4 Ocak 2013 Cuma

Enflasyon, Faiz, Kira Sertifikası, Sukuk ve Fetvalara Dair


Küresel bankaların İslami Finans Departmanlarında geliştirilen ve uzunca süredir devletleri borçlandırma amaçlı olarak kullanılan araçlardan birisi olan sukuk bilindiği gibi büyük uluslararası bankalardan HSBC’nin Şeriat komitesi onayını alarak Türkiye’de yürürlüğe sokuldu. Bunun üzerine bir Malum Hoca tarafından Kira Sertifikası adıyla yarım sayfalık bir genelleme yapılarak sukuk konusunda fetva verildi.
Sukuk fetvası yazımızda ve daha sonra konunun uzmanlarından İlahiyatçı Doç. Dr. Servet Bayındır’ın da katıldığı TV5’deki Sınır Ötesi programında Sukuk Meselesi masaya yatırıldı. O yüzden bu yazıda uzun uzun değinmeyeceğiz.
Ortada gerçekte kiralanan bir malın filan söz konusu olmadığı bu borçlanma senetlerinin devlet tahvillerinden neden daha tehlikeli borçlanmalar olduğu TV programında izah edildi. Bizim zaten meselede itiraz noktamız belli. Sukuk’u bu anlamda değerlendirdiğimizde “Helal Kesim Domuz Eti” diyorduk. Programda Doç Dr. Servet Bayındır hocanın izahatlarından sonra izleyicilerin hatırlayacağı üzere “Demek ki bu domuzun kesimi de helal değilmiş” şeklinde yorum yapmıştık.
Malum Hoca özel olarak kira sertifikası ve katılım bankalarında çalıştığı halde fetva verenlerin durumuyla ilgili üç yazı kaleme almış. Açıkçası bu yazılarda sukuka ilişkin olarak temel sorulara bir cevap alamadık. Ayrıca Borca Dayalı Para Sistemi (BDPS) ve Kısmi Rezerv Sistemi (KRS) çerçevesinde eleştirilerimizden bugüne kadar bu zattan herhangi bir izahat gelmemişti. Sukuk konusunda da yine aynı şey oldu.
Kendisi katılım bankalarında verilen fetvalar konusunda epeyce ayrıntı vermiş. Ancak bu ayrıntılar içerisinde haliyle başka sorular da ortaya çıktı. Onları aşağıda kaleme alıyoruz.
Önceki yazımızda “Merak ettiğim şu. Ortadoğu’da fetva başına çok yüksek fiyatlar ödendiği söyleniyor. Bizde de fetva başına mı çalışılıyor, maaşlı mı çalışılıyor, huzur hakkı bedeli mi alınıyor yoksa bunların hepsinin bir nevi karışımı gibi yöntemlerle mi yürütülüyor bu işler?” şeklinde sorduğumuz soruya şöyle bir cevap verilmiş.
İslam bankalarının, bazı islami ticaret kurum ve kuruluşlarının hem yurt dışında hem de ülkemizde dinî/şer'î danışmanları vardır. Yurt dışını bilmem, ama ülkemizde bu danışmanlar para karşılığında fetva verecek kadar dinsiz, ahlaksız, vicdansız kimseler olamaz; alanlarında ilelemiş, alandaşları tarafından takdir edilen, halkın da güvendiği kimselerdir. Aldıkları para ise -iftiracıların ağızlarını sulandıracak ölçüde- değildir; huzur hakkı, telif hakkı ölçüsünde mütevazı ücretlerdir.
Buradan anlıyoruz ki Türkiye’de katılım bankalarından ücret alan söz konusu ilahiyatçılar huzur hakkı ve telif hakları şeklinde ücret alıyorlar. Bu açıklamalardan sonra yeni merak noktaları belirdi. Fetvada telif hakkı bedeli olarak ne kadar ücret alıyorlar? Ayrıca bu ücret bir defalığa mahsus mu alınıyor? Yoksa banka her fetvaya başvurduğu durumlarda mı ödeniyor? Yani diyelim ben katılım bankasına bir işin caizliğiyle ilgili başvuruda bulunduğumda o meselede bir ilahiyatçının fetvası baz alınıyorsa kendisine telif hakkı olarak yeni bir ödemede bulunuyorlar mı? Ayrıca birden fazla katılım bankasında görevi bulunan ilahiyatçılar aynı fetva için her birinden ayrı ayrı telif hakkı mı alıyor?
Diğer ücretlendirme yöntemi olarak da huzur hakkından bahsediliyor. Huzur hakkı ücreti nedir? Her oturumda ne kadar ücret ödeniyor? Ayrıca başka vakıflar veya kurumlar üzerinden dolaylı da olsa başka ödeme şekilleri de var mıdır? İşte bunlar gibi daha bir çok soru takılıyor insanın aklına.
Malum Hocanın bir de “iftiracı” diye bir nitelemesi var. Halbuki başta sorduğumuz soruda görüleceği üzere “fetva başına mı çalışılıyor, maaşlı mı çalışılıyor, huzur hakkı bedeli mi alınıyor yoksa bunların hepsinin bir nevi karışımı gibi yöntemlerle mi yürütülüyor bu işler?” iftira olarak nitelenecek bir ifade yok. Kendisi cevaben huzur hakkı ve telif hakkı ücreti olarak ödendiğini söylüyor ve “iftiracıların ağızlarını sulandıracak ölçüde değil” diye ekliyor. Ağzımızın sulandığına dair çıkarımları nereden elde etti bilemiyorum ama şu rakamları açıklasa da kimlerin ağızları sulanıyor bir görsek!
Bir yazısında kendisinin de içinde olduğu katılım bankalarının danışman heyetlerinin hassas davrandıklarını şöyle ifade ediyor: “Bizde de katılım bankalarının danışman heyetleri ve ayrıca Katılım Bankaları Birliği'nin heyeti var; bunlar kılı kırk yararak hükme varıyorlar. İstenen fetvayı vermek şöyle dursun, pek çok isteği ve teklifi caiz görmeyip geri çeviriyorlar, bankalar da menfaatlerine aykırı olduğu halde bu fetvalara uyuyorlar.
Yani kendisi fetvalarda dikkat edildiğini, hassas davrandıklarını ve bankaların kendilerine uyduklarını söylüyor.
Acaba, bu kılı kırk yaran zatların BDPS/KRS’den haberleri var mı? Yazılarından olmadığı anlaşılıyor. Halbuki konunun can damarı burası.
Acaba, bu kılı kırk yaran zatların devletin kira sertifikasının işleyiş mekanizmasından haberleri var mı? Yine, olmadığı anlaşılıyor. Bakın küçük bir örnek: Ben diyelim ki 100,000 TL değerinde %10’dan kira sertifikası aldım. Yani 90,000TL verdim, 100,000 TL’lik sertifikayı aldım. Bu iş aynen böyle oluyor. Şimdi benim hangi aletimi devlet alıp kullanmış ve bana da %10 kira vermiş oluyor? Peki, ortada beyan edebileceğimiz bir alet yoksa, bu düpedüz %10 faiz ile 100,000 TL vermiş olmuyor muyum?
Anlamadık ki hangi kılı kırk yarıyorsunuz?
Son bir soru, bu katılım bankalarının bazıları battığında mudilerine para ödemediler! Ödeyenler de kendi kafalarına göre bir hesap yapıp para ödediler. Acaba burada da kılı kırk yaran fetvalar söz konusu muydu? Bu soruyu direkt Malum Hocaya sormuyorum ama bir bildiği var da bizimle paylaşırsa da çok memnun oluruz.
Malum Hocanın kullandığı bazı yakışıksız sıfatları ise kendisine iade ediyorum. Dilin kemiği yok! Bu tür sıfatları herkes üretebilir.
Prof. Dr. B. Gültekin Çetiner
http://www.drcetiner.org

Sukuk fetvası


Merak ettiğim şu. Ortadoğu’da fetva başına çok yüksek fiyatlar ödendiği söyleniyor. Bizde de fetva başına mı çalışılıyor, maaşlı mı çalışılıyor, huzur hakkı bedeli mi alınıyor yoksa bunların hepsinin bir nevi karışımı gibi yöntemlerle mi yürütülüyor bu işler?
BDPS/KRS dediğimiz soygunu ekonomistlerin kavramlarıyla boğmadan herkesin anladığı dilden anlatmaya başlayınca pek çok kimse meseleyi anlamaya bunun yanında bazı kesimler de rahatsız olmaya başladı. Onlar rahatsız oluyorlar diye gerçekleri yazmaktan kaçınacak değiliz.
Artık insanları borç köleliğine yaklaştıran bu soygun düzenini faiz adı altında araçlarla sürdürmek halkı Müslüman olan bizim gibi ülkelerde sorgulamalara neden olmakta. Bu nedenle zulmü İslami bazı kavramlarla bezeyip süsleyerek sunma çabaları gittikçe artıyor. Manifesto niteliğinde ayrıntılı bir yazıyı Prof. Mete Gündoğan “İdeolojiler Batışlarını İslam’a sarılarak geciktirmeye çalışıyorlar” başlığıyla kaleme almıştı. 

Devletin kendi parasını basmaması ve bankalarca borç olarak üretilmesi temelli Borca Dayalı Para Sistemini İslami kılıflarla süslemek için katılım bankaları ve bunlar altında faiz kelimesinin kullanılmadığı araçlar hemen her yerde kullanılmaya başlandı.

Artık sık sık faiz yerine kar payı, devlet tahvili yerine sukuk veya kira sertifikası kelimelerini duyabilirsiniz. Sn. Bakan Babacan, bunların arasında hiçbir fark yoktur, neticede hepsi aynıdır demesine rağmen kelimeler ve kavramlar üzerinden bir tür yanıltma çabalarını da görüyoruz.
Adı ne olursa olsun bu sistemin tüm bu araçlarının hepsi riba; yaygın kullanımıyla faiz hükmündedir. Yani birisine 100 birim parayı 110 birim olarak geri ödeme koşuluyla borç veriyorsunuz. Karşılığında kağıt üzerinde hangi işlemler yapılırsa yapılsın 10’luk kısım faizdir. Burada söz konusu olan, alınıp satılan üzerine kar koyulabilecek bir ticari mal değil, paradır. Aslında olay bu kadar basittir.
Adına kar payı veya sukuk denen bu borçlandırma araçları da bileşik faizle hesaplanmaktadır. Bileşik faizin nasıl bir yıkıcı güç olduğunu “Son beş dakika” yazımızı okuyanlar bilir. Neticede bu borçlandırma araçlarıyla diyelim ekonomide insanlar çalışıp didinir. Belli birimlik mal ve hizmet üretirler. Karşılığında tüm bunları döndürmekte kullanılan paraya koyduğunuz her fazlalık toplumda en yoksul kesimlerden başlayarak servetlerin üstte parayı üretenlere ve borç verenlere doğru transferiyle sonuçlanır.
Böylece servet azınlık bir grup arasında dolaşan devlet haline gelir. Paranın borca dayalı üretilmesiyle devletler bir taraftan bunu vergi/zam/özelleştirme gibi şekillerle bu bankalara aktarır. Böylelikle devlet olma erki parayı üretenlere devredilmiştir.
Ekonomilerde paranın %90’ını bankalar kredi veriyorum dediklerinde KRS dediğimiz mekanizmayla havadan yaratırlar. Havadan var ettikleri bu paranın faiz/kar payını halktan kendilerine transfer ederler.

Tüm bunlardan dolayı “Dünyada hiçbir İslami banka yoktur. Hepsi İslami kılıklı batı bankalarıdır. Helal pencereli haram saraylarıdır.”

İşte böyle bir soygun düzeninde halkı Müslüman olan toplumlarda halkın saygı duyduğu din adamlarının fetvalarına ihtiyaç vardır.
Katılım veya diğer bankaların artık İslami finans adı altında operasyonları vardır. Bunların “Shariah board” denen Şeriat Komitelerinde artık özel ulema (!) çalıştırılmaktadır. Hatta HSBC Uleması diye bir yakıştırma yapmışlar bile.

Yani bankacıların ihtiyacına binaen belli bir fetva piyasası oluşmuş durumda. Bunun bir örneği Ortadoğu’da meşhurlardan. Reuters haberine göre Şeyh Nizam Yakubi bu konuda epeyce aranan bir zat. 1989’da İslami (!) Bankalardan birinde işe başlayan Yakubi’ye birileri yürü ya kulum demiş olmalı. Pek çok bankanın Şeriat komitesinde fetva kararlarına imza atan Yakubi; HSBC, BNP Paribas başta olmak üzere farklı bankaların Şeriat Komitelerinde oturuyor ayrıca Dow Jones'a danışmanlık yapıyormuş.

Fetva başına 100,000 Dolar aldığı ve yıllık gelirinin 1,000,000 Dolar üzerinde olduğu söylenen Yakubi’nin önemli bir özelliği var. Yakubi Türkiye’nin Sukuk işlemlerine fetva veren HSBC Bankası Şeriat Komitesinde de yer alıyor. Bankacılar Fetva Komitelerinde çalıştırdıkları bu din adamlarını kaça çalıştırdıklarını açıklamak istemiyorlarmış.

Yakubi geçtiğimiz aylarda Türkiye’de kanunlaştırılan sukuku HSBC bankası adına onaylayan zat (belgesine buradan ulaşabilirsiniz). Hani şu 5 katı talep geldi diye yetkililerimizin sevinç kaynağı olan 8 milyar Dolarlık sukuk borçlanmasından bahsediyorum.

Düşünebiliyor musunuz küresel bankacılar bu tür zevata fetva verdiriyor. Sukuk aracılığıyla İslami (!) borçlanmaların başını çekiyorlar. Bu borçlanmalar kimden çıkacak? Tabii ki hepimizden. 

Dışarıda olur da bizde olmaz mı?

Yakubi dışarıda pek çok fetva operasyonunda ön plana çıkıyor. Bizde de katılım bankalarıyla ilgili fetvalara son sıralarda çok rastlıyoruz. Bunlara karşın, BDPS/KRS mekanizmasını bilmeden verilen bu fetvaların yanıltıcı olacağını ve başka amaca hizmet edeceğini defalarca yazdık söyledik. Ama yine de imam bildiğini okuyor.
Metodları da şu şekilde: Önce anahtar kelimeyi alıyorlar, burada diyelim ki “Kira Sertifikası”, sonra da kendilerine göre bir senaryo yazıyorlar. Yazdıkları senaryonun gerçek işlemlerle alakası yok. Ama onlar o senaryoya göre fetvayı bastırıyorlar. Şimdi bu imamların üzerine giderseniz, hemen size kendi senaryolarını söyleyip sadece o senaryoya göre haklı olduklarını savunuyorlar. Ancak diğer taraftan bankacılık sistemi, o senaryoda kullanılan kelimelerin üzerinden “helal” iddiasında bulunabiliyorlar. Tabi bu şekilde fetvayı verenler sadece kendilerini ama bankacılık sistemi herkesi kandırmış oluyor. Ülkemizde bu konuda helal diye hüküm verenlerin sukukun İslama uygun olup olmadığını bugüne kadar gündeme getirmeyip HSBC Bankası şeriat kurulunun kararının sonrasına sarkıtmaları da izaha muhtaç bir uygulamadır.
Ancak bizce işin önemli bir ayrıntısı bu tür yazılarda tek bir kez bile sukuk kelimesi geçmemesi. Bunun da sebebini anlamak için herhalde sayın Ali Babacan’ı takip etmenizde yarar var. Babacan sukuk kelimesinin kullanılmasından hiç hoşlanmıyor. Kira sertifikası yerine sukuk kelimesi kullananı uyarıyor. TV’de de bunu açıkça söyledi. Bankacı kökenli Bakanımız Şimşek’in sürekli sukuk kelimesini kullanmasından hoşlanmaması bu yüzden. Ama bu uyarıya bankacı Şimşek’in kulak asmadığı kesin.
Babacan’ın sukuk dememesi acaba bunun da devlet tahvillerinden farkı olmayan borçlandırma araçları olduğu ve uluslararası bağlantıların bilinmesini istememesi olabilir mi?
Bu, sayın Babacan’ın kişisel tercihi. Ancak konu ile ilgili yazan ilahiyat alimlerinin, sukuk kelimesini yazılarında kullanmamalarının sebebinin Babacan’ın uyarısıyla ilgisi olup olmadığını doğrusu merak ediyoruz. 

Neyse bunları bırakalım da asıl herkesin merak ettiği soruya geçelim. Bazı ilahiyatçılar uzun süredir çeşitli katılım bankalarının ilgili fetva kurullarında çalışıyor. Ortadoğu’da fetva başına çok yüksek fiyatlar ödendiği söyleniyor. Bizde de durum böyle ise, birçok ilahiyat öğrencisi için yeni bir iş kapısı oluşuyor demektir. 
Sukuk, uluslararası anlaşmalarla ipotek altına alınan hazine yani devlet kaynakları nedeniyle devlet tahvillerinden çok daha tehlikeli bir borçlanma çeşidi.

Bütün bu tehlikeleri gözardı ederek, kendi oluşturdukları yarım sayfalık senaryoya göre fetva verenler “ben sadece bu şekilde olursa” diye cevaz verdim demek ile kurtulacaklarını mı zannediyorlar?


EKONOMİ HAKKINDA diğer yazılar için tıklayınız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder