19 Ekim 2012 Cuma

Kurana göre KURBAN



Aşağıda Kur’an’da ‘kurban’ ile ilgili ayetlerin bir haritasını çıkardım. En çok bilinen meal (Diyanet) ile Kur’an’ın Arapçasını karşılaştırdım. Doğrular ve yanlışlar kendi araştırma ve bilgilerime göredir.

Bizim işimizin “gönüller fethetmek” değil; “zihinler açmak” olduğunu hatırlatırım. Malum bu işin bedeli ağır, sabrı zor ve fakat meyvesi tatlıdır.

Bakın ortaya nasıl bir sonuç çıktı.

***
YANLIŞ: “O hâlde, Rabbin için namaz kıl, kurban kes.” (Kevser; 5)
DOĞRU: “O halde Rabbine yönel/destek iste ve güçlüklere göğüs ger/diren” (Kevser;5).
Tefsiri: Sana “Böyle giderse her şeyden mahrum kalacak. Kendi kendini mahvediyor. Kendine yazık ediyor. Putları tanımamakla, Kureyş geleneklerine ve kurulu düzenine karşı çıkmakla toplumda bir yere gelemeyecek, sönüp gidecek.” diyorlar. Oysa yakında görecekler kimin sönüp gideceğini/ebter olacağını. Bunun için sen Allah’a yönel/destek iste (salât et) ve saldırılara göğsünü siper et/diren (nahr yap). O zaman göreceksin sönüp gitmek bir yana, destek ve nimet (kevser) asıl sana yağacak…
Görüldüğü gibi ayet namaz kılmak ve kurban kesmekle ilgili değil.

***

YANLIŞ: “Biz, (İbrahim’e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail’i) kurtardık.” (Saffat; 107)
DOĞRU: “Biz onu büyük bir kazaya uğramaktan kurtardık” (Saffat; 107).
Tefsiri: Hz. İbrahim bir rüyasında oğlunu boğazlıyor görmüştü. Durumu oğluna açınca o da 'sana söyleneni yap' dedi. Oğlunu kendi çağında çokça yapılanlar gibi ‘kurban’ etmek istedi fakat Allah ona seslenerek onu bu işten vazgeçirdi. Böylece kendisi büyük bir kaza yapmaktan, oğlu da büyük bir kazaya uğramaktan kurtarıldı. Veya ona büyük baş bir kurbanlık fidyesi verilerek kurtarıldı. Böylece insanlık tarihinde çok büyük bir adım atılmış oldu. İnsan kurbanları çağı kapandı.
Ayette geçen “zibh” kelimesi Arapça’da kaze zede, kazaya uğramak (zebîha) anlamına da geliyor. Böyle bir tefsir de mümkündür. Bu durumda fidye kelimesi de kurtarmalık bedeli manasına geliyor. Burada fidye, İbrahim’in oğlunun canı oluyor.

***

YANLIŞ: “Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar ve Allahın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (onları kurban ederken) Allahın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.” (Hac: 28)
DOĞRU: “Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım yararlara tanık olsunlar ve Allahın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine belli günlerde Allahın ismini ansınlar. Onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.” (Hacc; 28)
Tefsiri: Eski çağlarda tapınak kamu alanı demekti. Tâ Sümerlerde bile vardır. İnsanlar ihtiyaç fazlası ne varsa (hayvan, buğday, un, elbise, altın, gümüş) tapınağa getirirdi. Hayvanların üzerine “Tanrı malı” diye isim yazılırdı. Mesela un torbası ise onun da üzerine bu isim yazılırdı ve o artık kamu malı olurdu. Hatta matematikteki rakamlar tapınağa getirilen ve kamu malı (tanrı malı) olduğu seçilsin diye hayvanların ve torbaların üzerine atılan çizik ve çeltiklerden doğmuştu.
İşte bunlar kamuya (Tanrı’ya) adanmış mallardı. Orada ihtiyaç sahiplerine dağıtmak için toplanmaktaydı. Oraya gelen ihtiyaç sahiplerine (yoksullar, garibanlar, kimsesizlere) eşit bir şekilde dağıtılırdı. Bu arada uzaktan gelenler olduğu için onlara ikram maksadıyla bazıları da kesilirdi. “Yiyin” denmesi de bundandır.
Görülüyor ki Kur’an eski çağlardan beri gelen ve tapınağı “kamu alanı” olarak gören anlayışı sürdürmekte ve Kabe civarını bir toplanma, kaynaşma, yakınlaşma ve paylaşma merkezi olarak değerlendirmektir.
Yukarıdaki ilk meallendirmede parantez içinde yazılan ‘kurbanlık’, ‘onları kurban ederken’ ifadeleri Kur’an’ın Arapça orijinalinde yok.

***

YANLIŞ: “Bu böyle. Her kim de Allahın nişanelerini (kurbanlıklarını) yüceltirse, şüphesiz ki bu kalplerin takvasından (Allah’a karşı gelmekten sakınmasından)dır. “ (Hac; 32)
DOĞRU: “Bu böyledir. Her kim Allah’ın sembollerine saygı gösterirse, kalbinde sakınma duygusu/Allah bilinci var demektir.” (Hac; 32).
Tefsiri: Burada da ilk meallendirmede geçen parantez içindeki ‘kurbanlıklarını’ ifadesi orijinal Arapça metinde yine yok. “Allah’ın şiarları” kavramı kurbanlıklar diye yorumlanarak metne dahil edilmiş. Oysa “şiar”ın ne olduğu tefsirde açıklanmalıydı. Biz açıklamışız: Şiar Sözlükte “fark etmek, hissetmek, duyumsamak” demektir.  Fark etmek, hissetmek, duymak (şu’ûr), duyuru (iş’âr), bilinç altı (tahte’ş-şuûr), slogan, amblem, sembol, simge (şi’âr), şiarlar, semboller, simgeler (şeâir), mani, halk ezgisi (şi’run şa’biyyu), saç, kıl, tüy (ş’ar), duygu, şuur, bilinç, sansasyon (şuûr), duygu, his (meş’ar), şiir okumak (şi’ran) kelimeleri bu köktendir… Demek ki şiarlar, şuûrun (bilincin) yansımalarıdır. Bunlar bir yapıya, binaya, yeryüzüne dikilmiş bir anıta nispet edilince bir şuurun, bir bilincin, bir fark ediş, hissediş ve duyuşun sembollerine dönüşürler. Bu anlamda örneğin Kâbe, Allah’ın bir şiarı, sembolüdür. İman edenlerin kalbinde bu yapının çok farklı bir anlamı ve önemi vardır. Aynı şekilde Safa, Merve, Say, Tavaf, Meş’ari Haram, Mina, Müzdelife vs. bütün bunlar Allah’ın şiarlarıdır ve sembolik derin anlamları vardır. Her kim bunlara gereken saygıyı gösterir, bunların mana ve önemini kavrarsa kalbinde bir bilinç, bir şuur, bir duygu ve hissiyat taşıyor demektir. İşin şuurunda, bilincinde demektir. Başkaları için bunlar sıradan binalar, taşlar ve hareketler olarak görünebilir. Ama iman edenlerin kalplerinin derinliklerinde bir şuurun veya bilincin ifadesi olarak yaşarlar. Ayette kastedilen de budur.

***

YANLIŞ: “Sizin için onlarda belli bir zamana kadar birtakım yararlar vardır. Sonra da kurbanlık olarak varacakları yer Beyt-i Atik (Kâbe)’dir.” (Hacc; 33)
DOĞRU: “Sizin için onlarda belli bir süreye kadar faydalar vardır. Dahası onlar yeryüzünün en eski anıtının anlamını açıklarlar.” (Hacc; 33).
Tefsiri: Görüldüğü gibi bu seferde ayette geçen “mahill” ifadesi “kurbanlık” olarak çevirilmiş. Parantez içinde kurbanlık kelimesini sokuşturmak yetmiyormuş gibi “şiar”, “mahill”, ileride gelecek “nüsuk”, “hedy”, “behimetu’l-en’am” hepsi de dümdüz edilerek “kurbanlık” olmuş (!).
Bu ayette geçen “mahill” sözlükte “çözmek, açmak, indirmek” kökünden gelir. Ayette harfi harfine; “Sonra onun ‘mahilli’ ‘Beyt-i Atik’edir.” şeklinde geçmektedir. Çözmek, açmak, analiz etmek, tahlil etmek (tahlîl), yer tutmak, bir yere indirme yapmak, bir yeri istila etmek, işgal etmek (ihtilâl), meşru saymak, kendisine helal etmesini istemek (istihlâl), çöküntü, çözülme, dejenerasyon (inhilâl),   formül, çözüm, çare (hall), çözülmüş, serbest kılınmış, meşru (helâl) işgal edilmiş, işgal altında (muhtell), yer, mekan (muhill), semt, bölge (mahalle), bölgesel, yöresel (mahallî) kelimeleri bu köktendir… Yukarıdaki ayette şeâirillah (Allah’ın şiarları) denmesi haccın tüm imge, simge ve sembolleri manasında kullanıldığını göstermektedir. Nitekim bazı müfessirler bu manada yorumlamışlardır (Razi). Bu durumda ayette geçen mahill kelimesi “Kurban kesme yeri” değil, “Açıklama, açıklığa kavuşturma yeri” anlamına gelir. Bu durumda mana; “İman edenlerin kalplerinde apayrı bir anlam ve önemi olan Allah’ın şiarları yani Kabe, Tavaf, Arafat, Safa, Merve, Müzdelife vb. haccın sembolik eylem ve nüsukları (ritüelleri), yeryüzündeki en eski beytin (beyt-i atik) ne anlama geldiğini, mana ve önemini açıklar” şeklinde olur.

***

YANLIŞ: “Her ümmet için, Allahın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık. İşte sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. Şu hâlde yalnız O’na teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele!” (Hacc: 34)
DOĞRU: “Biz her ümmet için imge/simge/ritüel belirledik (mensek). Ki rızık olarak verdiğimiz hayvanlar üzerine Allah’ın adını ansınlar. Hepinizin ilahı bir tek ilahtır. O’na teslimiyet gösterin. Kalbi temiz olanları müjdele” (Hacc: 34).
Tefsiri: Görüldüğü gibi bu ayette de “mensek” kelimesi ‘kurban kesmek’ olmuş. Halbuki mensek nusuk kökünden gelir ve menâsik olarak tüm hacc ritüel ve sembollerini ifade eder. Şu ayet daha açıklayıcıdır: Biz her ümmet için sembolik hareketlerden oluşan ritüeller belirledik.” (menseken hum nâsikuhu). Buna diğer bazı mealler “ibadet tarzı”, “ibadet yolu” da demiş ki nispeten doğrudur. Bu durumda “Her ümmet için” diyerek genellendiği için sadece hacc menâsiki (tavaf, sa’y, arafatta vakfe, Safa, Merve, müzdelife) değil; dinin içindeki tüm tekrarlanan imgeleri/simgeleri/sembolik hareketleri kapsar: Kıyam, ruku, secde, oruç vb.
Rızık olarak verilen “hayvanların üzerine Allah’ın ismini anmak” ise yukarıda geçtiği gibidir. Bu tabir haccda geçtiğinde infak edilmek üzerine kamu alanına (Kabe’ye) getirilen canlı hayvanlar manasında, diğer yerlerde ise “Allah’ın etinin yenmesine izin verdiği hayvanlar” demek oluyor.
Kabe’ye ihtiyacı olanların alması için getirilen hayvanlar üzerlerine Allah’ın ismi anılmakla (yazılmakla, mühür vurulmakla) “Allah’ın malı” (kamu/herkese ait) oluyorlar ve illa kesilmeleri de gerekmiyor. Canlı canlı da infak edilebiliyor. Ve hatta bunun illa hayvan olması da gerekmiyor. Tarım ve hayvancılık toplumu; bir yoksul bir deveye sahip olmakla, iki çift öküz almakla icabında yoksulluktan bile kurtulabiliyor.

***

YANLIŞ: “Kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için Allahın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken (kurban edeceğinizde) üzerlerine Allahın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik.” (Hacc: 36)
DOĞRU: “Cüsseli hayvanları da sizin için Allahın şiarlarından kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf halinde yan yana dizildiklerinde üzerlerine Allahın adını anın. Nihayet onlardan yiyin, istemeyen yoksulu da istemek zorunda kalan yoksulu da doyurun. Böylece onları sizin hizmetinize verdik. Umulur ki şükredesiniz.” (Hacc: 36).
Tefsiri: Bu ayetler Kabe etrafında müşrikler tarafından kurulan, cüsseli (büyükbaş) hayvan, deve, koyun ve her tür ekin ürünlerinin “iç edilmesi” üzerine kurulu düzene karşı söyleniyor. Çünkü onlar Kabe’ye getirilen hediye (hedy) hayvanlarına ve ekin ürünlerine el koyuyor, yoksullara gitmesine engel oluyor ve ihtiyaç sahipleri arasında eşitçe dağıtılmasına yasaklar getiriyorlardı. Kur’an’daki tabirle “yerli yabancı herkesin eşit hakka sahip olduğu” Mescid-i haramdan insanları alıkoyuyorlardı. (Hacc: 25).
En’am suresinde bu menfaat çarkının nasıl döndüğü uzun uzun anlatılır. Mesela bir yerde şöyle denir:
“Tutup Allah’ın yarattığı ekin ve hayvanlardan  ona bir pay ayırdılar ve kendi akıllarınca “Bu Allah için, bu da ortaklarımız için” dediler. Ortakların payı Allah’ın payına geçmez, ama Allah payı ortaklarına geçer; ne berbat bir iş bu!” (En’am; 136)
Görüldüğü gibi en’am “nimet olarak gelen sığırlar” manasında kullanılıyor. Çünkü rivayete göre cahiliye Arapları ekin ve sığırlardan el koydukları ürünleri putlar ve Allah arasında bölüştürürlerdi. “Şu Allah’ın payı şu da tanrılarımızın payı” derlerdi. Allah için ayırdıkları payı başkaları için harcarlar, putları için ayırdıkları payı zimmetlerine geçirirlerdi. Putların payından Allah’ın payına bir şey geçerse hemen geri alırlar, Allah’ın payından putlarının payına geçen bir şey olursa, sonuçta bu kendi ceplerine gireceğinden hiç ses etmezler “Allah zengindir putlar fakir, O’ndan bunlara bir şey geçmesinden bir şey olmaz” derlerdi (İbn Abbas). Demek ki cüsseli hayvanlar (el-budne) Kâbe etrafındaki ni’met (en’am) istismarına dayalı bu “hayvan döngüsünü” ifade ediyor.
En’am suresi 135-140 arasında bu döngünün nasıl işlediğini okuyabilirsiniz. Burada esas amaç kurban kesmek değildir. Kabe’ye getirilen hayvanların “çete” tarafından iç edilmesi ve aralarında üleşilmesine karşı onların kamunun/yoksulların hakkı olduğunun vurgulanmasıdır. Bu arada kesilenler varsa -ki bu örfen müstahaptı- onların da sadece etlerinden yenilebileceği (kendine ayırıp biriktirmek yok) gerisinin yine yoksullara dağıtılması gerektiğinin ısrarla vurgulanmasıdır.
Tabi bütün bunlar hacca gidenler için geçerli. Oradaki durum anlatılıyor. Hacca gitmeyenlerin kurban keseceğine dair Kur’an’da en küçük bir ima bile yok.
Kur’an’da sadece mazereti sebebiyle hacca gitmeye niyetlenip de gidemeyenlerin Kabe’ye bir hedy (adanmış hayvan) göndermesi istenir. (Bakara 196). Çünkü ihtiyaçtan fazla olanın oraya gönderilmesi ve orada ihtiyaç sahiplerinin eline ulaşması istenmektedir. Gönderilecek hayvanın illa kurban olarak kesilmesi gerekmiyor. Hedy hediye kökünden gelir ve canlı bir hayvanın veya bedelinin yoksula bağışlanması manasına gelir. Kabe’ye getirilen “kurbanlık hayvan” demek, “adanmış hayvan” demektir; Allah’a, Kabe’ye, yani kamuya, ihtiyaç sahiplerine adanmış, onlara verilmek üzere getirilmiş canlı hayvan, ekin ürünü vs. demektir. Bu dahi “hacca niyetlenip de gidemeyenler” için geçerlidir.

Sonra yukarıdaki ayetin devamında şöyle denilir: “Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız. Güzel ahlak sahiplerini müjdele.” (Hacc; 37)

“Asla” denilerek ulaşmayacağı söylenen et ve kan zaten Araplarca da kesilmekte olan kurbanlardı. Klasik zihin burada kurban kesen kişinin, kurbana bıçağı çalarken içinde taşıdığı takva duygusunun kastedildiği şeklinde anlıyor. Burada kurbana teşvik değil; sakındırma, yapmayın bunu artık, bir anlamı yok vurgusu var.

Ayetin sonundaki cümleden de anlaşılacağı gibi aslolan hayatın içinde güzel ahlak sahibi (muhsinin) olmaktır. Allah sizin kurbanlarına bakmaz, ete, kana, deriye, bağırsağa bakmaz. Bunlar için günahlarınızı affedecek de değildir. İçinizde Allah bilincinden kaynaklanan sakınma duygusu (takva) ile yaşayıp yaşamadığınıza ve ahlakınıza bakar. Açıkça diyor işte: “Asla ulaşmaz” Şu halde neden kesip duruyorsunuz, ulaşmayacak işte. Duymayacak o hayvanların sesini, kan kırmızısı boğazın görüntüsünü, duymayacak!

***
Üç yerde daha kurban ile ilgili ayet var. Onları da aktarıp bitiriyorum;
Bakara suresinde İsrailoğullarına “inek kesmeleri” istenir. Bundan maksat Mısır Firavun İmparatorluğu’nun sembolü İnek/Boğa (Bakara) dır. Onunla ilişkinizi tümüyle kesin denmek istenir. (Bakara 67).
Maide suresinde Adem’in iki oğlu kıssası (Kabil-Habil) anlatılır. Kabil haksız yere toprağa çit çevirip özel mülkiyetine geçirir. Onu başkasından saklar. Ondan gelen ürünü Allah kabul etmez. Ama Habil Allah’ın mülkü olarak olarak gördüğü ve kendi emeği ile ekip biçtiği topraktan ürün getirir. Onunki kabul edilir. Buradan Allah’ın mülkünü sahiplenmeyin, kendi emeğinizle geçinin, başkasının (kamunun) hakkını gasbetmeyin, kul hakkı yemekten sakının, Allah sakınanlarınkini (muttaki) kabul eder mesajı verilir. (Maide; 27)
Al-i İmran suresinde Yahudilerin, Hz. Peygamber’i “Kurbanı inkar etmekle” suçladıkları anlatılır. “Allah bize ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamızı emretti” (Ali-İmran; 183) demektedirler. Onlara göre peygamber kendi bildikleri ve anladıkları tarzda ateşte yanarak kesilen bir kurban (yakmalık sunu) getirmelidir. Muhammed bunu getirmediğine göre kurbanı inkar ediyor demektir. Üstelik bunu onlara Allah böyle söylemiştir. Yakmalık sunu kurbanı apaçık Allah’ın emridir!
Kur’an onlara şöyle cevap verir: “De ki: “Benden önce size nice peygamberler, açık belgeleri ve sizin dediğiniz şeyi getirdi. Eğer doğru söyleyenler iseniz, niçin onları öldürdünüz?(Ali-İmran; 183).
Cevap çok manidardır.

***

İşte Kur’an’da “kurban” ile ilgili geçen ayetler bunlardır.
Acaba Kur’an’ın ‘kurban haritası’ görünen uygulamalara uyuyor mu?
Ölçün biçin, düşünün.
Benden gözler önüne sermesi… İhsan ELİAÇIK'ın kaleminden

Farkında olmadığımız SAHTE TANRILAR


Dini, “terimlere / kavramlara ” hapsetmiş ezberci düşünce yapımızı bir tarafa bırakarak, terimlerin, kavramların işlevine bakacak olursak, Rabbi birlemenin / tevhidin aslında koşulsuz inanılıp teslim olunan “kutsalı” birlemek olduğunu görürüz.

Ortalama bilgi birikimine sahip herhangi bir insana “Kuşlar ne diye yaratılmıştır, onları diğer canlılardan ayıran en bariz özellik nedir” diye sorsanız, “uçmasıdır” yanıtını alırsınız. Bunun gibi balıklar yüzsün diye, arı bal yapsın diye yaratılmıştır.

Temsilen, uçmak kuşların, yüzmek balıkların ayırd edici vasfıdır. Her canlı için bunun gibi yüzlerce vasıf sayabiliriz.

Peki insanın ayırd edici vasfı nedir ?

Kuşları uçsun, balıkları yüzsün diye yaratmış olan O üstün Kudret sahibi Yaratıcı insanı ne için yaratmış olabilir ? Tüm yaratılmışlar içinde insanın ayırt edici vasfı nedir ? Alelade sohbetlerimizin övünç kelimesi, övünç cümlesidir “Eşrefi Mahlukat / yaratılmışların en şereflisi” olmak…

Düşünen, irade sahibi varlık olmak.

Kuşların dizi dizi uçmasını “salat / görev / anlaşmanın, ahdin, yaratışın gereğini yerine getirme” olarak tanımlayan Kuran’a göre insan için “düşünmek” de bir görev, bir din / yol, yordam olsa gerektir.

Onun için, “Soru sormak aklın dindarlığıdır” diyor bir söyleyen…

Ne güzel söylüyor…

Uçsun diye yaratılan kuşların uçmaması, yüzsün diye yaratılan balıkların yüzmemesi ne menem bir şeyse, düşünsün, akletsin diye yaratılan insanın düşünmemesi de öyle garip / yaratışa ters bir durumdur.

Peki insan nasıl olur da düşünmez ? Düşünmeyen insan mı olur ?

Bir şeyi sorgulamasız kabul ile ona teslim olan, o şey hakkında düşünmemiş, onu kutsal kabul etmiştir.

İşte tevhit, sorgulamaksızın kabul edilen “kutsal”ı teke, tek kaynağa indirir. Bilgi kaynağını da, melekut alemini de

İnsana der ki, “Ey insan, eğer birisinin sözünü sorgulamaksızın doğru kabul edip, ona itaat edeceksen O ancak, her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan Allah olmalıdır”

Kutsalı “tek”e indirip, Rabbin buyruğuna kulak verdiğinde ise şunu işitir insan:

Allah’ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez. Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır. Yunus,100

Çünkü Allah insanı aklını kullansın diye yaratmıştır. “Tek”e inen Kutsal, onlarca, yüzlerce ayetinde insanı düşünmeye, tefekküre çağırır…

Her emrinin sebebini açıklar, izah eder. Üstü kapalı konuşmaz, apaçık bildirir. Kelamı, öğüt alınması için kolaylaştırır. (Bkz. Kamer, 17,22,32,40) Böyle yaparak, insanın sebep ve sonuç süreçleri hakkında düşünme yeteneğini canlandırır, harekete geçirir, üzerine çöreklenmiş “dogmacı kutsal”dan ibaret “batılı” giderir. Akletmeme sonucunda insanın üzerine yağdırılan pislik, “yağmur yüklü bulutlar”a benzetilen vahiy ile temizlenir. Bedeni diri ama ruhu ölü olan beşer (toprak), yeniden diriltilir. Kuran’ın teşbihi / benzetmeli anlatışına göre, vahiy yağmuru ile bereketlenmiş, aklını işleten insanın misali, yağmuru bol ve her daim meyve veren bir bahçe gibidir.

Şu halde, tevhidin yani “kutsalı –Tek-e indirmenin” faydası, insanın aklını ve vicdanını hür bir biçimde işletmesine engel olan, düşünce süreçlerini bloke eden “öteki ve sahte” tanrıların bertaraf edilmesi, insanın akıl ve vicdanının özgürleştirilmesidir.

Allâh, (ortak koşanla tek Allah’a inananın durumunu anlatmak için) şöyle bir misâl verdi: Birbiriyle çekişen ortaklara bağlı olan bir adam (yani köle) ile yalnız bir kişiye bağlı olan bir adam. Şimdi bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd yalnız Allah’a mahsustur, fakat çokları bilmiyorlar. Zümer,29

Bir kimsenin aklını, düşünme süreçlerini ve vicdanını kısım kısım bloke edip işlemez hale getiren birden fazla efendi, birden fazla sahte tanrı mı, yoksa yalnız kendisine bağlanılan ve insana aklını ve vicdanını işletmesini emrederek onu “hür” kılan, yaratışına / fıtratına uygun davranmaya teşvik eden bir efendi, kudret ve ilim sahibi Yaratan mı ?

“Yaratan, yaratmayana benzer mi? Hiç düşünmüyor musunuz?” Nahl,17

Hal böyleyken, yine de O’nu bırakıp, hiçbir şey yaratmayan, tersine kendileri yaratılmış bulunan; ne kendilerinden bir darlığı uzaklaştıracak ne de kendilerine bir yarar sağlayacak güce sahip olmayan; ne ölüm üzerinde, ne hayat üzerinde, ne de ölümden sonra kalkış üzerinde herhangi bir etkisi bulunmayan birtakım düzmece tanrılara kulluk ediyorlar. Furkan,3

Kim bu düzmece, yaratamayan ve ne oluşta, ne yeniden dirilişte hiçbir söz hakkı bulunmayan sahte tanrılar ?

Heykeller mi ?

Sahi, onca insan, onca nesil sırf “taşlara” olan sevgisinden mi tapındı bunlara ?

Akıl ve idrak sahibi insanı taş parçalarına tapınmaya, onlardan medet ummaya iten sebep nedir ?

İnsanların çoğunun üç gizli tanrısı vardır. Bu üç tanrının yoldan çıkarışından sonra artık tanrıcıkların ardı arkası kesilmez… Taşlı veya taşsız tapınışın esirleridir bu üç sahte tanrının kurbanları…

Bu üç tanrı, buyrukları tartışmasız kabul edilen ve bu suretle “kutsal”ı, “Tanrı’nın Kut’undan olanı” tayin eden, etkisi aşikar, adları gizli güç odaklarıdır.

İnsan kendi başına iken bir başka, “öteki” ile birlikteyken bir başkadır. Her benlik “Amerikayı yeniden keşfetmesin” diye, bir kolaylık, bir nimet olarak sunulan “öteki”ne uyma ve davranışı ötekine göre tanzim etme yeteneği / gerekliliği zaman zaman feci bir akıbete sebep teşkil edebilir.

Doğumumuzdan itibaren öğretici konumunda olan, bir çok hazır davranış modellerini kopyaladığımız “öteki”, bazen aşkın bir nitelik kazanarak bizi kendisinin esiri edebilir.

Grup psikolojisi ve uyma davranışı, üç alanda pek baskındır.
Hazırdaki çoğunluk, gelmiş geçmiş çoğunluk ve otorite / lider…

İnsan aslında hazırdaki çoğunluğa uymakla, hazırdaki çoğunluğun uyduğu gelmiş geçmiş çoğunluğa yani atalara ve yine hazırdaki çoğunluğun uyduğu otoriteye / lidere uymuş olur.

Eğer bu uyma yerini teslimiyete bırakırsa, kendisine uyulan şeyin buyruğu tartışmasız ve mutlak doğru (kutsal) kabul edilirse, artık bu sosyo psikolojik süreç bir din ve bu sürecin ürettiği uyum “kulluk” halini alır.

(Yahudiler) Allah’ı bırakıp, hahamlarını; (Hıristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab/ERBAB edindiler. Oysa, bunlar da ancak, bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, onların ortak koştukları her şeyden uzaktır. Tevbe,31

Bu ayette açıkça belirtildiği üzere, Yahudiler hamamlarını, Hıristiyanlar rahiplerini rabler/ERBAB / tanrı edinmiştir. Hiç birimiz, Yahudileri hahamlarının önünde, Hıristiyanları da rahiplerinin önünde sanki onlar bir tanrı imiş gibi tapındıklarını görmediğimize göre, ya Kuran’ın “tanrı” tanımında ya bizim “tanrı” anlayışımızda bir problem var.

Yahudilerin ve Hıristiyanların din adamları ile olan münasebetlerinin “tanrı-kul” ilişkisi olarak nitelendirilmesinin sebebi, onların din adamlarının her buyruğunu tanrı buyruğu gibi kabul ederek, sorgulamaya kapalı tutmaları, onların helal dediğine helal, haram dediğine haram demeleridir. Kuran, insanın bu tutumunu “kulluk/uymak” olarak tanımlamakta, bu eylemle buyruğu tartışılmaz olarak kabul edilen güçleri de “tanrı” olarak tanımlamaktadır. Elbette ki sahte tanrılar…

“Yüzlerinin ateşte bir yandan bir yana döndürüleceği gün, “Keşke Allah’a ve Resûl’e itaat edeydik” diyecekler. Yine şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! Biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar. Ey Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânete uğrat.” Ahzab,66-68

O topluluklar için din adamları, dinsel düşünüş sürecinde “otorite”yi temsil etmektedir.

“Otorite/UZZA” tanrıçasının ("aziz" isminin dişili) meşruiyetini kazanmasında grup psikolojisinin çok büyük etkisi vardır. Güç, insanlara daima cazip gelmiştir ve insanlar güçlünün yanında yer alma eğilimindedir. Otorite’nin sahası “din” ise, bağlılık genellikle “güce” değil, bilgi ve korkuya dayalıdır. İnsan, kendisinden daha çok bilenin bilgisinden istifade etmeye meğillidir. Sosyal psikologlar, grubun “uzmana / otoriteye” uyumunu yıllardan beri çeşitli deneylerle incelemiş ve uzmana / otoriteye uyma eğiliminin insanın akıl ve vicdan dengesini ne boyutlarda alt üst ettiği deneysel olarak da kanıtlanmıştır.

Otorite sahip olduğu bilgiyi, inanç unsuru olarak tanımlar ve birey bu veriyi “kutsal” kabul ederse, otoriteye, otoritenin buyruğuna itaat bir nevi “ibadet / kulluk” halini alır. Onun için Kuran, bu olguyu “Rab edinme” olarak tanımlamıştır. Bu halde otoritenin buyruğunun dışına çıkmak, “dinsel” bir korku sebebi teşkil eder. Korku, bir zaman sonra tabuya dönüşür.

İnsanın davranışına yön veren diğer bir etken ise, “çoğunluk”tur Gruba uyma eğilimi de insanın düşünme süreçlerini bloke edebilmektedir.
Çoğunluğu iki kategoride ele alabiliriz: Hali hazırdaki servet çoğunluğu, geçmişte kalmış çoğunluk / Atalar…Bu çoğunluk kuranda "meny" olark bahsi geçer. Meny dişi ise MENAT'tır. Bu hem para hemde insan çoğunluğunu ifade eder.Üçün üçüncüsüdür.

Kuran, “mistik” bir yapısı bulunduğu için “çoğunluğa” uyma meselesinde ağırlığı “Atalar’a uyma” davranışına vermiş, bu eğilimi çetin bir biçimde eleştirmiştir.

İşte misaller…

Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun” dendiğinde: “Hayır! Biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.” derler. Peki, ataları bir şeye akıl erdiremiyor, doğruya ve güzele ulaşamıyor idiyseler!… Bakara,170

“Allahtan başka şeylere ilahlık yakıştırmaya şartlanmış olanlar, “Eğer Allah dileseydi Ondan başkasına ilahlık yakıştırmazdık; atalarımız da (öyle yapmazdı); ve (Onun izin verdiği) hiçbir şeyi de yasaklamazdık” derler. Onlardan önce yaşamış olanlar da böyle yaparak hakikati yalanladılar, ta ki azabımızı tadıncaya kadar! De ki: “Bize sunabileceğiniz (kesin) herhangi bir bilgiye sahip misiniz? Siz sadece (başka insanların) zanlarına uyuyorsunuz ve kendiniz tahminde bulunmaktan başka bir şey yapmıyorsunuz.” Enam,148

“Bir iğrençlik yaptıklarında şöyle derler: “Atalarımızı bu hal üzere bulmuştuk. Yani Allah emretti bize bunu.” De ki: “Allah, edepsizliği/iğrençliği emretmez. Allah hakkında, bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz?” Araf,28

“Şunların kulluk etmekte oldukları şeyler yüzünden bir kuşku içine girme. Daha önce atalarının kulluk ettikleri gibi kulluk ediyorlar, hepsi bu. Biz onların da nasiplerini hiç eksiltmeden elbette vereceğiz.” Hud,109

Mûsâ, onlara delillerimizi apaçık olarak getirince onlar, “Bu, ancak uydurulmuş bir sihirdir. Biz geçmiş atalarımızın zamanında böyle bir şeyin varlığını duymadık” dediler. Kasas,36

“Böylelerine, Allah’ın indirdiğine uyun dendiğinde şu cevabı verirler: “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.” Peki, şeytan onları, alevli ateşin azabına çağırmış olsa da mı?” Lokman,21

“Onlara, Allah’ın indirdiğine ve resule gelin dendiğinde şöyle derler: “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter.” Peki, ataları hiçbir şey bilmiyor, doğru yolu bulamıyor idiyseler de mi?” Maide,104

Bunlar, sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka şeyler değildir. Onlar hakkında Allah bir kanıt indirmemiştir. Onlar, sadece sanıya, bir de nefislerin hoşlandığı şeylere uyuyorlar. Yemin olsun, onlara hidayet Rablerinden gelmiştir. Necm,23

“”Sen” dediler, “Ha böyle nasihat etmiş, ha etmemişsin, bize göre hepsi bir. Bizim tuttuğumuz yol, önceki atalarımızın sürüp gelen âdetlerinden başka bir şey değildir. Biz bundan ötürü de cezalandırılacak değiliz!” Şuara, 136-138

“O’nun yanında nelere kulluk ediyorsunuz? Sadece bir takım isimlere ki, adlarını siz ve atalarınız koymuştur. Onlar hakkında Allah, hiçbir kanıt indirmemiştir. Hüküm yalnız Allah’ındır. O, yalnız ve yalnız kendisine kulluk etmenizi emretti. Eskimez ve pörsümez din işte budur. Ama insanların çokları bilmiyorlar.” Yusuf,40

“Bilakis (şöyle) dediler: «Gerçek biz atalarımızı bir ümmet (bir din) üzerinde bulduk. Biz de hakikaten onların izleri üstünden doğruya erdirilmişleriz.” Zuhruf,22

“İşte böyle! Senden önce de hangi kente bir uyarıcı göndermişsek oranın servetle şımarmış kodamanları mutlaka şöyle demişlerdir: “Biz atalarımızı bir ümmet/bir din üzerinde bulduk; onların eserlerine uyarak yol alacağız. Uyarıcı dedi: “Peki, ben size, atalarınızı üzerinde bulduğunuz şeyden daha iyi yol göstereni getirmiş olsam da mı?” Dediler: “Doğrusu, biz seninle gönderilen şeyi tanımıyoruz.” Zuhruf,23-24

“Sonra onların dönüşleri doğrudan doğruya cehennemedir. Çünkü onlar, babalarını sapıtmış kişiler halinde bulmalarına rağmen, kendileri de hâlâ onların eserleri ardınca koşturuyorlar.” Saffat, 68-70

Atalara uymak, insan için “doğru”ya uymak gibidir, güven verir. Bu düşünüş, atalar olarak adlandırdığımız gelmiş – geçmiş çoğunluğun daha tecrübeli, daha bilgili olduğu hususundaki inanışın sonucudur.

Çoğunluk başlı başına insanı yönlendirir. Grup içerisindeki insanların, grubun genel eğilimine uyma davranışı yaşam içerisinde insanlara bir çok faydalar sunmakla birlikte, insanların düşünme yetilerini bloke edip, çoğunluğun eğilimi kutsal gibi algılayarak “tartışılmaz” kıldığında artık faydadan çok zarar doğurur ve düşünmek, sorgulamak ve bu suretle gerçeği aramak için yaratılmış “hür” bireyi “kul” eder.

Otoriteye, atalara ve çoğunluğa körü körüne uymanın mahşerdeki sonucunu anlatan şu sahne çok dramatiktir:

“Allah buyurdu: “Sizden önce gelip geçmiş bilinen ve bilinmeyen insan topluluklarıyla içiçe, girin bakalım ateşe.” Her ümmet girdiğinde, yoldaşına lanet eder. Nihayet, hepsi orada bir araya gelince, sonrakiler öncekiler için şöyle derler: “Rabbimiz! Bizi bunlar saptırdılar. Ateş azabını bunlara bir kat daha fazla ver.” Allah buyurur: “Her biri için bir kat fazlası var, fakat siz bilmezsiniz.” Araf,38

Burada, atalara, çoğunluğa veya otoriteye uymuş olmanın hiçbir şekilde mazeret teşkil etmediğini görüyoruz. Neden mazeret teşkil etsin ki? Allah, onları bu şikayet edenlere göre hangi vasıfla üstün yaratmıştır ki ? Atalarımıza, yahut şu toplumun çoğunluğuna bizden fazla akıl, bizden duru bir vicdan mı verildi ? Allah’ın yaratmasında hiçbir fark var mı? O halde, onlara “kayıtsız ve şartsız” teslim olmak nasıl olur da bir mazeret teşkil eder ? Yoksa Allah, bize bu imkan ve yetenekleri vermekle “müsriflik” mi etmiş ? Yoksa bizi yaratmasında bir eksiklik mi var ? Onun bize düşünecek bir akıl, görecek gözler, işitecek kulaklar vermesi boşu boşuna mıdır ?

Kuran, insanın şifrelerini / eğilimlerini / kurallarını öğretmektedir. Buna göre, insan için, kendisini aşkın gördüğü ve aklını ve vicdanını birlikte işletme sürecini sabote eden çoğunluk, atalar ve otorite birer rabdir. Kim bunların buyruğuna sorgusuz sualsiz itaat ederek kendini teslim ederse, o hiçbir şeyin dengi gibi olamadığı Yaratıcı’ya şirk / ortak koşmuş olur. Aklı işletmemek, insanı düşünebilmesi için her yetenekle donatan Rabbin yaratışına karşı bir başkaldırıdır.

Bu saydıklarımız, kişinin kendisinden aşkın gördüğü güç kaynakları erbab edinmesidir. Nebileri, alimleri ve birbirimizi erbab edinmeme, Dişil isimlendirilen meleklerden şefaati kesme umudu ile

11 Ekim 2012 Perşembe

KISAS "Bakara 178. ayet"



İşte tahlil edeceğimiz kısas ayeti:

2:178 Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısasfarz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır.


Öncelikle kısas قصاص ne demek onu öğrenelim: adil öc, adil intikam

* Yukarıdaki ayeti nasıl yorumlamalıyız? "Vay anam sen misin benim annemi öldüren" diye olaydan bir haber anneyi mi öldüreceğiz? Ya da sen benim kölemi öldürdün ben de senin köleni öldüreceğim mi diyeceğiz?


فَمَنْ

femen

ve her kim

عُفِيَ

‘ufiye

affedilirse

لَهُ

lehu

ona

مِنْ أَخِيهِ

min eḣîhi

kardeşinden

شَيْءٌ فَاتِّبَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ وَأَدَاءٌ إِلَيْهِ بِإِحْسَانٍ

şey-un fettibâ’un bilma’rûfi veedâun ileyhi bi-ihsân(in)

bir şey bilinenlere uyun ve ona güzellikle ödeme yapın

Yukarıdaki ayetin ortasında kardeşi (ehihi) tarafından bağışlanan suçlu anlatılıyor. Daha sonra aynı suçlu kişinin ihsan ile ödeme yapması isteniyor. Bundan sonra da haddi aşmaması isteniyor. Yusuf Suresinde “kişinin velisi” olarak farklı bir kelime kullanılmıştır. Ayetin muhteşemliği de “ey insanlar” olarak değil “ey iman edenler” olarak gelmiştir. Şu da unutulmasın ki “Müminler kardeştir.”. Ayetteki kardeşi “iman ederek kardeş olmuş davalılardır Aksi halde kardeşi olmayan adam ne yapacak kime gidecek gibi abuk sabuk fıkh-i soru ve sorunlar ortaya çıkacaktır.


Varacağımız sonuç:bu ayet insanlardan bahsetmiyor. Buradaki ;

HÜR: kimseye bağlı olmayan, şimdiki ev hayvanları benzeri gibi atıl eşya, meyvesi olmayan ağaç, tarla sürmeyen öküz,

ABD: (ra-ga-be= köle değil) olanlar ise insanların ihtiyaçları için beslenen hayvanlar gibi çalışılıp para kazanılan eşya, meyve veren ağaç, tarla sürebilen öküz gibi.

UNŚE: diye çevrilen kelime (unśe) ise dişidir. Aynı kelimenin çoğuluna (unśeyeyn) 6:143 ve 6:144. ayetlerde rastlıyoruz ve bu ayetler de hayvandan bahsediyor. Artı 75:39 ayetinde Allah cinsiyetleri dişi (ünse) ve erkek (zeker) diye aynı kelime ile veriyor. Zarara uğratılmış mallar eğer birilerinin geçim kaynağı ise, ödenecek tazminat o eş değer yani kısasta olmalıdır. (yani adil bir ödeşme) 

Kuran’da kullanılan nefs ise sadece insan değil bütün canlıları ifade etmek için kullanılmıştır:

17:33 Ve la taktülün nefselletı harramellahü illa bil hakk ve men kutile mazlumen fe kad cealna li veliyyihı sültanen fe la yüsrif fil katl innehu kane mensura

Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana(nefs) kıymayın. Kim haksız yere katlederse, biz onun velisineyetki vermişizdir. Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.

ولي(veli) : koruyucu; yardımcı; dost; mirasçı

Veli ile ehl (aile) aynı şey değildir:

27:49 Kalu tekasemu billahi le nübeyyitennehu ve ehlehusümme le nekullenne li veliyyihıma şehidna mehlike ehlihı ve inna le sadikın

Aralarında Allah adına and içerek şöyle dediler: "Mutlaka onu ve ailesini geceleyin öldüreceğiz sonra da ehline; ‘Biz onun ailesinin öldürülüşüne şahit olmadık. Biz kesinlikle doğru söyleyenleriz’, diyeceğiz."

Burada EHL’in karar mekanizmasında yardımcı olan kişi olduğunu görüyoruz.

…felâ yusrif fî-lkatl(i)…

Ve haddi aşmasın (israf kelimesiyle aynı kök) cinayette / öldürmede

Öldürmede israf nasıl olacak? Ailesini de öldürmeyin mi demek isteniyor? 4:92’e kimseye verilmiş bir yetki yok fakat 2:178’de var. Bu da bu ayetin de hayvanlardan bahsettiğini doğrulamaktadır. Doğru çeviri:

Allah’ın yasakladığı cana kıymayın haksız yere. Haksız yere öldürülenlerin VELİSİNE / KORUYUCUSUNA / BAKICISINA biz yetki verdik. O yüzden öldürmede haddi geçmesin. Ona yardım edilmiştir.


5:32. İşte bu yüzden biz, İsrailoğulları üzerine şunu yazdık: Kim bir kişiyi, bir kişiye karşılık yahut yeryüzünde bir fesat sebebiyle olmaksızın öldürürse, insanları toptan öldürmüş gibidir. Ve kim bir kişiye hayat verirse insanlara toptan hayat vermiş gibidir. Anolsun, resullerimiz onlara açık-seçik kanıtlar getirmişlerdir. Ama onlardan birçoğu bunun ardından da yeryüzünde zulüm ve azgınlığa sapmaktadır.


men katele nefsen biġayri nefsin:
kim bir nefsi başka bir nefs İLE/iÇİN/YERİNE olmaksızın öldürürse


bi kelimesinin anlamları: için, ile, (birşey) yerine

Buradaki ile anlamına gelen “bi” değiş tokuşlarda kullanılan kelime. Yerine gibi. Burada kurtarılan bir insan için öldürülen bir insan anlatılıyor.


5:33 Allah ve Peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa uğraşanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da yerlerinden sürülmektir. Bu onlara dünyada bir rezilliktir. Onlara ahirette büyük azab vardır.


İşte Kur'an karşıtlarının en sık alıntıladığı cümlelerden biri. Bu savaş ile ilgili bir ayet. Allah'a savaş açanların başlarına gelebilecek olanlar anlatılıyor. Burada ellerinin ve ayaklarının çapraz kesilmesi de yanlış çeviridir.


خلاف (hilaf) kelimesinin sözlük anlamları:itaatsizlik, reddetme; karşı, tersine, çaprazlama, bir şeye karşıdan bakan

min ḣilâfin:itaatsizlikten (çaprazlama değil!)

Ellerin ve kolların da kesilmesi aynı hırsızlık ayetinde olduğu gibi yine mecazi. Bir şey yapamayacak hale gelmek, her türlü güçten kesilmek anlamına geliyor.



5:45 Tevrat'ta onlara şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşılık ve cezadır). Yaralar da kısastır (Her yaralama misli ile cezalandırılır). Kim bunu (kısası) bağışlarsa kendisi için o keffaret olur. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerdir. 

Bu ayetteki anahtar kelime ise sadaka vermek (tesaddeka bihi). Hiçbir yara diğerine eş değildir. Tek gözü olan adamın gözünü çıkaracak olursanız kör kalır, iki gözü de yerinde olan adam ise yalnızca birini kaybeder. İnsan canı sadakayla satın alınacak kadar ucuz değildir. Göze göz, buruna burun ise istisnasız bütün yaralarda kısas (yani adil bir ödeşme) olacağını vurgulamak içindir. Sünnetullah değişmeyeceğine göre Maide suresinde geçen bu ayette hayvanlar üzerinden mal kısası hakkındadır.

Darüsselam Anayasa Teklif Metni




Darüsselam (Barış Yurdu) Anayasası

Bizler, Darüsselam’ın kurulmasını isteyen insanlar olarak, bu yeni
anayasa yapım vesile ile herkes için barış, özgürlük, adalet, eşitlik,
güvenlik ve mutluluğun gerçekleşmesi adına bu teklifi sunuyoruz. [1]

MADDE I

Bu anayasa ve içerdiği müteakip yasalar, mevcut olan tüm anayasaların,
mevzuatların, anlaşmaların, yürürlükteki yasa, tüzük, yönetmelik
ve/veya yasaların yerine geçer ve onları geçersiz kılar.

Bu anayasa, uluslar arası hukuk ve antlaşmalar ile tanımlanmış olan
Barışyurdu’nun tüm eyalet, il ve bölgelerinde yürürlüğe girecektir.

Cumhuriyet içerisinde bulunan tüm insanlar ve tüzel kişiler,
anayasanın XIV. Maddesi uyarınca yenisi ile değiştirilene kadar,

bu anayasayı ve getirdiği yenilikleri her zaman korumak ve devam
ettirmekle yükümlüdürler. [2]

Barışyurdu içerisinde doğan veya yasayla vatandaşlığa alınmış tüm
kişiler yurttaş kabul edilirler.

MADDE II

Bu ulusun tüm vatandaşları Barış-gönüllüsü olarak çağırılırlar.[3]

Yurt içinde barış, diğer uluslarla barış ve doğa ile barış bu ulusun
en yüksek idealidir. [4]

Barış, ancak onur ve yaratıcılık, eleştirel düşünce ve güvenilir bilgi
yoluyla güçlendirilmiş bireyler aracılığı ile adalet ve hürriyet
ortamında gerçekleşebilir ve sürdürülebilir.[5]

Barış-gönüllüleri hükümeti, topluca küresel barışı teşvik eder. Bu
hedefe yönelik erişilebilir bir adım olarak, ülkeler birbirini izleyen
4 ay süre (haram aylar) ile küresel ateşkes sürecine katılmaya davet
edilecek ve bu süre, kademeli olarak gelişen küresel barışla birlikte
nihai sonuç olan 12 aya uzatılacaktır.

Savaşlar, sadece askeri saldırılara veya savaş ilan eden gruplara
karşı savunma amaçlıdır. Anlaşmazlıklar için barışçıl çözüm
arayışlarına girilmeli ve savaş hali ilânı öncesinde tüm çözüm
arayışları tüketilmiş olmalıdır.

Savaş teşvikinin azaltılması için, Barışyurdu içindeki özel
şirketlerin silah tasarımı, imalatı ve satışı yapması yasaktır.

Barışyurdu vatandaşlarının dünyanın herhangi bir yerinde
Paralı-Askerlik yapması yasaklanmıştır. Hükümet başka uluslara silah
satamaz veya bağışta bulunamaz ve Barış-gönüllüleri silahlar ve
savaşlar üzerinden kazanç elde edemez.

Adalet, barış ve hukukun üstünlüğü diğer tüm bağlılıkların üzerindedir. [6]

MADDE III

Barış-gönüllülerinin hak ve özgürlükleri bu Anayasada maddeler halinde
sayılı olanlarla sınırlı değildir. Aşağıdaki hak ve özgürlükler,
cinsiyet, etnik köken, ulusal, ve dini veya siyasi farklılıklar
gözetilmeksizin, cumhuriyet içerisindeki her yetişkin birey için
vardır. Bu hak ve özgürlükler, son altı hak hariç olmak üzere, askıya
alınamaz, etkileri azaltılamaz, sınırlandırılamaz, engellenemez.

Konuşma Özgürlüğü ve Aktivizm

Her insanın serbest konuşma özgürlüğü, medya özgürlüğü, toplanma ve
barış içerisinde protesto yapma özgürlüğü vardır. [7]

Medyanın özel etki gruplarınca tekelleştirilmesini engellemek ve
medyada çoksesliliği gerçekleştirmek için, dergi, radyo, televizyon,
İnternet, elektronik kanallar ve diğer yayın organlarının kullanımı
yasalarla düzenlenecek ve katılım teşvik edilecektir.

Gereksiz oto-sansürün engellemesi için, politikacılara, ünlülere ve
kamu görevlilerine yönelik eleştiriler ve hakaretler, belirli
iftiralar haricinde, şahsa hakaret içeriyor diye cezalandırılamaz.

Yazılı basın istisna olmak üzere, genel seçimlerden bir ay önce
kablolu, elektronik, uydu veya radyo frekansları kullanan tüm medyanın
hergün, prime-time dilimlerinde, politik tartışmalara birer saatlik
yer ayırmaları zorunludur. Aynı düzenleme yerel seçimlerden iki hafta
öncesine kadar, yerel medya tarafından da sağlanmalıdır. Seçim
bölgelerinden en az %2 oy almış veya imza toplayabilmiş adaylar, halka
açık bu tartışma programlarına eşit süre ile katılmaya hak
kazanacaklar. Halkın içindeki popüler ve popüler olmayan tüm
fikirlerin özgür bir ortamda tartışılabilmesi fırsatının sağlanması,
halk için halk tarafından oluşturulmuş bir halk hükümetinin en önemli
şartıdır.

İnanç ve İnkar Özgürlüğü

Tüm insanlar herhangi bir inanç edinme ve uygun gördüğü bir dine bağlı
olma hakkına sahiptirler. Bu inanç özgürlüğü tapınaklar, camiler,
sinagoglar, kiliseler, okullar, vakıflar ve benzer amaçla kullanılan
diğer tüm yapı ve derneklerin kurulmasını da içerir. Benzer şekilde,
tüm insanların herhangi bir inanç edinmeme ve bir dine mensup olmama
özgürlükleri vardır. Ateizm ve inkârcı-fikir özgürlüğü vakıflar,
organizasyonlar, kulüpler, okullar ve bu amaçlarla kullanılan diğer
tüm yapı ve derneklerin kurulmasını ve işletilmesini içerir. [8]

Haksız Ayrımcılığa Karşı Olma Hakkı

Irk, cinsiyet, renk, ulusal köken, servet, inanç ya da politik bağları
her ne olursa olsun tüm insanlara eşit hak ve fırsatlar tanınmıştır.
[9]

Adalet Arama Hakkı

Tüm insanlar ve/veya tüzel kişiler, herhangi bir kısıtlama ve gecikme
olmaksızın, başlarına gelen tüm haksızlık ve suçlamalara karşı adalet
talep etme hakkına sahiptirler. Adalet arama sürecini ve giderleri
azaltmak için, yasalarda belirlenen koşullara uygun gönüllü
vatandaşlar tarafından idare edilen gayriresmî yerel tahkim ve uzlaşma
merkezlerinin kurulması yerel hükümet tarafından teşvik edilir ve
kolaylaştırılır. [10]

Bilgi Edinme Hakkı

Vatandaşlar belirli konulardaki hükümet bilgilerinin yayınlanması için
dilekçe verme hakkına sahiptirler.  Hükümet kayıtları
oluşturulduğunda, kamu için ulaşılabilir hale getirilir. Özel
durumlar, ulusal güvenlik ve gizlilik esasına göre yasama organı
tarafından belirlenir ve yargı denetimine tabi olurlar.

Temiz Hava, Su ve Toprak Hakkı

Vatandaşlar temiz hava, su, toprak ve çevresel koruma haklarına
sahiptirler. Hükümet, yenilenebilir enerjinin azami kullanımı ve en az
çevresel etki ile, sürdürülebilir bir ekonomik kalkınmayı teşvik eder.

Serbest Dolaşım Özgürlüğü

Tüm insanlar cumhuriyetin kamu arazileri içerisinde serbestçe seyahat
edebilir, sınırlarından yasal bir şekilde; engel ya da gecikme
olmadan, giriş ve/veya çıkış yapabilirler. Bu haklar genişletilerek
malların dolaşımı da buna dahil edilir. [11]

Mahremiyet Hakkı

Casusluk, kulak hırsızlığı, haneye veya bahçeye izinsiz giriş, kişisel
gizliliği  olan bilgileri elde etme ve/veya açığa çıkarma gibi özel
yaşam alanlarında tüm insanların gizlilik ve özgürlük hakları
vardır.[12]  Bu haklar, başka insanların fiziksel zarar görmelerini
engellemek için ihlal edilebilir. Bu haklar, acil bir durum var
olmadığı sürece veya yasalarla belirlenmiş haklı bir nedene dayalı bir
yargı izninin haricinde iptal edilemez. Bireylerin toplum içinde
yüzlerini gizleme hakları yoktur.

Ticaret Yapma ve Servet Sahibi Olma Hakkı

Gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapılan servet birikimi ve
transferi yasalarla düzenlenmelidir. [13]

Doğal kaynaklar bir bütün olarak tüm vatandaşların mülkiyetidir, ve
buralardan elde edilen gelirin tümü kamu projeleri ve kurumlar
üzerinde kullanılacaktır. Sağlık, ilaç ve eğitim  gibi hayati önem
taşıyan sektörlerde sağlıklı bir rekabetin oluşturulması ve bunun
devamının sağlaması için kamu ve kar amacı gütmeyen kuruluşların özel
şirketlere karşı rekabet etmesi sağlanacaktır.

İnsan organlarını pazarlamak, kumar oynamak, para ve mal üzerinden
faiz veya tefecilik yapmak, sigara, alkol ve uyuşturucu üretimi ve
satışı yapmak, ve fuhuş gibi bireylerin veya grupların
zayıflıklarını/çaresizliklerini istismar eden ve bu tür pazarlarda
çalışanlara veya topluma aşırı derecede zarar veren pazarlar “zararlı
pazarlar” olarak kabul edilir ve sıkı yasal düzenlemelere tabi
tutulurlar. Sigara, alkol ve uyuşturucu maddelerin satışı ve/veya
tüketimi yetişkinler için yasaklanamaz. Yasaklanan veya sıkı yasal
düzenlemelere tabi tutulan maddeler veya hizmetler de yasalarla
yasaklanır veya sıkı biçimde düzenlenir. [14]

Servetin bir kaç kişin elinde toplanmasını önlemek amacıyla, zenginlik
ve miras için tekelleşmeyi engelleyen yasalar yapılacak ve varlık ve
miras orantılı bir biçimde vergilendirilecektir. Vatandaşların fikri
mülkiyetleri belirlenecek yılı aşmamak koşuluyla patent yasaları ile
koruma altına alınırlar.[15]

Sosyal Yardım Hakkı

Tüm vatandaşlar, özellikle çocuklar, yaşlılar ve engelli vatandaşlar,
cumhuriyet imkanları dahilinde zaruri gıda maddelerine, temel sağlık
hizmetlerine, eğitime, istihdam fırsatlarına, can ve mal güvenliğine
hak sahibidirler.[16] Yıllık bütçenin en az beşte biri bu hizmetler
için ayrılır.[17] Kuruluşlar veya alıcılar tarafından istismar
edilmeleri durumunda bu haklar sınırlanabilir ya da askıya
alınabilirler.

MADDE IV

Cumhuriyetin yasama yetkileri, halkın temsilcisi olan, her konuda açık
tartışma ve istişare yoluyla anayasaya uygun olarak görev yürüten
seçilmiş bir Ulusal Meclisine aittir. [18]

Anayasayı ve uluslar arası antlaşmaları veya laik federal hükümetin
yasalarını ihlal etmemesi koşuluyla, devlet ve yerel yönetimler dini,
sosyal, ekonomik, kültürel ve diğer kaygı ve görüşleri yansıtan
yasalar yapabilir.

Cumhuriyetin toplam nüfusunun en az % 1′i nufusa sahip bölgeler
bağımsız birer bölge olarak tanımlanırlar ve seçimler ilçelere bağlı
olarak gerçekleştirilir.

Nüfusu % 1′inin altında bulunan bölgelerin nufusu % 1’e ulaşıncaya
veya bu sayıyı aşıncaya kadar  yakındaki bir coğrafi bölgenin nüfusuna
eklenir.

Ulusal Meclis koltukları, ‘her ilçe için en az bir koltuk’ temeline
göre tahsis edilecektir, %1′in katları nüfusa sahip ilçelere kat
başına fazladan bir koltuk tahsis edilir.

İki partili sistemin engellenebilmesi ve azınlıktaki politik
eğilimlerin temsili için için oy pusulaları tercihli oy kullanımına
olanak veren bir biçimde tasarlanacak, öyle ki, seçmenler tercih ve
önem sıralarına göre adayları oylayabileceklerdir.

Ulusal Meclis’e aday olmak için gerekli koşullar şunlardır: vatandaş
olmak ve seçim için aday olduğu bölgenin sakini olmak. Aday olmak veya
seçilmek için minimum veya maksimum bir yaş sınırı yoktur.[19]

Onsekiz yaşını doldurmuş her vatandaş seçmen olma hakkına sahiptir.
Hapishane’de olmak veya suç işlemiş olmak seçimlerde oy kullanma
hakkına engel olamaz.

Demokratik bir toplumda bilinçli seçmenlerin önemli rolünü göz önüne
alarak, ilçelerde çalışan her adayın da dahil olduğu belediye
binalarında toplantılar ve tartışma ortamları oluşturulmasına olanak
sağlamak federal ve yerel yönetimlerin birer görevidir. Siyasi
tartışmalara halkın katılımını teşvik etmek için, ilçedeki belediye
binası toplantılarına en az dört saatlik katılan her seçmene, yasa ile
belirlenmiş olan asgari ücretin altında olmamak koşuluyla, bir
kereliğine tam-gün maaş ödenir.

Ulusal Meclis koltukları, ikamet ettikleri bölgelerde çoğunluğun
oylarını toplayabilen adaylara verilecektir. Tek üyeli ilçelerdeki
oylar alternatif oy bazında yapılacak, diğer yandan, birden fazla
üyeli ilçelerdeki oylar tek transfer oy esasına göre yapılacaktır.

Ulusal Meclis üyeleri, yeniden seçilmedikleri sürece, yeni yılın ilk
ayının ilk gününden başlayarak beş yıllık bir dönem hizmet verirler.

Görev ve sorumlulukların devir teslimi ve yumuşak bir geçişin
sağlanabildiğinden emin olmak için, seçimler, mevcut Ulusal Meclis
üyelerinin görev süreleri bitiminden doksan gün önce sonuçlandırılmış
olmalıdır.

Ölüm veya istifa olması halinde, ayrılan Ulusal Meclis üyesinin kalan
görev süresini tamamlamak için aynı ilçeden yeni bir Ulusal Meclis
üyesi seçilir.

Yasa tasarıları üzerinde basit çoğunluk veya daha fazla oy sağlanması
ile yasalaşan Meclis kararları için her Ulusal Meclis üyesi bir oy
taşır.

Gözlemci Komisyonu

Devleti, tüzel ve özel ilgi alanlarının olası zararlı etkilerinden
korumak için, Ulusal Meclis üyelerinin finansal işlemleri ve lobi
faaliyetleri gözlem altına alınır. Zihinsel engelli ve sabıka kaydı
olanların dışında kalan tüm yetişkin bireylerin vatandaşlık numaraları
arasında, canlı bir televizyon programında gerçekleştirilecek bir
çekiliş aracılığıyla, Gözlemci Komisyonu için Ulusal Meclisi
üyelerinin üç katı sayı çoğunluğunda aday seçilir. Çekilişten sonraki
ilk ay içerisinde seçilmiş Ulusal Meclis üyeleri, kazanan numaraların
1/3 ünü kamu yoklaması ve sorgulama sonrasında görev için onaylar. Her
Ulusal Meclis üyesi de bu Gözlemciler tarafından izlenecektir. Her
Gözlemci başına on kişi düşecek şekilde, rasgele atanırlar ve böylece
bağımsız ve farklı Gözlemciler aracılığıyla dikkatli bir incelemenin
gerçekleştirilmesine olanak sağlanır. Gözlemci Komisyon üyeleri,
seçilmiş Ulusal Meclis üyelerinin harcama listesi ve tüm finansal
işlemlerini izleme, inceleme ve mahkeme çağrısında bulunma haklarına
sahiptirler, her altı ay süre ile bu finansal kayıtları yasaya göre
kamu ile paylaşırlar. Şüpheli finansal işlemlerin tespiti durumunda,
kamunun güvenini kötüye kullandığı için şüpheli duruma düşen Meclis
Üyelerine dört gözlemcinin onayı ile ihtar çekilecek ve bir ay
içerisinde görevden-alınmaları için Meclis tarafından bir duruşma
belirlenecektir. Ulusal Meclis’in eski üyelerinden birinin görevdeyken
yasadışı finansal işlem yaptığını, yancılık yaptığını veya görevini
suistimal ettiğine dair delil sunan her vatandaş mahkemede söz sahibi
olacaktır. İlk soruşturma ve muhtemel sebeplerin keşfi sonrasında, alt
mahkemede eski Meclis üyesine karşı vatandaş davası başlatılmalıdır.
[20]

Kamu görevlileri ile özel bir toplantı yapmak isteyen herhangi bir
birey veya grup, yasanın bir gereği olarak, muhtaçlara gıda, barınma
ve sağlık gibi gerekli ve faydalı olan bir yardımda bulunmalıdır. Kamu
görevlileri böylesi yardımları kabul eden hayırsever organizasyonlara
üye olmamalı ve buralardan mali yardım almamalıdır.[21]

Ulusal Meclis ve Gözlemci Komisyonu üyelerine medyan (orta) gelirin
altında ödeme yapılmamalı ve bu ödeme medyan gelirin beş katını
geçmemeli. Gözlemcilerin dönemi yeni Ulusal Meclis seçimi ile sona
erer ve Gözlemciler birden fazla dönem için hizmet edemezler.

Ulusal Meclis’ne aşağıdaki yetkiler temin edilmiştir:

Adalet ilkelerine uygun olarak; yasa çıkarma, inceleme, değiştirme ve
yürürlükten kaldırma yetkisi. [22]
Cumhuriyetin düzgün işleyişini sağlamak ve korumak için gerekli olan
politika ve stratejileri üretme yetkisi. [23]
Toplam beş yıllık bir hizmet süresi için bir başbakan ve bakanlar
kurulunu tayin etme ve/veya yenileme yetkisi. [24]
Başbakan veya onun bakanlarından herhangi birisinin görev süresini
erkenden sonlandırma yetkisi. [25]
Vatandaşlığa kabul şartları ve kriterlerini düzenleme yetkisi.[26]
Ulusal Meclis de dahil olmak üzere, devletin her düzeyinde, ödeme ve
tazminat tasarılarını düzenleme yetkisi. [27]
Yüzde 20’yi geçmemek koşuluyla bireyler ve şirketler için vergi
belirleme yetkisi. [28]
Ağırlıklar, uzunluklar, zaman uyumluluğu ve cumhuriyet içerisindeki
asgari ücret için kriterler belirleme yetkisi. [29]
Altın veya gümüş karşılığının sağlanabilmesi şartı ile, legal ihale
yoluyla para basma yetkisi. [30]
Cumhuriyet adına faizsiz borç para verme ve/veya alma yetkisi. [31]
Gelişme ve iyileştirme amacıyla kamu arazilerini kiralama yetkisi. [32]
Vahşi hayatı ve doğal ekolojik dengeyi muhafaza etme ve kollama yetkisi. [33]
Her devlet acentesi için fon tahsis etmek ve bütçeleri onaylama yetkisi. [34]
Hükümetin tüm şube/bölüm/müdürlük denetimi için teftiş yetkisi. [35]
Cumhuriyet adına yerel ve/veya yurt dışında yasal takibat başlatma ve
dava açma yetkisi. .[36]
Yabancı uluslarla/halklarla sözleşme ve antlaşmalar kurma yetkisi. [37]
Kara, deniz ve hava için bir ordu kurma yetkisi. [38]
Ülkenin savunulması adına nüfusun tüm parçalarının fedakarlıkta
bulunması ve gerekirse bu uğurda acı çekmeye hazır olması için bildiri
yayınlama yetkisi. [39]
Cumhuriyet içerisindeki insanların güvenliği ve haklarının korunması
için bir güvenlik gücü kurma yetkisi. [40]
Yabancı ülkeler arasındaki silahlı çatışmalara son vermek için
barışçıl yollarla arabuluculuk yapma yetkisi. [41]
Yabancı ülkelerde zulüm gören mazlum insanlara sığınma hakkı
sağlayarak onlara yardım ve/veya destekte bulunmak, veya onların
böylesi bir isteği üzerine müzakerelerde bulunabilme yetkisi.[42]
İhtiyaç halinde olan herhangi bir yabancı ülkenin ve/veya insanın kriz
dönemini rahat atlatabilmesi adına insani yardım ve/veya destek
sağlama yetkisi. [43]
Cumhuriyet eğer fiziksel saldırı altında ise, ve/veya kendi güvenliği
ve/veya vatandaşlarının güvenliği tespit edilebilir yakın bir tehdit
altında ise, savaş ilan etme ve savaş kabinesi düzenleme yetkisi. [44]
Açık bir saldırı ve/veya işaretleri beliren belirli bir saldırı
tehlikesi durumunda, cumhuriyetin, halkın ve topraklarının müdafaası
için orduya çağırma yetkisi. [45]
Ulusal Meclis, toplantı işlemlerinin düzenlemesini yapan, Ulusal
Meclis üyelerin arasından bir sözcü seçer.

Ulusal Meclis, Cumhuriyetin ve vatandaşlarının mutluluğunu
ilgilendiren yürürlükteki yasalar, ödenek ve/veya her türlü meselenin
müzakere edilmesi için, en az her doksan günde bir, üç gün süre ile
toplanır. Ulusal Meclis, bu toplantının süresini belirli ihtiyaçlara
göre kısaltmak veya uzatmak için oy verebilir.

Ulusal Meclis,  üyelerinin en az 1/3 çoğunluğu sağlandığı takdirde
farklı zamanlarda da, sözcüye bağlı olarak, yıl içerisinde toplantıya
çağrılabilir. Toplantı için yapılan bu çağrılar kamuya açık bir
şekilde  duyurulmalı ve tüm Ulusal Meclis üyelerine yazılı olarak
bildirilmelidir.

Savaş ya da tehlike zamanlarında Ulusal Meclis, fiziksel olarak
gerçekleştirilen toplantılardan muaf tutulabilir ve karar alımları
Meclisin saygın üyelerinin imzalarının toplanması ve Meclis üyelerinin
2/3 oy çoğunluğunu sağlanabilmesi ile yapılır.

MADDE V

Barış Yurdu Cumhuriyeti’nin yürütme yetkileri Ulusal Meclis tarafından
atanan bir başbakana kazandırılır. [46]

Başbakan, Ulusal Meclisinin onayına sunulmak üzere kendi bakanlar
kurulunun seçimi ile sorumludur.

Başbakan, Ulusal Meclisinin onaylanan politika ve stratejilerini
gerçekleştirmekle sorumludur.

Başbakan,  şubelerin sorunsuz bir şekilde çalıştığından ve bütçe
hazırlığının doğru yapıldığından emin olmak için gerekli düzenlemeleri
ve yaptırımları oluşturan tüm hükümet şubelerinin idare ve
yönetiminden sorumludur.

Başbakan, kamu hizmetleri ya da cumhuriyet içerisindeki insan
hayatının iyileştirilmesi için gerekli olan planlama, bütçeleme ve tüm
kamu projeleri ve faaliyetlerinin yerine getirilmesi ve
yürütülmesinden sorumludur.

Başbakan, şunları içeren tüm özel sektör projelerinin/ faaliyetlerinin
düzenlenmesinden sorumlu olacaktır: imalat, madencilik, enerji, tarım,
ticaret, hizmet, inşaat, ulaşım, seyahat, eğitim, sağlık, teknoloji,
hayır kurumları ve halk tarafından meşru biçimde talep edilen her
türlü aktivite veya düzenlemeler.

Başbakan, yabancı uluslara/devlet adamlarına cumhuriyeti tanıtır ve
cumhuriyeti ilgilendiren, Ulusal Meclisin onayı haricinde
bağlayıcılığı olmayan müzakerelere/tartışmalara katılır.

Başbakan, belirlenmiş her Ulusal Meclis toplantısı öncesinde kendi
faaliyetlerinin ayrıntılı bir raporunu sunar. Başbakan’nın
kararlaştırılmış olan Ulusal Meclis toplantılarında bulunma
zorunluluğu vardır. Başbakan, Meclis sözcüsünün isteği üzerine,
planlanmamış olan oturumlara da katılmalı ve Meclis üyelerini
ilgilendiren sorulara cevap vermeli, cumhuriyetin durumu üzerine
aydınlatıcı bilgiler sunmalıdır.

MADDE VI

Cumhuriyetin yargı yetkileri bağımsız bir Yüksek Mahkeme ve onun alt
mahkemelerine kazandırılır. Yüksek Mahkeme anayasa uyarınca, ulusal ve
yerel yasamacılar tarafından geçişi verilen kabul yasaları üzerinde
yargısal denetim hakkına sahiptir. [47]

Yüksek Mahkeme, Ulusal Meclis tarafından atanan on iki yargıçtan
oluşur. Bu yargıçlar bütünlüğü korudukları, uygun bir şekilde yönetimi
yürüttükleri ve işlerine sürekli katılım gösterebildikleri sürece,
görev başında olmaya hak kazanacaklardır. Bir kişi, Yüksek Mahkemeye
iki kez atanamaz.

Yüksek Mahkeme, Federal Mahkeme yargıçlarının atanmasından, Başbakan,
bakanlar ve/veya herhangi bir Ulusal Meclis üyesine karşı yapılan
suçlama saldırılarından ve/veya yasai takibat yönetiminden ve/veya
ihanet vakaları yönetiminden sorumludur.

Yüksek Mahkeme, devletler veya devlet ve federal hükümet arasındaki
davalarda esas yargı yetkisine sahiptir.

Yüksek Mahkeme, ayrıca, alt mahkemelerin temyiz konularında da son söz
sahibi olacaktır.

Yüksek Mahkeme kararları 2/3 veya daha fazla oya dayalı olarak
bağlayıcılık kazanır. [48]

Yüksek Mahkeme üyesinin maaşı Meclis üyesinin maaşına eşit olacaktır.

MADDE VII

Bir mahkeme emri ile desteklenen belirli bir suç ile itham edilmiş tüm
kişilerin anayasal hakları, Madde III’te belirtildiği gibi geçici bir
süre askıya alınıp aşağıdakilerle değiştirilecektir.

Masum kabul edilme Hakkı

Tüm insanlar, suçlu oldukları kanıtlanana kadar masum kabul edilirler.
Suçu isbat etme sorumluluğu suçlayan kişiye veya kuruma aittir.
Suçlama için sunulan güvenilir kanıtların değerlendirilmesi sonucunda,
mahkeme tarafından ileri bir tutuklama kararı verilmediği sürece kişi
24 saatten daha uzun bir süre göz atında tutulamaz. Hiçbir tutuklu
fiziksel veya psikolojik işkenceye maruz bırakılamaz ve/veya küçük
düşürülemez veya fiziksel ve psikolojik baskının herhangi bir formu
ile itiraf için bir zorlamada bulunulamaz.  Eğer mahkeme, sanığı ileri
sürülen suçlamalardan masum bulursa, aynı dava üzerinde başka yasal
işlemler yapılamaz veya aynı dava için suçlamalar öne sürülemez.[49]

Hızlı ve Adil Duruşma Hakkı

Bir suç ile itham edilen herkes önyargısız, tesirsiz veya adaletsizlik
oluşturabilecek dış etkenlerden serbest olma ve adil yargılanma
hakkına sahiptir. Suçlanan kişinin de gereksiz geçikme olmaksızın
hızlı bir şekilde yargılanma hakkı vardır.[50]

Avukat Tutma Hakkı

Bir suç ile itham edilen herkes bir avukat aracılığı ile temsil edilme
hakkına sahiptirler. Eğer sanık bir avukat bulmaya veya finanse etmeye
güç yetiremiyorsa, sanık için herhangi bir gider oluşturmaksızın bir
avukat sağlamak hükümetin sorumluluğundadır. [51]

Yasalar ile Ahlak Kuralları arasında Ayırım

Ahlak dışı olan tüm eylemler yasadışı olmak zorunda olmadığı gibi tüm
yasadışı eylemler de ahlakdışı olmak zorunda değildir. Başkalarına
zarar veren davranışlar yasa ile yasadışı yapılabilir, ancak topluma
zarar vermeyen veya az etkide bulunan davranışlar yasadışı olarak
görülmez. Toplum adına hareket eden hükümet vatandaşların, toplumun,
ailenin ve çocukların fiziksel/zihinsel sağlığını, insanlık onuru ve
bütünlüğünü, uluslararası barış ve ekolojik sistemi korumak için
yasalar üretir.

Suça Uygun Ceza

Mahkemeler, yargıçları tarafından karara bağlanan tüm hükümlerin ve
cezaların işlenmiş olan suçun doğasına uygun ve orantılı olduğunu
garanti altına almakla yükümlüdür. Bu sebeple, aşırı miktarda kefaret
belirlenmez, aşırı para cezaları dayatılmaz, acımasız ve gerekçesiz
cezalandırmalar da makul görülmez. [52]

Fiziksel Cezalandırma

Fiziksel cezalandırma yasadışıdır; ancak kalıcı yaralanma/yara
izlerine veya vücut üzerinde aşırı acıya neden olmaması koşuluyla asli
sebebinin toplum önünde teşhir amacı gütmesi durumunda fiziksel ceza
tercih edilebilir. [53]

Yüzleşme Hakkı

Bir suç ile itham edilen kişi kendisini suçlayanlarla yüzleşme hakkına
sahiptir. [54]

İtiraz Hakkı

Farklı bir yargıcın başkanlığında yürütülen yeni bir duruşmanın
talebinde bulunarak, tüm insanların, kendi aleyhlerine buldukları bir
mahkeme kararına itiraz etme hakları vardır. Olayların tam bir
analizinin yapılmadığı veya her iki duruşmada da adil bir tavrın
sergilenmediği inandırıcı delillerle kanıtlanmadıkça itiraz hakkı
sadece bir kez gerçekleştirilebilir. Bu şartların sağlanması durumunda
konuya Yüksek Mahkeme başkanlık edecek ve kararı tüm diğer hükümlerin
yerine geçecektir. [55]

MADDE VIII

Hükümet, doğal kamu kaynaklarından elde edilen ürünlerin yasal
satışlarından elde edilen gelirlerle ve hükümetin hizmetleri ve
vergilendirmesiyle üretilen hazine ile finanse edilir. Doğal kaynaklar
özel kurumlara veya yabancı devletlere satılamaz. Kaynakların
işletilmesi için yapılacak ihaleler kamuya açık olmalı ve ondokuz yılı
geçmemeli. İhaleler her ondokuz yılda bir tekrar ulusal meclisin
onayına sunulmalı.

MADDE IX

Barışyurdu hükümetinin tüm şubeleri tam bir şeffaflık ve açıklık ile
çalışacaktır. Zabıtlar halka açık olarak kayıt altına alınmalı ve
Ulusal Meclisin tüm toplantıları açık bir seyirci kitlesine
ulaştırılmalıdır.[56]

Cumhuriyetin ve/veya vatandaşların genel refahı için güvenlik
tehlikesi oluşturduğuna kanaat getirilmiş olan konular, şeffaflık
ilkesi için biricik istisnadır. Bu gibi durumlarda, yapılan her çeşit
müzakerelerin kayıtları en fazla bir yıl süre ile kamuya gizli
tutulur, bu süre on yılı aşmamak koşuluyla sadece Yüksek Mahkeme onayı
ile uzatılabilir. [57]

MADDE X

Devlet memurları, kamu çalışanları ve seçilmiş Ulusal Meclis üyeleri,
devlete veya Ulusal Meclise hizmet ederlerken başka herhangi bir
pozisyona sahip olmayacaklardır.

Tüm devlet memurları, kamu çalışanları ve seçilmiş Ulusal Meclis
üyeleri görevlerine başlamadan önce Cumhuriyet Yemini etmelidirler:

Cumhuriyet Yemini: “Ben [kişinin ismi buraya girer] tüm benliğimle
Allah’ın ve bu cumhuriyetin vatandaşlarının önünde, yeteneklerimi en
iyi şekilde kullanarak bana verilen [atanılan rolün/görevin adı buraya
yazılır] görevimi en iyi şekilde sürdürerek, anayasanın ve
cumhuriyetin bütünlüğünü koruyacağıma yemin ederim. Hayatımı
cumhuriyetin yasa ve düzenlemelerine göre yaşayacağıma ve en yüksek
ahlaki değerleri ayakta tutacağıma yemin ederim. Ben cumhuriyetin
yararına çalışmak ve onun vatandaşlarının hayatlarını iyileştirmek
için en iyi şekilde çalışacağıma ve sürekli çaba göstereceğime yemin
ederim. Hiçbir biçim ve yöntem ile içinde bulunmuş olduğum konum ve
yetkilerimi kişisel çıkarlarım uğruna kullanmayacak ve heba
etmeyeceğim. Adil ve dürüst olanın ötesinde hiç bir kimsenin, grubun
veya tüzel kişiliğin çıkarı için çalışmayacağıma yemin ederim. Her
nerede olursam olayım barış, adalet ve eşitlik yasalarını korumak ve
kollamak için mücadele vereceğim. Bu yeminim üzerine Allah’ı şahit
tutarım, O bana rahmet etsin ve her zaman doğru olanı yapma cesaret ve
ferasetini gösterebilmem için bana yol göstersin. [58]

Bu yeminin bozulması yasal işlem başlatma ve/veya görevden alma için
esas alınır. Agnostik, ateist veya bir inkârcı Allah/Tanrı kelimesini
“vicdanım” veya “vatandaşlık görevlerim” olarak değiştirebilir.

MADDE XI

Ulusal Meclisinin açıkladığı savaş-ilanı dışında, devletin hiç bir
şubesi, veya cumhuriyet içerisindeki hiç bir kişi, doğrudan veya
dolaylı olarak hiç bir ülkenin veya ulusun komplo ve/veya gizli yahut
silahlı operasyonlar yoluyla istikrasızlaştırılması ya da zarar
görmesi için finansta bulunamaz, sponsorluk yapamaz ve işbirliği
içerisine giremez. [59]

MADDE XII

Devlet sanat, bilim, keşif, teknik alandaki yenilikler, toplum
çalışmaları, yardımseverlik ve cumhuriyet kapsamındaki iyi iş etiğini
destekler ve teşvik eder. [60]

Rol modeller sayesinde iyi vatandaşlığı yükseltmek için, Meclis,
Başbakan ve Meclis liderleri tarafından televizyonda takdim edilmek
üzere yıllık ödüller belirleyecektir. Bu ödüller beş vatandaşı ve
vatandaş olmayan beş kişiyi aşağıdaki kategorilerin her biri ile
birbirinden ayrıt eder ve böylece ödüllendirir: Sanatçılar, Sporcular,
Yazarlar, Mavi yakalı işçiler, Eğitimciler, Girişimciler,
Özgürlük-savaşçıları, Şahsi yardımseverler, Mucitler, Veliler,
Barış-gönüllüleri, Finansal yardımseverler, Kamu çalışanları, Bilim
insanları, Öğrenciler ve Gençler. [61]

Hükümet ayrıca, izinsiz çoğaltma ve ihlallere karşı fikir haklarının
korunmasını sağlayacaktır. [62]

MADDE XIII

Barışkent, Cumhuriyetin kalıcı başkenti olarak gösterilmelidir.
Çoğunluğun kullandığı dil Cumhuriyetin resmi dili olmalıdır. [63]


MADDE XIV

Bir kuşak tarafından yazılan anayasa ve yasalar o kuşaktan sonra
geçerliliğini yitirir. Her anayasa, bu da dahil olmak üzere, kırk yıl
içerisinde geçerliliğini yitirmelidir. Kırk yıl içerisinde değişimi
gerekli kılan bu hüküm kaldırılamaz veya değiştirilemez. Vade bitim
gününden bir yıl önce, bu anayasa yasalara göre kamunun tartışmasına
sunulacak ve bu anayasadaki bir kısım veya tüm maddeleri içeren yeni
bir anayasa,  Ulusal Meclis üyelerinin ¾ oranında sağladığı çoğunluk
tarafından tasdik edilip onaylanmalıdır. Gerekli görülen çoğunluk
sağlanamazsa anayasanın geçerlilik süresi otomatik olarak bir yirmi
yıl daha uzatılacaktır.

Yeni Anayasa için yapılacak tartışmaları ve referandumu adil ve özgür
bir ortamda gerçekleştirmek ve gerekli mekanizmaları oluşturmak için
ülkedeki avukatlar ve hakimler arasından kura yoluyla seçilecek 12
kişilik bir hukuk komisyonu yetkiye sahip olacaktır. Bu 12 kişilik
hukuk komisyonun seçilmesi işlemini yürütme görevi Dördüncü maddede
sözü geçen Gözlemci Komitesinin yetkisi dahilindedir.

Bu Anayasanın geliştirilmesine yönelik değişiklikler, anayasanın
mevcut maddeleri doğrultusunda, Ulusal Meclisinin 5/6 ve Yüksek
Mahkeme üyelerinin 5/6 destek oylarına dayalı olarak yapılabilir. Tüm
değişiklikler, gereğince listelenmeli ve bu anayasanın orijinal
metnine ekleme yapılmamalıdır. [64]

Allah bizim güvencemizdir…


[1] Kuran 16:90-91

[2] Kuran 48:10

[3] Kuran 22:78. ( 49:14 ayeti, Yaratıcısının  otoritesini kabul
ederek O’nunla da barış yapmış olan ve Gerçeğin mesajını kabul eden
barış gönüllülerini sıradan barış gönüllülerinden ayırıyor. Kurandaki
bu barış gönüllülerine mümin denir, yani, ‘kabul eden kişi’ demektir.)

[4] Kuran 2:62; 2:135-136, 208

[5] Kuran 2:217; 5:07; 9:2; 8:61; 2:208

[6] Kuran 8:72; 16:91,92

[7] Kuran 71:5-9

[8] Kuran 10:99, 18:29, 88:21-22; 2:256

[9] Kuran 49:13; 5:8; 3:195; 4:124; 16:97

[10] Kuran 4:148, 42:39

[11] Kuran 29:56

[12] Kuran 24:27-29, 49:12

[13] Kuran 3:14

[14] Kuran 2:275; 5:90; 3:130;

[15] Kuran 59:7; 2:215

[16] Kuran 30:38, 59:7

[17] Kuran 8:41

[18] Kuran 42:38; 5:12

[19] Kuran 46:15, 49:13

[20] Kuran 2:188

[21] Kuran 58:12-13

[22] Kuran 4:58

[23] Kuran 12:47-49

[24] Kuran 4:59

[25] Kuran 58:11

[26] Kuran 60:10

[27] Kuran 28:27

[28] Kuran 8:41

[29] Kuran 6:152, 7:85

[30] Kuran 9:34

[31] Kuran 2:275, 2:282

[32] Kuran 7:74

[33] Kuran 5:1-2, 30:41

[34] Kuran 17:27-29

[35] Kuran 17:36

[36] Kuran 42:39

[37] Kuran 8:72

[38] Kuran 8:60; 9:36,122

[39] Kuran 9:41

[40] Kuran 22:41

[41] Kuran 49:9-10

[42] Kuran 4:75, 8:72

[43] Kuran 2:177

[44] Kuran 2:190-193

[45] Kuran 8:65, 9:41

[46] Kuran 27:32

[47] Kuran 4:58

[48] Kuran 42:38

[49] Kuran 10:68, 24:11, 49:12

[50] Kuran 4:58

[51] Kuran 26:12-14

[52] Kuran 16:126

[53] Kuran 24:1-18. 5:38; 13:4; 2:166; 6:94; 7:160; 7:167; 9:110;
47:15; 47:22; 21:93; 22:19; 23:53; 12:31; 12:50; 5:33; 7:124; 20:71;
26:49; 13:31

[54] Kuran 49:12

[55] Kuran 21:78-79

[56] Kuran 58:9

[57] Kuran 58:9-10

[58] Kuran 48:10

[59] Kuran 2:11-12, 2:204-205, 38:28

[60] Kuran 27:40, 34:13, 55:33

[61] Kuran 16:90; 2:177, 3:92; 5:2; 57:9; 25:63-6; 31:18; 23:1-11

[62] Kuran 3:188

[63] Kuran 17:9, 5:48

[64] Kuran 11:88