27 Eylül 2012 Perşembe

İçiniz Rahat Olmasın !


Allah’ın mümin kulları için en önemli farz ibadeti İslam’ı tebliğ etmektir. Kişi namaz kılabilir, oruç tutabilir, zekat verebilir, arkadaş ortamlarında Allah’ı anabilir, Kuran okuyabilir… Ancak diğer insanların da Allah’ı tanıması, sevmesi, O’ndan sakınarak yaşaması için çaba sarfetmiyorsa ve İslam’a karşı olan felsefe ve akımlarla mücadele etmiyorsa, en büyük ibadetlerden biri olan tebliği yerine getirmemiş olur.
Müminler için tüm ayetler, istisnasız yerine getirilmesi gereken kesin emirlerdir. Tebliğ ibadetinin nasıl yapılacağı konusundaki yöntemler de, Kuran’daki kıssalarda açıkça anlatılmıştır. Ancak burada tebliğ yöntemlerinden değil, Kuran’a göre tebliğ ibadetinin önemi ve önceliği konusundan bahsetmek istiyorum.
Kuranda geçen Nebilerin hayatına baktığımızda, ırk, dil, din, cinsiyet ayırmaksızın herkese tebliğ yaptıklarını görürüz. Bir kısım insan kitap ehline, dinsizlere ya da kadınlara tebliğ yapılmaz der. Ancak savundukları bu konu, dinleri konusunda kendi gevşekliklerine bir kılıf uydurmaktan başka birşey değildir. Çünkü tüm nebiler İslam’ı yaymak için kitap ehline de, firavun gibi azılı bir ateiste de, Sebe Melikesi Belkıs gibi bir bayana da tebliğ yapmışlardır.
Allah Nur Suresi 55. ayette, İslam’ı dünyaya hakim edeceğini müjdelemiştir. Şu ana kadar İslam tüm dünyaya hakim olmadığına göre, içinde olduğumuz ahir zamanda bu müjde gerçekleşecek demektir. (Allah en doğrusunu bilir) Herkes evinde oturup sadece namaz kılar, yılda bir ay oruç tutar, arada da fakir doyurup geri kalan zamanını tv karşısında, hafta sonları piknikte, yazın tatilde…. geçirirse bu, kişinin kendi nefsine yaptığı büyük bir zulüm olur.
Ortalama 60-70 yıl süren yaşamımızın yarısının uykuda, büyük bir kısmının da yıkanmak, tuvalete gitmek, yemek yemek gibi eksikliklerimizi gidermek için geçtiğini düşünürsek, geriye Allah’ı razı edebileceğimiz 4-5 yıl gibi kısa bir zaman kaldığını görürüz. Bu 4-5 yıllık süreyi de içinde hiç Allah rızası barındırmayan, sadece nefsi tatmin etmeye yönelik keyfi eylemlerle geçiriyorsa insan, kendini güzel iş yapmakta sanırken, yapıp ettiklerinin de boşa gittiğini farkedemeyebilir.
“Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar.” 
(Kehf Suresi, 104)
Allah’a inandığını söyleyen pek çok insana rastlarız hergün. Ancak inandığı Rab’binin dininden ve Kitabı olan Kuran’dan habersizdir çoğu. Hapisaneler Allah’a inanıyorum diyen hırsızlar, katiller, tecavüzcülerle doludur. Bu kişilerin çoğu yüzeysel bir bakışla dine bakarlar. Dilleri Allah’ın varlığına inandığını söylerken kalpleri bunu tasdik etmez. Allah’ın büyüklüğünü, gücünü, ölüm ve ahireti kavrayamadıkları ve üzerinde düşünmedikleri için kolaylıkla kötülüklere bulaşabilirler.
Çevremizde bulunan bu kişilerin işlediği her suçtan bir anlamda bizlerde sorumlu oluruz. En büyük ibadetlerden olan tebliği yerine getirmiş olsak, Allah’ın büyüklüğünün kavranmasına vesile olacak olan iman hakikatlerini, Kuran mucizlerini gece gündüz her ortamda anlatsak, insanları güzel ahlaka teşvik etsek elbette artan bu vahşet haberleri de zamanla yok olup gidecektir.
Kuran’ın geneline baktığınızda aynı konuların çok kere tekrar edildiğini görürsünüz. İslam’ı tebliğde tekrar ve telkin çok önemlidir. Bir konu farklı şekillerde defalarca anlatılabilir. İnsanların şuuru şeytani sistemin telkinleri ile o kadar kapanmıştır ki; bu kirliliğin açılması zaman alabilir. ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ mantığı şeytanın telkinlerinden biridir. Bu zihniyette olan insan evinde çoluğu cocuğu ile rahatsa, ticari işleri de yolunda ise, rahatını kaçıracak konulara girmek istemez. Mesela İslam’ı gece gündüz tebliğ etmesi, ihtiyacından arta kalan malının tümünü Allah’ın dinini yaymak için kullanması, Rab’binin nimetini durmaksızın anlatması gerektiği emredilen ayetler hatırlatıldığında nedense duymazdan gelir. Çünkü bu ayetleri yerine getirecek olursa, nefsinin isteklerine engel olması gerekecek, bu da ona zor gelecektir.
Ama aynı kişiler, evde pijama mücahitliği yaparken, İslam’ı gece gündüz tebliğ eden, hayatını Allah’a adamış, bu uğrurda nefsinin tüm istek ve tutkularını arkada bırakmış, maddi manevi tüm imkanları ile küfre karşı dünya çapında mücadele veren insanlara dil uzatmayı da en büyük ibadet sayarlar. Hapisaneler dolup taşmış, ‘İslam ülkeleri küfrün zulmüne uğruyormuş, medya şeytanın elinde oyuncak olmuş’ umurlarında bile olmaz. Böyle müşrik ve münafık karakterlerinin de ifşa edilmesi ve Kuran’la bu kişilere karşı mücadele verilmesi, onların da Kuran’a davet edilmesi çok acil ve önemli bir konudur. Çünkü iman etmemiş insanların çoğu Kuran ahlakından uzak, hurafeleri din diye yaşayan ve kendisini dindar zanneden yobaz güruhun yaşadığını İslam zannederek dinden uzaklaşmışlardır.
İslam’ın kolaylık dini olduğu, sevgi ve barışı esas aldığı, temizliği, kaliteyi, görgü, bilgi ve bilimi emrettiği her ortamda anlatılmalı ve gösterilmelidir. İnsanları terslemek yerine sözün en güzel olanı ile hitap edilmelidir. Ayette Rab’bimizin bildirdiği üzere tebliğ yapılan kişiye nefsine yönelik güzel ve etkileyici sözler söylenmelidir. Tebliğ yapan kişi ayaklı Kuran gibi olmalıdır. Her tavrı, eylemi veya sözü ile güzel ahlakı insanlara tebliğ etmelidir. Bunu üç kişi yapar, derken beş olur, derken on… Bir de bakarsınız ki Kuran ahlakı tüm dünyaya yayılmış.
Sizlerin bu şerefli ibadeti yapmak için engeliniz nedir? Unutmayın, engel olarak sunacağınız herşey, şeytanın dosdoğru yolunuza kurduğu tuzaklardan başka birşey değil. İster şeytanın eğri yolunu tercih edersiniz, isterseniz de Allah’ın dosdoğru yolunu. Ama bilin ki bir orda iki burda olmaz. Ecir fırsatlarının bol olduğu bu muhteşem dönemde ister üçlü koltuğunuzda uzanıp dizileri izlerken uyuyun, ister İslam’ı tebliğ edip uyanın ve uyandırın. Tercih sizin. Ahirette uyandığınızda çok geç olabilir. İnşaAllah…

Önemli emir; TEDEBBÜR

Sana indirdiğimiz bu kitap kutludur; ayetlerini tedebbür etsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar. Sâd / 29

Şu Kur'an'ı bir iyice tedebbür etmezler mi, yoksa evvelce gelip geçen atalarına gelmeyen bir şey mi geldi onlara? Mü’minûn / 68

Kuran'ı tedebbür etmiyorlar mı? ALLAH'tan başkasının olsaydı onda bir çok çelişki bulacaklardı. Nisâ / 82

Onlar Kur'an'ı tedebbür etmiyorlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitleri mi var? Muhammed / 24


يتدبرون ve يدبروا kelimeleri bu ayetlerde kullanılmış. Bu kelimenin kökenini tedebbür edelim. Bakalım neler çıkacak.

Kur’an kendisinin  okunmasını  istemekle yetinmeyip, daha ileri giderek tedebbür edilmesini istemektedir.


Tedebbür, bir konun, bir kelimenin kökenine inerek arkasındaki hakikatin araştırılmasıdır. Bir nevi sorun için Tedbir alma eylemidir. Zaten tedbir de tedebbür ile aynı köktendir. Kuranı tedebbür eden kişi tedbir alabilir.

Kuranın tedebbür edilmesi ile, onun tertil ile okumanın ve hayata geçirmenin arasında çok büyük bir yakınlık  vardır. Kuran, içerisinden dersler çıkarılacak bir çok öğe barındırmaktadır. Zira bu kuranın evrenselliği yani bütün çağlara hitabeti ile ilgilidir.

Kurandan dersler çıkartarak yararlı bilgi üretmek, hayatın sorunlarını kurana arz edip tedbir alma eylemi şu zaman şartlarımızda ne kadar önemlidir! Bunun farkına varmak gerekmektedir. Zira önce ki kitap sahipleri kelimeleri mevazinlerinden (asıl anlamlarında) kaydırmış, dini terimleri tahrifata uğratmışlar idi. Bunun için tedebbür, Kuran için elzem bir uygulamadır.


“Dübür” arka demektir. Eğer tedebbür, bir kelimenin kökenini yani etimolojisi için kullanacak isek,  Bu eylem Kuran için çok önemli bir olaydır. Bu Kuran’ın ardın sıra gidilmesi, okuduğumuz ayetlerin hayata aşama aşama (tertil) aktarılması, Kuran kelimelerini derinlemesine irdenlenmesi olacaktır.

Bu bağlamda Kuranın tedebbür edilerek okunması, sebep ilişkilerin incelenmesi ile bir okuma eylemi anlamına gelir. Zira tertil üzere okuma bir emridir. Çünkü bu ağır yük hemen hayata aktarılacak bir husus değildir.(Bkn; Müzemmil suresi)

Rabbim bizleri Kuranı  tedebbür ederek; tertil ile hayata aktaran kullarından eylesin.



26 Eylül 2012 Çarşamba

Mehcur Kuran ve Hadisler



Ehli sünnetçiler Kuranı terk ettiklerinden, alimlerine Kuran hakkında en temel soruları sorduğunuzda bile size aptal aptal baktıklarını göreceksiniz. Özellikler hadis konusunda ciddi yalpalamaları vardır. “Hadisler niçin çok sonraları yazıldı sorularına” Şeytanca “Çünkü ayetler ile karış” cevabını vermektedirler. Bu şeytanlar Allah “yemin olsun, eğer insu cin şu kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere bir araya toplansalar, birbirlerine de destek olsalar, onun bir benzerini yine de ortaya getiremezler.”isra 88  ve “Eğer doğru iseler onun benzeri bir hadis (söz) getirsinler”.52:34 ayeti ile cevap vermekte; bu cevabı alan şeytanlar da aptal aptal bakmaktadırlar.

Düzinelerce ayet  referans verdiğimiz halde, bu ayetler ehli sünnetçiler çok yabancı gelmektedir. Neden? Çünkü bunlar hiç bir zaman bu ayetlerin gerçek anlamlarına dikkat etmemişlerdir.

Onun içindir ki Allah Resulü bir gün bu şikayette bulunacaktır.

Furkan 30 RASUL der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı büsbütün terk ettiler.(elde tuttukları halde terk etmek.)

Ve kale rasulü ya rabbi inne kavmit tehazu (ELDE TUTMAK) hazel kur'ane mehcura (TERK,HİCRET)

Alimlerin yaptıkları budur işte. Kuranı terk ettiler. Peki Bu ulema ne biliyor dersiniz ? Onların bilgileri sahte hadislere dayanan parçalı  bulutlu bilgidir. Hatta şunu açıkça diyebiliriz ki, hadisleri bile doğru dürüst bilmiyorlar. Bildikleri kuruntudan ve hocalarının birbirlerine kitaplar şeklinde aktarıp, kuranın deyimi ile atalar dinini nesillere aktarmaktan ibarettir. Dikkat etmez ise şu ayet bir uyarı verir..


  A’râf / 38"Sizden önce geçen İns-ü Cin topluluklarıyla birlikte ateşe girin," dedi. Her ne zaman bir topluluk girdiyse bir öncekine lanet etti. Hepsi oraya vardığında sonrakiler öncekiler için: "Rabbimiz, bizi bunlar saptırdı. Bunlara ateşten bir kat daha fazla azap ver," dediler. "Hepsi için iki kat vardır. Ancak bilmezsiniz," dedi.
Ehli sünnetçiler en büyük iddialarından biride  Buhari tarafından yazılan hadislerin Kurandan sonra ikinci kaynak olduğudur. Diğer iddiaları da Allah’ın anlaşılması için kolaylaştırdığı  Kuranın, hadisler olmadan Kuranın anlaşılmayacağıdır.

Bu ayet Kurana tam 4 defa tekrar edilmektedir.

54:17Andolsun biz Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. öğüt alan yok mu?

Bu ayetin aynısı şu surelerde tekrar edilmektedir. 54:22, 54:32 ve 54:40.


 İnsanoğlunu  Kurandan ögüt almaları için Allah Kuranı kolaylaştırmıştır. Aslında bu gayet basit bir mantıktır. Eğer  Kuran insanlığa yol gösterici ise açık ve anlaşılır olması gerekir. Tekrar etmek gerekirse Ehl-i Sünnet alimleri Kuranın Buharinin hadisleri olmadan anlaşılamayacağını iddia ederek bu ayetleri red etmektedirler.

Bununla birlikde Bu ehl-i Sünnet alimleri Buharinin uydurma hadislerini  ilk sayfadan son sayfaya kuran karşılaştırarak ve düşünerek okumamışlardır. Eğer bunu yapmış olsalardı, Buharinin uydurma hadislerinin  Kurandaki ayetlerden  sadece 1/3 açıklamaya çalıştığının farkına varacaklardı. Bu basit bir dille şu demektir. Kuranın tamamını açıklayacak kadar yeterli Buhari hadisi yoktur.Medine Münevvere Üniversitesi tarafından yayınlanan Dr Muhammad Muhsin Khan yazdığı şu kitapta  SIK SIK şu sözler ile karşılaşırsınız. Bu konuda bir hadis yoktur diye. (Sahih Bukhari, Volume 6 - Tafsir of the Quran, translation by Dr Muhammad Muhsin Khan, University Medina Al Munawwara).

Başka bir deyiş ile Buhari Kurandaki 28 sure için herhangi bir hadis kayıt edemediğini kabul etmiştir. Bu basitce Kurandaki 114 surenin yuzde 25 denk gelmekdedir. Hatta geriye kalan hadilserde supheli. Bu sartlar altinda Buharinin hadislerini Kurandan sonra ikinci kaynak oldugunu iddia etmek kafadan hasta olanlarin bir tarifinden baska bir sey degildir. Zaten o hadislerin bir çoğu Tevrat ve o bölgenin eski dini zerdüşlük esinlenmelidir. Kuranı temiz(geçmiş bilgi ve dinlerden arınmış) olmayanlardan başkası, irtibata geçerek, gerçek ile ilişkilendirip anlayamaz zaten.


 Vakıa 75.Hayır! Necmlerin (ayet öbek grup) yerlerine yemin ederim ki, 76. Bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir.77.Şüphesiz bu, değerli bir Kur'an'dır, 78. Korunmuş bir kitaptır. 79. Ona ancak temizlenenler temasa geçer.

Genelde Buharinin Hadislerinin senedi konusunda gösterdiği titizlikden övunç ile bahsedilir. Bütün bu komik ve şahane övgülere rağmen  Sahih Buharinin İmam Buhari tarafindan yazıldığına dair hiç bir delil yokdur.


 Senet konusunda şu ayete dikkat edelim. Nebinin bilmediği münafıkları siz veya buhari mi bildi? Kuran münafık özelliklerini anlatır sadece.

 Tevbe 101  Hem etrafınızdaki a'râbîlerden Münafıklar var, hem de Medine ahalisinden nifakta idman edenler, sen onları bilemezsin, onları biz biliriz, biz onları iki kerre tazib edeceğiz, sonra da büyük bir azâba itilecekler.

Ehli Sünnet ulemasının kendi kabullerine göre, Buhari Kitapları bize tek bir kaynak olarak gelmemiştir. Onun yerine kabul gören  değişik rivayetlerden seçilen AL-Kushaymaninin (d.389) Buharinin ögrencilerinden Al Firabri dayanarak oluşturduğu kaynaktır.

Bunun adı: Ulema dansı yada iki yüzlülüktür. Bu ulemanın gönül rahatlığı ile İmam Buhari tarafindan yazılmıştır diyebilecekleri tek bir kaynak yoktur. Böyle bir şey yoktur. Aslında elimizde olan 600 senelik  bir zaman süreci içerisinde parçalardan derlenerek toplanan eserler var.

Aslında bu ulema içi boş yalanlar üzerinde durduklarının farkındadırlar.. Bu yalanlarını saklamak için daha fazla yalan uydurmaktadırlar. Buharinin bütün uydurma eserlerin yazarı olmadığı gerçeğini saklamak için,  buharinin Büyük Sahihi hakkında 70 civarı derleminin yazıldığını söylerler. Bu onlara aslında yardım etmiyor.

Bu ulemaya göre, bu derlemelerin en meşhuru İmam Ibn-i hacer El- Askalani tarafından yazılan Fetih El- Bari (Yaratıcının Zaferi) adli eserdir.  Yazarının ilgili Arapça bilimlerine olan hakimiyeti, incelediği hadislerden anlam çıkarabilme yeteneği ve değişik rivayetler arasındaki  farklılıkları düzeltme yeteneği yüzünden en güvenilir kaynak kabul edilmiştir. Buhari tarafından yazılmış bir Sahihi Buhari yoktur. Peki ne vardır. El- Kushmayhani (d.389) tarafından Buharinin öğrencilerinden  El Fabri dayanarak yazdığı derleme vardır. İbn-i hacer ve onun derlemesini su web sitelerinden google çeviri aracılığı ile okuyabilirsiniz. (http://www.central-mosque.com/biographies/asqalani2.htm  ve http:// www.thesaurus-islamicus.li)


Ehli Sünnet ulemasının açıkça kabul ettikleri gerçek şudur. Buharinin Uydurma hadisleri Ibn-i Hacer El Askalani(Ibnu Hajar Al Askalani) tarafından ortaya çıkarılmış bir derlemedir.

Ibn-i Hacer El Askalani Hicri 256 yılında ölen Buhariden 596 sene sonra olduğundan Buhariyi hiç görmemiştir. Bu ehli sunnet ulemasi Buharinin hiç bir zaman bütün bir kitap yazmadığını kabul etmektedirler. Unutmayalım ki, o zamanda ne matbaa nede fotokopi makinası vardı. Şimide en önemli ve can alıcı soru Şu: Nasıl olurda Ibn-i Hacer  hiç olmayan bir kitap hakkında derleme yapar ?

Şimdi bu garip sorunun farkında olan Ehli sünnet uleması bu boşluğu doldurmak için, İbn-i hacerin derlemesini diğer bir alim olan ve hicri 389 yılında ölen El Khushaymaninin derlemelerine dayanarak yazdığını söylerler. Böylece iki yazar arasındaki boşluğu  463 yıla düşürürler. Simdi İbn-i hacer ile El Khushaymani derlemeleri arasındaki yıl farkı 463 yıla düşmektedir. El- Khushaymani derlemeleri tek bir kaynak olarak hiç bir zaman var olmamıştır.

Khushaymani ile Buhari arasında  133 yıl fark vardır. Şimdi bu açığı kapatmak için araya El Firabri (Muhammed ibni Yusuf Ibni Matar el Firabri (231-320)  256 yılında ölen buhari ile 389 yılında ölen Khushaymani ve 852 yılında ölen Ibn-i hacer arasındaki kayıp bağlantıyı sağlamak için araya sokulur. Şimdi araya diğer isimleri soksak bile Buhari ile Ibni hacer arasında  596 yıl vardır. Ehli Sünnet ulemasının kendi kabulüne göre Ibni Hacerden önce hiç bir zaman tam bir Buhari hadis kitabi yoktur.

 “Hadis ravilerinin biyografilerini ele alan kitaplar, genellikle onların hadis öğrenimi, hocaları, öğrencileri, kitapları, rivayet ehliyeti (cerh ve ta’dil açısından durumu) gibi doğrudan hadis rivayetini etkileyen yönlerine öncelik verirlerBir ravinin medeni hali, çocuk sayısı vsgibi ailevi bilgileri, hadis rivayetiyle doğrudan ilgili olmadığı için üzerinde durulmazSadece Buhari, Müslim gibi hadisçiler değil, mezhep imamları gibi en çok tanınan âlimlerin bile hayatları bu yönüyle fazla bilinmezBuhari’nin ailesi hakkındaki bilgilerimiz bu yüzden yetersizdir ama hocaları (mesela İbn Mende (ö395/1005) Tesmiyetu Şuyuhi’l-Buhari’sinde, Buhari’nin 309 hocasını tanıtmıştır), hadis yolculukları, öğrencileri, kitapları, nisbesi, doğum ve ölüm tarihleri gibi hadis rivayetiyle ilgili yönleri ayrıntılı bir şekilde bilinir.el-Camiu’s-Sahih’in müellif nüshası günümüze ulaşmamıştırGünümüzde mevcut Sahih-i Buhari nüshaları, Ali bMuhammed el-Yunini (ö701/1301) tarafından Buhari’nin meşhur talebelerinden el-Firebri’nin nüshasına dayanılarak hazırlanan nüshaya dayanmaktadırFirebri’nin kendi nüshasını, hocası Buhari’den iki defa dinlediği rivayetedilir
DoçDrHüseyin Hansu  İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalı Öğretim Üyesi”


216. yıllardan kalan el yazmaları günümüze ulaşırken din için çok önemli sayılan yazmaların olmaması çelişki değil midir.

Okuyucunun açıkça görebileceği gibi aralarında  463 yıl fark olan El Askalaninin derlemelerini Kushaymaninin derlemeleri üzerine yaptığını söylemek koca bir yalandan başka bir şey değildir.

Bu yorumu diğer 70 derleme içinde yapabiliriz. Kafa karıştıran diğer 70 derlemenin her bir kendi kaynaklarına sahip olduklarında birbirlerinden farklıdırlar. Bu 70 derlemin her biri kendi Kushaymani, Ibni hacerleri, Fiabrislerini ortaya çıkarmışlardır. Her birinin 400, 500, 300 yıllık açıkları vardır. Bu tahmine dayalı kaynaklar Ehli sünnetçilerin dininin kaynagidir. Hele şiilere bakarsanız durum daha da kötudur.

 (Tarihi bilgiler için Dr.Mehmet EREN Selçuk ünv. Yusuf Ağa Kütüphanesinde hadise dair önemli Eserler adlı yazı Sosyal Bilimler Enstitü dergisi )

Şimdi bu Ehli Sünnet ulemasının Ibn-i Hacer hakkında ne söylediklerine bir göz atalım.

"Ibni Hacer Askalani,  SIK SIK kaynak olarak kullanırken, neden yaptığını detaylı olarak anlatır ve neden kullandığını yazar. Bu yüzden onun aktardığı rivayetlerde icazet sahibi olduğunu gösterir.

Bir başka deyiş ile,  Buhari hadiserinin değişik rivayetleri olduğundan, Ibni Hacer Sahihi Buharinin nasıl olması gerektiğine karar vermiştir. Ibni Hacerin bir tahmin oyunu, bugün elimizde Sahihi Buhari olarak durmaktadır.

Bütün bulara rağmen ulema arasında karışık tartışmalar olmadan ancak  bir kaç hadisin anlaşılabileceğini iddia ederler..

Bu ulemaya göre hadis Kuranı açıklar, hatta gördüğünüz gibi karışık tartışmalar olmadan hadisin bile anlaşılamayacağıni iddia ederler.

Alemleri, gökyüzünü, hayvanları ve insani yaratan Allahın Kurandaki mesajını  anlamak için ulemanın kendi arasında  yapacağı tartışmalara dayanmanız gerektiğini söylüyorlar. Bunun takdirini sizlere bırakıyorum….


 Ta-ha 95. Musa: Ya senin zorun nedir, ey Samiri? dedi. 96.O da: Ben, onların görmediklerini gördüm. Zira, o elçinin izinden bir avuç alıp onu  attım. Bunu böyle nefsim bana hoş gösterdi, dedi.

 Günümüzde de Samiriler rasulün izinden gittiklerini söylemekte ve  yaptıklarını hoş görmektedirler.

"Değil mi ki en gelenekçi nakilcisi bile kitabın ne demek istediğini yorum ediyor, bu durumda halen aklı değilde, nakli merkeze alıyormuş gibi yapmak, tutarsızlık değil de nedir?"

Yahudileşme ve Ehli Kitap


1. Göklerde ve yeryüzünde olan şeyler, Melik, Kuddûs, Azîz ve Hâkim Allah'ı tesbih ederler.
2–3. O, Ümmiler içinde, kendilerinden olan, onlara ve henüz onlara katılmamış olan onlardan başkalarına Allah'ın Âyetlerini okuyan, onları arındıran, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir elçi gönderendir. –Onlar, önceden apaçık bir dalalet içinde olsalar da.– Ve O, Azîz'dir, Hakîm'dir.
4. Bu [elçi gönderimi], Allah'ın, dilediği kişiye verdiği lütfudur. Ve Allah, büyük lütuf sahibidir.
5. Kendilerine Tevrât yükletilip de sonra onu taşımayan kimselerin durumu, kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın Âyetlerini yalanlayan toplumun misali ne kötüdür! Ve Allah, zâlimler toplumuna hidâyet etmez.
6. De ki: "Ey Yahudileşmiş kimseler! Eğer insanlar arasında yalnız kendinizin Allah'ın velileri olduğuna inanıyorsanız, eğer doğru kimseler iseniz hemen ölümü isteyin."
7. Oysa onlar, ellerinin önden gönderdiği şeyler yüzünden, onu [ölümü] asla istemezler. Ve Allah, zâlimleri çok iyi bilendir.
8. De ki: "Şüphesiz sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, mutlaka size kavuşacaktır. Sonra görünmeyeni ve görüneni bilene döndürüleceksiniz. O, size yapmış olduğunuz şeyleri haber verecektir."
 (Cuma/1-8)
***
Cuma 1. ayette geçen Allahın isimleri Kuranda Melik kelimesi başta kullanılması ile bir yerde daha geçmektedir. Haşr 23. ayette “…Melik'tir; Kuddûs'tur; Selam'dır; Mü'min'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır;”
Surenin başı yer ve göğün içindekilerin tesbihinden bahsetmektedir. Bu yer ve gök Allahın mülkü olup ardından gelen isim ilk başıda melik ismidir. Mekkenin ileri gelenlerinin sorunu da mülkiyet idi. Kuran, Allah’ı ilah, rab ve melik olmasını ön plana çıkarmaktadır. Rab özeliğinden sonra melik özelliği sıralamalarda kendini gösterir. Bkn: Nas Suresi
Rab özelliğini hazmeden Mümin Yerin ve göğün Meliğinin emrindedir.
***

Cuma 2. ayette geçen بَعَثَ kelimesi Furkân / 41” Seni gördükleri zaman, seni yalnızca alay konusu edinmektedirler: 'Allah'ın, elçi olarak gönderdiği bu mu?'” ile geçmektedir. Bu elçi gönderme Allahın bir fazlı seçimi olduğunu; Cuma 4. ayette elçiliğin Allah'ın bir lütfu olduğu, kimsenin kendini veya bir başkasını elçi tayin etmesinin mümkün olmadığını vurgusu; Kuranın kendi kendini açıklama özelliği gereği Zuhruf Suresi 31-32. ayetlerde görmekteyiz.

Zuhruf: 31–32 Yine onlar, "Bu Kur'ân, şu iki şehirden bir büyük adama indirilmeli değil miydi?" dediler. Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Şu basit hayatta [dünya hayatında] onların geçimliklerini aralarında Biz paylaştırdık Biz. Birbirlerine işlerini gördürsünler diye Biz, onların bir kısmını bir kısmının üzerine derecelerle yükselttik. Ve Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır. 
Yine Cuma 2. ayette ki ibarler (ويعلمهم الكتاب والحكمة)Ali İmran 164 ayette “ALLAH inananların içinden, onlara ayetlerini okuyan, onları arındıran, onlara kitap ve bilgelik öğreten bir elçiyi göndermekle iyilikte bulundu. Oysa onlar daha önce apaçık bir dalalet içindeydiler!” ve ayrıca bir nebinin duası olan Bakara / 129 "Ey Rabbimiz! Onların içinden kendilerine senin ayetlerini okuyacak, onlara Kitab'ı ve hikmeti öğretecek ve onları arındıracak bir elçi gönder. Şüphesiz sen pek yüce ve hikmet sahibisin."

Allah’ın risaletini ulaştıran Rasul, ayetleri tilavet edecektir.Bu kuran ayetlerini işitip itaat eden beşer her türlü din adına yalanlarda/hadislerden temizliyecektir; mallarından infak etmesini emrecektir. 
Yegane büyüklenecek olan Allah, benliğini/siyabını rics’den(bkn:Yunus 100) temizliyen kişiye Kitabı ve hikmeti öğretecektir. 
***
Cuma 3, Risalet görevinin halen devam ettiğini bu ayet göstermektedir. Âyetteki henüz onlara katılmamış olarak anlaşılan onlardan başkalarına ifadesiyle de, Rasûlullâh'tan sonraki insanlar kastedilmektedir. Çünkü Risalet görevi, belli bir zaman, mekan ve insanlarla sınırlı olmayıp evrenseldir:

A'râf: 157–158 Onlar ki, onlara iyiyi emreden ve onları kötülüklerden alıkoyan, temiz ve hoş şeyleri kendilerine helâl kılan, murdar ve kötü şeyleri de üzerlerine haram kılan, sırtlarından ağır yükleri, üzerlerindeki bağları ve zincirleri indiren, yanlarındaki Tevrât ve İncîl'de yazılmış bulacakları o Ümmî nebi olan elçi'ye uyarlar. O hâlde, o'na iman eden, o'na kuvvetle saygı gösteren, o'na yardımcı olan ve o'nun ile birlikte inzal edilen nuru uyan kimseler var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. De ki: "Ey insanlar! Şüphesiz ben, göklerin ve yerin mülkü Kendisinin olan, Kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan, hem dirilten hem öldüren Allah'ın, size, hepinize gönderdiği elçiyim. O hâlde doğru yolu bulmanız için Allah'a ve O'nun sözlerine iman eden, Ümmî peygamber olan elçisine iman edin ve o'na uyun." 

En'âm: 19 De ki: "Tanıklık bakımından hangi şey daha büyüktür?" De ki: "Benimle sizin aranızda Allah tanıktır. Ve sizi ve ulaşan herkesi kendisiyle uyarayım diye bana bu Kur'ân vahyolundu. Allah'la beraber gerçekten başka ilâhlar olduğuna siz gerçekten tanıklık eder misiniz?" De ki: "Ben etmem." De ki: "O, ancak ve ancak bir tek ilâhtır ve kesinlikle ben, sizin ortak tuttuğunuz şeylerden uzağım." (Ayetlerin devamında “Bu Kuranı” oğullarını tanıdıkları gibi tanıyanların uydurdukları nedeni ile Ahiretteki tanıklıkları ve yeminlerini içermektedir.)

Furkan: 1 Âlemlere uyarıcı olsun diye kuluna Furkan'ı [ayırıcı'yı] indiren ne cömerttir [ne bol nimet verendir]! 

Sebe: 28 Ve Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; velâkin insanların çoğu bilmiyorlar.

Allahın Risaleti(رِسَالَتَه) için ayetler; 


Mâide / 67 Elçi, Rabbinden sana indirileni duyur. Bunu yapmazsan O'nun elçiliğini duyurmamış olursun. ALLAH seni halktan koruyacak. ALLAH inkarcıları doğru yola iletmez.” 

En’âm / 124 Onlara bir ayet geldiğinde, Allah'ın elçilerine verilenin benzeri bize de verilmedikçe kesinlikle inanmayız, dediler. Allah, peygamberliğini kime vereceğini daha iyi bilir. Suç işleyenlere, yapmakta oldukları hilelere karşılık Allah tarafından aşağılık ve çetin bir azap erişecektir.

A’râf / 144 Dedi ki: "Musa, risaletimle ve seninle konuşmamla seni halkın üzerine seçtim. Sana verdiklerimi al ve şükredenlerden ol."

Cuma 3. ayette geçen يَلْحَقُواْ ibaresi Ali İmran 170 ayet de “ALLAH'ın onlara bolca verdiği nimetlerle neşe içindedirler. Kendilerine daha katılmamışlarına bir korku ve üzüntü olmadığını müjdelemek isterler.”
***

Cuma 4. ayette ise, Cuma 2. ve 3. ayette Ümmül Kura ve çevresini uyaran “En’am 92. Bu , ümmü’l-kurâ ve çevresindekileri uyarman için sana indirdiğimiz ve kendinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır. âhirete inananlar buna da inanırlar ve onlar salatlarını hakkıyla ikameye devam ederler.” elçiliğin Allah'ın bir lütfu olduğu, kimsenin kendini veya bir başkasını elçi tayin etmesinin mümkün olmadığı vurgulanmaktadır. 
Allahın fazlı 
Bakara 105 Kitap Ehlinden küfretmiş kimseler ve müşrikler, Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler. Allah ise, rahmetini dilediği kimseye mahsus kılar. Ve Allah, çok büyük fazl sahibidir.

Enfâl / 29 Ey inananlar, ALLAH'ı sakınırsanız (dinlerseniz), size doğruyu yanlıştan ayıracak anlayışı/farkındalık/Furkan (فُرْقَانًا) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. ALLAH Büyük Fazl Sahibidir.

Hadîd / 29 Böylece kitap halkı bilsin ki, onlar ALLAH'ın Fazlını tekelleştiremezler, tüm lütuf ALLAH'ın elindedir, onu dilediğine ve/veya dileyene verir. ALLAH Büyük Fazl Sahibidir.

***

Cuma 5 ayette geçen ayet yalanlamaya Kuran bir örnek verilir.

A’râf Suresinden
175. Kendisine âyetlerimizi verdiğimiz sonra da onlardan sıyrılıp çıkan(نْسَلَخَ bkn: Tevbe 5 , Yâsîn 37 )derken şeytânın peşine taktığı, böylece de azgınlardan oluveren o kişinin ciddî haberini onlara anlat . (الْغَاوِينَ için bkn; Hicr 42)
176. Ve eğer Biz dileseydik onu o âyetlerle yüceltirdik, ama o alçaklığa saplandı kaldı ve tutkusuna uydu. Artık onun durumu, üstüne varsan da dilini sarkıtıp soluyan, kendi hâline bıraksan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumuna benzer. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayan kavmin durumudur. O nedenle sen tefekkür etsinler [iyice düşünsünler] diye bu kıssayı iyice anlat(gününe uyarla)
177. Âyetlerimizi yalanlayıp, sırf kendilerine zulmeden o kavmin durumu ne kötüdür!
178. Allah kime yol gösterirse, işte o doğru yolu bulandır. Kimi de saptırırsa, işte onlar zarara uğrayanların ta kendileridir.
***

Cuma 6. ayet Yahudileşen kimseler, vellezıne hadu, Yahudileşenler diye çevirilir. Çünkü Kur’an da Yahudileri ifade eden üç tip ibare gelir. 

1 – yahud biçiminde gelir, 
2 – el yahud biçiminde gelir.
3 – vellezıne hadu biçiminde gelir.

Kuran ayetlerinin kelimelerini Sağ duyu sahipleri tedebbür (bkn: Sad 29, Müminun 68) yaptığında “vellezıne hadu” farklı bir mana taşır; Yahudiler değil, Yahudileşen kimseler anlamı verilmelidir. Tıpkı imana meyilli olup da iman istenilenler gibi.

NİSÂ – 136 ayetteki “eyyuhâllezîne âmenû, âminû..” ayetinde ki “ey iman edenler, … iman edin” 

Nisâ / 47 “Yâ eyyuhâ-lleżîne ûtû-lkitâbe âminû” 

Tahrîm / 7 “Yâ eyyuhâ-lleżîne keferû lâ ta’teżirû-lyevm(e)”

Yahudileşenler yalanı can kulağı ile dinler ve Risalete (Kurana) başvurmak yerine başka insanların laflarına kulak kesilenler. yuharrifunel kelime min ba'di mevadı'ıh onlar sözleri asıl bağlamlarından kopararak manalarını çarpıtırlar.

Aslında Kur’an bir indiği çağa, bir geçmişe, bir geleceğe ışık tutuyor.

'Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında ne varsa O'nundur. Senin Rabbin asla unutkan değildir.' Meryem 64

Yahudileşme özellikleri, bir dini emirde kılı kırk yarmak sureti ile(Bakara olayı gibi) kuran ile yetinmeyip detaylandırılma eğilimi, Kelimeleri tahrif etmek, Hakikati kendi ve mensuplarına tahsis, Samiri gibi rasulün izi ile kandırmak, ayetleri bir şeyler? ile örtmek. Kuran örnekler ile bu Yahudileşme özelliklerini anlatmaktadır. Günümüz de kendilerine Ehli Sünnet diye isimlendiren ehli Kitaplar da tıpkı mişna(söz) ve gamara(uygulama)’lara sahip Yahudileşmiş kimselerdir. Allahın kolaylaştırdığı dini bir takım yalanlar ile detaylandırırlar. Ellerindeki Kuranı terk ederek ittihaz ederler. Ayrıca yanında Nebileri, Alimlerini ve birbirlerini erbab ittihaz ederler (Bkn: Ali İmran 80,64 ve Tevbe 31)

Son olarak Cuma 6. ayet Yahudileri Yahudileştiren(hidayetten çıkan) İsrailoğullarını, Müslüman İsrail oğullarını Yahudileştiren(Hidayetten tevbe eden) o inanç kibrini Müslümanlardan uzak tutmak için de bir uyarıdır. Kendi dışınızda hakikat olmadığını iddia etmeyin. Kendi dışınızda ki güzellikleri görün. Onları onaylayın ve tüm güzellikleri, tüm güzel sonu, tüm nimetleri kendinize ve mensubu olduğunuz topluma, cemaate tahsis etmeyin.

Ehli Kitap Özellikleri
1- Üzerinden zamanlar geçtikçe yanlarındaki Kitabı dünya malı yığma vesilesi haline getirirler. Kitabın sadece “ehli” olmakla işin biteceğini sanırlar. “Nasıl olsa mağfiret edileceğiz” derler. (bkz. A’raf; 169). Bu nedenle en önemli özellikleri nin kendileri olduğu iddiasıyla “kurtulmuşluk vehmi” içinde olmalarıdır.
2- Öyle donmuş, katılaşmış ve taşlaşmışlardır ki ellerindeki Kitabı dünya malına alet etmeme çağrısı yapan uyarıcıları, hatırlatıcıları şaşkınlıkla karşılarlar. (bkz. A’raf; 63). Çünkü Kitâp onların tapulu malıdır, bu işin sahibi ve kompedanı onlardır. (!).
3- Bu tür uyarılarda bulunanları kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Fakat uyarıya kulak asmak işlerine gelmez. (bkz. En’am; 20). Çünkü içine girdikleri kurtulmuşluk vehmi onlara kafa konforlarını iade etmekte, asude gölgeliklerde gayet mutlu yaşayıp gitmektedirler.
4- Kendi elleriyle yazdıkları bir takım kitapları ruhanîleştirirler. “Bu Allah’tan” diyerek vehbî yolla yazdırıldığını söylerler. Dahası az bir paha (para, makam, mevki, taraftar çoğaltma, karizma, şöhret) karşılığı satarlar. (bkz. Bakara; 79). Allah’ı ve Kitap’ı bunları sağlamada kolay ve ucuz bir sermaye olarak kullanırlar. Oysa karınlarına ateş doldurduklarının farkında bile değillerdir. (bkz. Bakara; 174).
5- “Bizden başka kimse cennete giremeyecek” derler. Kendi dininden başkasını cennete layık görmezler. Oysa bu sadece bir kuruntudur. ‘Madem öyle ölümü hemen isteyin?’ deyince birden gizli günahlarını ve kötü işlerini hatırlayarak yerlerinde çakılıp kalırlar. (bkz. Bakara; 111).
6- Sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü uyarılara kulak asmazlar. Allah’ın ve Kitap’ın ellerinden gittiği vehmine kapılırlar. Kendi dışlarından bir ümminin gerçekleri onlara hatırlatması onlara zor gelir. Sülük gibi Kitap’a yapışırlar ama içinde ne dediği umurlarında bile değildir. Hiç okumamış gibi tüm uyarılara karşı arkalarını dönerler. (bkz. Bakara; 101, 179).
7- Kendilerine “iyilik, güzellik, doğruluk, dürüstlük, sevgi, vicdan, merhamet, adalet, söz, namus, vefa çağrıları nereden gelirse gelsin inanın, bunlar da Allah’tandır” denince “Biz sadece bizde olana (indirilene) inanırız” derler. Ellerindeki kitaba sıkı sıkıya sarılır, başkasını dışlarlar. Bu sözlerin sadece kendi Kitâplarında olduğunu zannederler. Halbuki o sözler evrensel olup insanlık vicdanında (basairu li’n-nâs) ve Kitabın anasında/özünde (ummu’l-Kitâp) yazılıdır. Aynı kaynaktan gelmektedir. Yanlarındaki kitabı tasdik edici, doğrulayıcı ve sürdürücüdür. (bkz.Bakara 91).
8- Allah’ın sevgi ve merhametini (rahmet) tekellerine alırlar ve kendileri dışında kimseye inmesini istemezler. (bkz.Bakara; 105). Çünkü onlar doğuştan Allah’ın ve Kitâp’ın sahibi ve varisidirler. Allah onlardan başkasının Allah’ı olamaz. Kitâp’ın, zahiren de olsa bekçiliğini yaptıklarına göre Allah yalnızca onlara çalışmalıdır (!).
9- Doğruyu yanlışla karıştırırlar, bile bile gerçeği gizlerler. İşlerine gelmeyeni görmek istemezler. Kitabın işlerine gelen yanını alır, gelmeyen yanını unutmak isterler. (bkz. Al-i İmran; 71) Özellikle de mal ve mülk ile ilgili ayetlerine fena bozulurlar.
10- Kendi kitaplarına bağlı olmayanlara karşı sorumluluk hissetmezler. Öyle ki bir dinar emanet bıraksan tepesine dikilmedikçe iade etmezler. “Ümmilere (dışımızda olanlara, dinimizden olmayanlara, kitabımıza inanmayanlara) karşı yaptıklarımızdan dolayı bize vebal yoktur.’ derler. (bkz. Al-i İmran 75). Hatta başka dinden bir kadını “cariye” yerine bile koyabilirler.
11- Okuduklarını Kitâptan sanasınız diye Kitâbı okurken dillerini eğip bükerler. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde “Bu Allah katındandır” derler. Bile bile iftira atmaktan çekinmezler (bkz. Al-i İmran; 78).
12- Dinde aşırı giderler. Allah’ı bırakıp elçisini ilahlaştırırlar. Allah’ı bırakıp Kitabını fetişleştirirler. Allah’ı bırakıp kuluna taparlar. Allah’ı bırakıp alimlerini, din adamlarını, rahiplerini, hahamlarını, müfessirlerini, müçtehidlerini, şeyhlerini, şıhlarını, kutuplarını, hocalarını, imamlarını, seyyidlerini, azizlerini, velilerini, kutuplarını, gavslarını, maguslarını, mollalarını, gurularını, racalarını Rabb ittihaz ederler. Onların sözünü Allah’ın sözü yerine koyarlar. Kitabı anlayıp gereğini yapacakları yerde onu türlü maskaralıklara alet ederler. Ayetleri muska yaparlar, ölülerin arkasından okurlar, tılsım çıkarırlar, şifre ararlar. İşaret edilen yöne gitmeyi bırakıp, işaret parmağının kendisi ile uğraşıp dururlar (bkz. Al-i İmran; 64, Tövbe; 31, Bakara; 102, Nisa; 171).
13- Allah’a ve ahiret gününe inanıyor görünmelerine rağmen dünyaya karşı insanların en açgözlüsüdürler. Hatta müşriklerden bile daha hırslıdırlar. Her biri ister ki bin yıl yaşasın. Oysa uzun yaşamak hiç kimseyi azaptan kurtarmaz. (bkz. Bakara; 96).
14- Üzerlerinden uzun zamanlar geçince kalpleri katılaşır. Kitâp artık kalplerine heyecan, ruhlarına can veremez hale gelir. (bkz. Hadid; 16). Yanlarındaki Kitâp artık bir tapınak kitabı olmuştur. Okusalar da okumasalar da fark etmez. O artık bir Kitâb-ı Mehcur’dur. (terkedilmiş, unutulmuş Kitâp). Eh, artık onun da sadece “ehli” olunur…

16 Eylül 2012 Pazar

Kendini Tanıt EY KURAN



“yemin olsun, eğer insanlar ve cinler şu kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere bir araya toplansalar, birbirlerine de destek olsalar, onun bir benzerini yine de ortaya getiremezler.”isra 88
“allah, sözün en güzelini, birbirine benzer iç içe ikili manalar ifade eden bir kitap halinde indirmiştir. rablerinden korkanların ondan derileri ürperir. sonra da hem derileri hem de kalpleri, allah’ın kur’an’ı karşısında yumuşar. bu, allah’ın kılavuzudur ki, onunla dilediğini/dileyeni hidayete erdirir. allah’ın saptırdığına gelince, ona kılavuzluk edecek yoktur.” zümer 23
“işte sana o kitap! kuşku yok onda. bir kılavuzdur o, sakınanlar için.” bakara 2
“ey insanlar! işte size rabbinizden bir öğüt, gönüller derdine bir şifa, inananlara bir kılavuz ve bir rahmet geldi.” yunus 57
“o, iman edenler için bir kılavuz, bir şifadır. inanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır. ve kur’an, onlar için bir körlüktür. böylelerine, çok uzak bir mekândan seslenilmektedir.” fussilet 44
“bu kur’an, insanların kalp gözlerini açacak ışıklardan oluşur. gereğince inanan bir toplum için de bir kılavuz ve bir rahmettir o.” casiye 20
“hiç kuşkusuz, o kur’an’ı biz indirdik, biz; her hal ve şartta onu muhakkak koruyacak olan da biziz.” hicr 9
onlar, o kur’an’ı kendilerine geldiğinde inkâr ettiler. halbuki o, eşsiz yücelikte bir kitap’tır.” fussilet 41
“ona önünden de ardından da batıl gelemez. o, hikmet sahibi, çok övülen allah’tan indirilmiştir.” fussilet 42
“yemin olsun, size bir kitap gönderdik ki, öğüt ve uyarınız yalnız ondadır. hâlâ aklınızı çalıştırmayacak mısınız?” enbiya 10
“kutsal bir kitap bu; sana indirdik ki onu, ayetlerini derin derin düşünsünler ve öğüt alabilsin temiz özlüler.” sad 29
“gerçek şu: bu kur’an sana ve toplumuna elbetteki bir hatırlatmadır. bundan sorumlu tutulacaksınız.” zühruf 44
“bu, bir öğüt verici, düşündürücüdür. dileyen, rabbine doğru, bir yol edinir.” müzemmil 19
“işte bu, onunla uyarılsınlar, allah’ın tek ilah olduğunu bilsinler, aklı ve gönlü işleyenler de ibret alsınlar diye, insanlara yöneltilmiş bir bildiridir.” ibrahim 52
“onu, bir kur’an olarak, insanlara dura dura okuyasın diye kısımlara ayırıp ağır ağır indirdik.” isra 106
“bu kur’an, uydurulacak bir söz değildir; aksine o, önündekini tasdikleyici, her şeyi ayrıntılı kılıcıdır. inanan bir topluluk için de bir kılavuz ve bir rahmettir.” yusuf 111
“…Biz bu Kitap’ta, herhangi birşeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık…” en’am 38
“işte biz, ayetlerimizi bu şekilde ayrıntılı kılıyoruz ki, günaha sapmışların yolu açık-seçik ortaya çıksın!” enam 55
“allah size kitap’ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, allah’ın dışında bir hakem mi arayayım? kendilerine kitap verdiklerimiz, onun, rabbinden hak olarak indirildiğini biliyorlar. sakın kuşkuya düşenlerden olma.” enam 114
“rabbinin sözü hem doğruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır. o’nun sözlerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur. en iyi işiten, en iyi bilendir o.” enam 115
“bu kur’an, allah’ın berisinden birilerince yalan isnatlarla oluşturulmuş değildir. o, kendinden öncekinin tasdiki ve kitap’ın ayrıntılı kılınmasıdır. kuşku ve çelişme yoktur onda. âlemlerin rabbi’ndendir o.” yunus 37
“yemin olsun, biz bu kur’an’da, insanlar için her benzetmeden nice örnekler sıraladık. ama insanların çoğu inkâr ve nankörlükten başka bir şeyde diretmediler.” isra 89
“artık bundan sonra hangi söze iman edecekler?” mürselat 50

Sisteme Entegre Soygun: Kısmi Rezerv Bankacılığı!




Prof. B.Gültekin Çetiner'in kaleminden...

Tüm bankacılık sistemini bir para havuzuna benzetmek mümkündür. Olayı basitleştirmek için döviz gibi diğer para/malı hariç tutarsak bu havuza kaynak olarak iki yerden para akmaktadır. Birisi üzerinde “Türkiye Cumhuriyeti” yazan ve devletçe basılan az miktardaki madeni paralar. Bunlar çerez mesabesinde olup piyasadaki mevcut fiziksel paranın çok azını teşkil etmektedir. Bu devlet kaynaklı madeni para çeşmesi havuza bir şekilde para sağlamaktadır.

Fiziksel paranın diğer kısmı ise Merkez Bankaları denen yarı devlet veya özel/özerk bankalar tarafından basılmaktadır. Türkiye’de de “Cumhuriyet Merkez Bankası AŞ” olarak anılan farklı ortaklardan oluşan bu özerk kurum kâğıt parayı basan ana kaynak olarak havuzun ortasında bulunmaktadır. Şimdi piyasadaki tüm parayı toplasanız toplam “yaratılan” paranın %10’u eder.

Paranın kalan %90’lık kısmı ise diğer bankalar tarafından kaydi (hayali) olarak “yaratılmakta” ve yok edilmektedir.



Pekiyi bu nasıl gerçekleşmektedir?

Havuz sistemindeki tüm bankalar bu havuzdan güçleri (zorunlu karşılıkları) oranında yararlanabilmektedir. Kısmi rezerv denen bu yöntemde diyelim 10 lira paraya sahip bir banka 90 liralık parayı havadan üretme gücüne sahiptir. Yani olmayan 90 lira kredi kullandırma sürecinde havadan üretilmektedir.

Örneğin bir bankanın toplam 1000 lirası var. 10 000 lirası varmış gibi para üretmektedir. Birisi gelip bankadan 9 000 lira kredi istediğinde kendisinin bir şeyleri ipotek göstermesine ve borçlanma senedine karşılık kendisine ya bir yazı verilir ya da fiziksel para. Yazıyla olduğunda kolay. Kredi isteyene 9 000 liralık kredi yazısı verilir. Kişi de gider o kâğıdı paraymış gibi örneğin ödeme yapmak istediği galericiye verir. Galericinin de o havuz içindeki diğer bankada hesabı olduğundan yazıyı bankasına götürdüğünde galericinin hesabına alacak sizin hesabınıza borç kaydedilir. Dikkat ederseniz ortada fiziksel para filan yok.

Diğer bir durum şöyle. Diyelim bir kişi ev için 100 bin liralık fiziksel para şeklinde kredi almak istedi. Banka elinde yoksa diğer şubelerden temin edecektir. Oralarda da bulamazsa havuzdaki diğer bankalardan veya en son Merkez Bankasından karşılayacaktır. Neticede parayı aldıktan sonra verdiğiniz kişinin de havuz dahilindeki bir başka bankada hesabı olacağından götürüp oraya yatırdığında para yine havuza dönmüş olacaktır.

Katılım bankaları ise krediyi direk verme yerine kar payı denilen mekanizmayla havadan para “yaratmaktadırlar”.


Peki bu işlem nasıl yapılmaktadır?


Olayı basitleştirmek için fertlerin tüm hesabını toplu tek rakama indirerek anlatalım. Diyelim bir banka/katılım bankasının elinde 700 milyon TL ve Merkez Bankasının izin verdiği zorunlu karşılık %10 olsun. Yani bizim sıvıyağ kralının deposunda %10 zeytinyağı tutup kalanı satması ve yerine su doldurması gibi. Tek farkı şu. Bankacının su doldurmasına gerek yok. Bilgisayarlarında tuttuğu elektronik kayıt yeterli. Kalan %90 parayı tekrar tekrar ödünç verebiliyor.

Banka önce 700 milyonun %10’u olan 70 milyonu tutuyor ve kalan 630 milyonu veriyor. Daha sonra havuz sistemi gereği birisi getirip bankaya yatırıyor. Gelen bu 630 milyonun %10’u olan 63 milyon tutuluyor ve 567 milyon ödünç veriliyor. Neticede bu olay zincirleme olarak, örneğin 9 kez devam ettiğinde 700 milyonluk paraya ilave olarak 3.858 milyar lira para (630+567+510+459+413+372+335+301+271=3.858 milyar) havadan yaratılarak toplam mevduat 4.558 milyar liraya yükseliyor. Bu döngü teorik olarak 7 milyara kadar devam edebilir.

Gelelim Türkiye geneline… Yeni büyüme miktarı ve önceki dönemlerde sistemce üretilmeyen faiz/kâr payı miktarlarını da içine alacak şekilde borca dayalı olarak basılacak yeni paraları işe kattığımızda toplam mevduatın yaklaşık 700 milyarı bulduğunu görüyoruz. Piyasada ise sadece 50 küsur milyar fiziksel para var. Yani elimizdeki fiziksel paranın en az 10 katı bir mevduat.

Merkez Bankası zorunlu karşılıkları her düşürdüğünde piyasaya para sağlanacak denildiğinde aslında bankaların daha fazla olmayan parayı “yaratmasını”anlamalısınız. Bu şekilde aslında piyasaya fiziksel olarak para sürülmüyor. Bankalar daha fazla hayali para (kaydi para) en doğrusu ise daha fazla borç üretiyor.

........

Kısmi Rezerv bankacılığını anlatırken “Pek çok ekonomi hocası ilgili derslerde “Aynı şeyi çok müşteriye sattığınız halde tutuklanmayacağınız tek meslek bankacılıktır” derken Kısmi Rezerv Bankacılığını (fractional reserve banking) kastetmektedir.” demiştik.  Gelin şimdi bu işi fiziksel olarak yapmaya çalışıp tutuklanan adamın hikayesini anlatalım.

Kısmi rezerv sistemi fiziksel olarak sürdürülebilir değildir. Ancak kâğıt para ve günümüzde de sayısal bilgiden ibaret elektronik para sayesinde mümkün olabilmektedir. 1971 yılında Nixon’ın altın penceresini kapatmasıyla bugünkü devasa boyutuna ulaşmıştır. Fiziksel olarak sürdürülemez olduğunu göstermek için yaşanmış bir örneği hatırlatalım.

1960′lı yıllarda Yemeklik Sıvıyağ Kralı (Salad Oil King) olarak bilinen Anthony DeAngelis kısmi rezerv bankacılığını model alarak bunu sıvıyağ stoklarında uygulamış.

DeAngelis, bankacılardan esinlenerek sıvıyağın da para gibi mübadele edilebilirlik, herkesin aynı anda çekmek istememesi gibi özelliklerinden dolayı çok büyük depolar inşa eder. Kendisi “Allied Crude Vegetable Oil Company” adıyla dev ambarlara sahip işletmesinde çok miktarda yağ tankına sahiptir. Önce milyonlarca litreye yakın yağı satın alarak tanklarında toplayan DeAngelis depolarında yağ olduğunu kanıtlamak için bu faturaları kullanır. Bunlarla çeşitli bankalardan bol miktarda kredi de alır.

Daha sonra bu yağın %90’ını sattığı halde çok sayıda müşterinin yağını onlar adına depolamaya ve depo ücreti de almaya başlar. Bazı müşteriler gelirse diye %10 yağı yerinde bırakan uyanık tacir deponun kalan %90 kısmına su basar. Yağın su üzerine çıkma gibi bir fiziksel özelliği olması nedeniyle gelen teftişlerde de kimse tankların altındaki suyu fark etmez.

Bu şekilde piyasadaki yağ fiyatlarını kısa sürede kontrol etmeye ve yurt dışıyla da aynı işi yapmaya başlar. Sonunda sahip olduğu yağ rezervlerinin tüm Amerika’dakinden fazla olduğu gözükünce ciddi bir denetimde hilesi sona erer. 7 sene hapse mahkûm olur.

Ancak fiziksel şekilde sürdürülemeyecek olan bu sistem günümüzde bankacılıkta rahatlıkla sürdürülebilmektedir. Düşünsenize toplam büyüklüğü 70 trilyon dolar olan dünyayı 10 kereden fazla satın alabilecek 760 trilyonluk para büyüklüğünü. Bu büyüklük içinde altının miktarı sadece 468 milyar dolar. Yani dolar altın penceresinden çıkarılmamış olsaydı ve küresel para dolar ekseninde kısmi rezerv bankacılığı bu kadar yaygınlaşmasaydı bugün ancak 468 milyar dolara nispetle bir dünyadan bahsedebilecektik.

Bugünkü 760 trilyonluk para ve para türevlerine baktığımızda sadece bir bankanın 78 trilyon dolar ile dünyayı satın alabilecek mevduata sahip olduğunu, 5 küresel bankanın 238 trilyon dolarla dünyayı birkaç kez satın alabilecek rakama sahip olduğunu görüyoruz. İyi de birden fazla dünya yok ki…

Kısaca dünyada gözüken bu kadar paranın hayali olan %90’lık kısmı bankaların kısmi rezerv sayesinde havadan “yarattığı” miktardır.

Borca dayalı dediğimiz bu finans sisteminde kısmi rezerv bankacılığı sanırım küresel krizin boyutlarını göstermektedir.


EKONOMİ HAKKINDA diğer yazılar için tıklayınız.

http://drcetiner.org/