak isimlendirilmiştir.

Sözcük daha sonraları “yakma” anlamı ekseninde; “acı çektirme, işkence, zayıf düşürme, saptırma, tartışma, deneme ve sınama” anlamlarında da kullanılır olmuştur.

“Fitne” sözcüğünün ifade ettiği eylemlere bakıldığında bu eylemlerin iki kaynağı olduğu görülmektedir:

İnsan kaynaklı fitneler, bazılarının “şeytan kaynaklı” olarak tanımladıkları da bu kapsamda olmak üzere, bizzat insanlar tarafından yapılan zulüm, işkence gibi başkalarına acı veren eylemler ile yine bizzat insanlar tarafından yapılan ve yaptırılan kışkırtma, ayartma, yanlış yönlendirme gibi toplumlarda karışıklığa, kargaşaya yol açan ve toplumun düzenini bozan eylemlerdir. Herkes tarafından görülen ve bilinen bu fitneler Kur’an’da bir çok ayette konu edilmiştir.

Allah kaynaklı fitneler ise, insanların saflaştırılmasına yönelik olan ve Müslümanların iyi bilmeleri gereken fitnelerdir. Yüce Rabbimiz, gönderdiği elçiler dahil herkesi (Müslümanları, insanları, toplumları) fitnelendirmekte; onları ateşe atıp eritmekte, cüruflarını dışa attırıp saf, arı duru hâle getirmektedir. Nitekim İbrahim, İshak ve Yakup peygamberlerin bu anlamdaki tekâmülleri Kur’an’da “fitne” sözcüğüyle değil, “ehlesna bi halisatin (mükemmel bir saflıkla saflaştırdık)” ifadesiyle anlatılmıştır. Yani, “fitne” eylemi için “halisa” sözcüğü kullanılmak suretiyle, bu sözcüklerin anlamdaş olarak kullanıldıkları belirtilmiştir.

Rabbimiz, nimet veya külfet cinsinden sabır ve sebatı gerçekleştirecek her şeyin, fitne için bir araç olduğunu bildirmiştir:

Enbiya; 35:  Her can ölümü mutlaka tadacaktır. Fitne olmak üzere sizi Biz, şer ve hayır ile belâlandırırız. Ve siz yalnız Bize döndürüleceksiniz.

“Denemek, sınamak, bitkin düşürmek” anlamına gelen “belâlandırmak” sözcüğü bir çok ayette “belâ” ve bu sözcüğün türevleri şeklinde, “fitne” sözcüğü ile birlikte olmadan yer almıştır. Ama yukarıdaki ayetin ipucu olmasıyla anlaşılmaktadır ki “belâ” sözcüğü ve türevleri, kullanıldıkları ayetlerin hepsinde fitneye yönelik kullanılmıştır. Aşağıdaki örneklerde de görüleceği gibi, ister elçilerin ister insanların tekâmülleri amaçlanarak yapılmış olan iyi ya da kötü tüm belâlandırmalar, birer fitneye yöneliktir.

Allah kaynaklı fitneler veya Allah’ın fitnelendirmesi, elçiler ve insanların olgunlaşmasına, olumlu yönde değişmesine, gelişmesine yönelik olduğu için fitne, bir tekâmül ve fiilî eğitim olmakta, fitneden geçenler de sabır ve sebat açısından güçlenmektedirler. Nitekim Kur’an’da İblis’in ve diğer şeytanların etki edemediği kullar olarak bildirilen “muhles kullar” da, fitne ve belâlarla arıtılmış, saf, arı duru hâle getirilmiş kullardır.

Rabbimiz elçilerini ve diğer insanları niçin fitnelendirdiğini şu ayetlerde açıklamıştır:

Ankebut; 2, 3:İnsanlar, fitnelendirilmeden, “İman ettik” demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?
Ant olsun ki, Biz onlardan öncekileri de fitnelendirmiştik. Ki elbette Allah, doğru kimseleri bilmektedir ve elbette yalancıları da mutlaka bilmektedir.

Furkan; 20:  Biz senden evvel de sadece yemek yiyen, çarşılarda yürüyen elçilerden gönderdik. Sizin bir kısmınızı bir diğerine fitne yaptık ki, bakalım sabredecek misiniz ve Rabbin çok iyi görendir.

Rabbimizin nasıl ve ne ile fitnelendirdiğini öğrenmek için ise, Kur’an’daki pek çok ayetten aşağıda bulunan birkaç tanesinin okunması yeterli olacaktır. Ancak ayetlerin, içinde bulundukları pasajla birlikte okunmasında daha çok yarar vardır:

Enfal; 28: Ve biliniz ki, mallarınız ve evlâtlarınız kesinlikle fitnedir. Kesinlikle de Allah katında çok büyük ecir vardır.

Ta Ha; 131:  Ve kendilerini fitnelemek için basit hayatın çiçeği olarak, onlardan kimi çiftleri kendileriyle yararlandırdığımız  şeylere (mal, mülk, evlât ve saltanata) sakın gözlerini dikme (rağbetle bakma). Ve Rabbinin rızkı daha iyi ve daha süreklidir.

Tegabün; 15: Kesinlikle mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir fitnedir. Allah ise, büyük ecir kendi katında olandır.

En’âm; 53: Ve Biz, “Allah, aramızdan bunlara mı iyilikte bulundu” desinler diye, onlardan bazısını bazısı ile fitnelendirdik. Allah, şükredenleri daha iyi bilen değil midir?

Muhammed; 31:    Kesinlikle Biz, içinizden cihad edenleri ve sabredenleri bilinceye kadar sizi belâlandıracağız. Haberlerinizi de belâlandıracağız.

Bakara; 155, 156: Ve de kesinlikle Biz sizi korkudan, açlıktan bir şeylerle; ve mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile belâlandıracağız (imtihan edeceğiz).

Başlarına bir musibet geldiği zaman “Biz şüphesiz Allah`a aidiz ve yalnız O’na döneceğiz.” diyen şu sabredenleri müjdele!

Âl-i Imran; 186:          Hiç kuşkusuz siz, mallarınız ve canlarınız hususunda belâlanacaksınız (imtihan olunacaksınız). Hiç kuşkusuz sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan bir çok eza da işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’a  takvalı davranırsanız, şüphesiz işte bu azmi gerektiren işlerdendir.

En’âm; 165:  Ve O sizi yeryüzünün halifeleri kılan, verdikleriyle sizi belâlandırmak (sınamak) için, kiminizi kiminizin üzerine derecelerle yükseltendir. Şüphesiz Rabbin, kovuşturması çabuk olandır ve şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Kehf; 7:   Biz yeryüzündeki kendisine süs olan şeyleri onların hangisinin daha güzel amel edeceğini belâlandırmamız (sınamamız) için yaptık.

Mülk; 2:  O ki, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı belâlandırmak (sınamak) için ölümü ve hayatı yarattı. O, çok üstündür ve çok bağışlayandır.

Kur’an’dan  öğrendiğimize göre Rabbimiz en başta ve en çok elçilerini fitnelendirmiş; onları eritmiş, süzmüş, arı duru, saf, katışıksız hâle getirmiştir:

İbrahim peygamber:

Bakara; 124:   Ve hani Rabbi İbrahim’i, bir takım kelimeler ile belâlandırmış (sınamış), o, onları tam olarak yerine getirince (Rabbi ona), “Ben seni insanlara imam (önder) yapacağım.” demişti. O da “Zürriyetimden de (yap!)” dedi. (Rabbi ona) “Benim ahdim zalimlere nail olmaz!” dedi.

Davud  peygamber:

Sad; 24:                     …Ve Davud, Bizim kendisini fitnelendirdiğimizi (arı duru, has hâle getirdiğimizi) iyice anladı. …

Süleyman peygamber:

Sad; 34, 35:               Ant olsun ki Biz Süleyman’ı da fitneye düşürmüştük (çeşitli badirelerden geçirerek saflaştırmıştık, olgunlaştırmıştık). Ve tahtının üzerine bir ceset bırakmıştık.
Sonra o, döndü;  “Rabbim! Beni koru (maddî ve manevî pislik bulaştırma) ve bana, benden sonra hiç kimseye yaraşmayan bir mülk ihsan et! Şüphesiz ki Sen, bol bol ihsan edensin.” dedi.

Eyüp peygamber:

Sad; 41:                     Kulumuz Eyyub’u da hatırla! Bir zaman o, Rabbine nida etmişti: “Meşakkat ve acı ile bana şeytan dokundu.”

İbrahim, İshak ve Yakup peygamberler:

Sad; 45, 46:               Güç ve basiret sahibi kullarımız İbrahim’i, İshak’ı ve Yakub’u da hatırla!
Şüphesiz Biz onları Yurt düşüncesi saflığıyla saflaştırdık (arı duru hale getirdik).  

Musa peygamber:

Ta Ha; 40:                  Hani kız kardeşin yürüyordu da, “Sizi onun bakımını üstlenecek birine götüreyim mi!” diyordu. Böylece gözü aydın olsun da kederlenmesin diye seni annene geri döndürdük. Hem sen, bir adam öldürmüştün de seni gamdan kurtarmıştık. Ve seni çeşitli fitnelerle fitnelendirdik. Sonra da yıllarca Medyen halkı içinde kaldın. Sonra bir karara göre geldin, ey Musa!

Meryem; 51:               Ve Kitap’ta Musa’yı da an/ hatırlat. Şüphesiz o arıtılmıştı, bir elçi ve peygamber idi.

Yusuf peygamberin de Yusuf suresinde anlatılan hayatı; ailesinden ayrılışı, kuyuya atılışı, köle diye satılışı, zindana kapatılışı âdeta bir fitneler zinciridir. Tümbunlardan sonra o da gerekli kıvama gelmiştir. Ve Rabbimiz onu “…. Şüphesiz o arıtılmış (arı duru saf hale getirilmiş) kullarımızdandı (Yusuf; 24). diyerek insanlığa tanıtmıştır.

Peygamberimiz ile ilgili fitneler zinciri ise; o henüz doğmadan babasının ölümü sonucu dünyaya yetim olarak gelmesiyle başlamış; küçük bir çocukken annesinin ölümü sonucu öksüzlük, dedesi ve amcasının himayesinde sığıntılık, fakirlik, çocuklarının ölümleri, müşriklerin sözlü ve fiilî tacizleri şeklinde sürmüş; Kur’an’da ve tarih kitaplarında yer alan daha nice sıkıntılar ile hayatının sonuna kadar devam etmiştir.
Toplum önüne gönderilen peygamberlerin tümü, yukarıda anlatılanlara benzer şekilde Allah kaynaklı fitnelerden geçerek fiilen eğitilmişler, saflaştırılıp olgunlaştırılmışlardır. Çünkü onların sabır ve sebat konusunda iyi, dayanıklı duruma gelmeleri ve davet görevlerinde duygusal olmamaları, hevalarına uymamaları, hakktan sapmamaları, kısacası görevlerinde başarılı olmaları gerekmektedir.
Rabbimizin insanlar için uygun görüp uyguladığı bu sistem, bir buğday tohumunun “nimet” hâline gelme süreci ile büyük benzerlik göstermektedir. Ekim ile toprağın içine hapsedilen buğday tohumu, toprağın içinde çatlar ve toprağı delerek dışarıya doğru hareket eder. Toprağın üzerine çıktığı zaman ise yağmurla, soğukla karşılaşır, kızgın güneşin altında sararıp olgunlaşır. Fakat bu olgunluk yeterli değildir; orakla beli kesilir, harmanda dövülür, değirmende ezilip öğütülür, bu da yetmez, fırında ateşe atılır. İşte bir buğday tohumu bile, bunca aşamalardan sonra sofralarda “nimet” olarak yerini alır.

Sonuç olarak; Kur’an’da 85 yerde geçen “fitne” ve bu kökten gelen diğer sözcükler; “ateşte yakma, acı çekme, saflaştırma” anlamı ekseninde anlaşılmalıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder