7 Ocak 2013 Pazartesi

Ekonomide “Loji” Dönemi



Adamcağızın birisi üstünüze afiyet ishal olmuş. Türlü geleneksel ilaçları denemiş. Bakmış geçecek gibi değil. Arkadaşlarının tavsiyesi üzerine hastanenin gastroenteroloji bölümüne gitmeye karar vermiş. Lakin hastaneye vardığı zaman hangi kısma gideceğini unutmuş. Tek hatırladığı şey kelimenin sonunda “loji” olduğu.
Neyse oradaki görevliye servisin adını unuttuğunu ama sonunda “loji” olduğunu söylemiş. O da kendisine sayarken sonunda “loji” olarak psikoloji bölümünün olabileceğini belirtince hasta, “tamam herhalde orasıdır” deyip psikoloji bölümüne gitmiş. Birkaç günlük tedavi sonrası arkadaşları durumunun ne olduğunu, problemin hala devam edip etmediğini sormuşlar. O da “Asıl sorun devam ediyor ama tedavi işe yaradı. Artık hiç kafama takmıyorum” demiş.
Nereden geldik bu “loji”ye?
Yel değirmenlerine karşı savaş  BDPS/KRS dediğimiz sistemi anlamadan bunu sorgulamadan bugün batı ülkelerinde, Arap Baharı altındaki İslam Coğrafyası ve ülkemizde olup biteni doğru teşhis etmek mümkün değildir.
Sorun aslında çok büyük. Kısaca ifade etmek gerekirse kendi parasını basamayan devlet piyasalara borçlanıyor.  24-25 Eylülde 2 borçlanma ihalesi yapıldı. Takip edenler bilir. Devlet bileşik faizle %8.67’den toplam 5 Milyar TL’ye yakın borçlandı. Bu 5 Milyar Lira, bileşik faizle önümüzdeki 10 yıl içinde bankalara yaklaşık 10 Milyar Lira geri ödeme anlamına geliyor. Bu 5 Milyar Lira fazladan paranın faturası tüm topluma kesilecek.
130 Milyar Dolara yakın sıcak para akışı var. Sıcak para yoluyla servetler mütemadiyen hem içeride hem de dışarıdaki bankalara transfer oluyor. Yurtdışından yatırımcı geliyor diyorlar. Bir Allah’ın kulu göstersin bakalım. Bu dışarıdan gelen yatırımcılar hangi yatırımları gerçekleştirmiş?
Sıcak para dışında dışarıdan gelenler ne var ne yok satın alıyorlar. Devlet kendi parasını basamayınca sürekli yeni borçlar alıyor. Koca devlet, tıpkı kredi borcunu yeni krediyle ödemeye çalışan zavallı vatandaş gibi, bankalara olan borcunu yeni borçlarla döndürmeye çalışıyor. Bu sene bütçede 50 Milyar TL faize gidecek. Son 12 yılda Devlet sadece faize 590 Milyar TL ödedi.
Devletin borçlanmaları sonucunda üç yolla yani vergi, zam ve özelleştirme/satış yoluyla varlıklar ve servetler bankalara akıyor. Artık yok pahasına satılan ve özelleştirilen yerlerin listeleri kitapçıklar halinde dolaşıyor.
Yeni zam güncellemesi adı altında ilk paket olarak 8.5 Milyar Lira açıklanıyor. Bunun yarısı faiz ödemelerine gidecek. Devlet dediğiniz nedir? Tüm ülke insanı yani hepimiz. Buraya kadar bahsedilenler devletin borçlanması nedeniyle gerçekleşen soygun. Bu kısım piyasadaki mevcut paranın %10’undan daha az. Piyasada yaklaşık 56 Milyar Lira fiziksel para var.  Bankalardaki para 700 Milyar Liranın üzerinde. Pekiyi bu aradaki fark nerede?
Yok öyle bir para. Sanal durumda. Kısmi Rezerv Sistemi (KRS) altında vatandaş bankalardan kredi alıyorum dediğinde bankaların havadan yaratmak suretiyle oluşturduğu elektronik kayıtlardan ibaret paralar.
Vatandaşı borçlandırmak suretiyle oluşturulan bu para piyasadaki paranın %90’ını oluşturuyor. Devlet bankalara fazla borçlanmama adına meydanı bankalara bırakmış. Yani adeta vatandaşı bankalara mahkum etmiş. Piyasada nakit sıkıntısı had safhada. Çünkü piyasada para olabilmesi için birilerinin devlet veya vatandaş mutlaka borçlanması gerekiyor. Yani bu sistemde borç eşittir para. Borç yoksa para da yok. Fiziksel para olmayınca vatandaş sanal parayla yani borçlanarak elde ediyor.
Bankalar yeni borç ve kredi vermeseler pek çok vatandaş ipotek altındaki varını yoğunu kaybedecek. Devlet şu anda %8.5-9’lardan borçlanabiliyor. Yani batmakta olduğu halde %6’larda borçlanabilen İspanya ve İtalya’dan çok daha kötü durumda. Faiz oranı artsa fazla borçlanamayacak. Piyasada daha fazla nakit darlığı yaşanacak ve vatandaşlar daha fazla bankalara muhtaç olacak.
Bankalar tüm şatafatlı binalarına, reklam vs giderlerine karşın BDDK açıklamasına göre bu sene 21 Milyar TL net kara koşuyorlar. Hepimiz cebimizdeki paraları ortada bir havuza döksek 56 Milyar TL ediyor. Böyle bir ekonomide 21 Milyar Lira net kar %40’a yakın kar marjı demek. Tabii paranın hepsi bankalara aitse. Nasıl oluyor bu? Borca Dayalı Para Sistemi (BDPS) dediğimiz yapı ve bunun içindeki Kısmi Rezerv Sistemi (KRS) dediğimiz mekanizmayla.
O yüzden, bu sistemi sorgulamadan faiz lobisine karşı savaşmak yel değirmenlerine karşı savaştan ibarettir. Akan çatıdaki sorunu giderme yerine çatı altına kova koymaya çalışmaktır. Bu bir zihniyet yani paradigma değişimini gerektirir.
Kimse kusura bakmasın. Dost acı söyler. Bu küresel sisteme bize dışarıdan zembille indirilen Derviş’in 15 günde çıkarttırdığı 15 yasayla ve sonrasında onlarca torba yasa içinde serpiştirilmiş yasalarla iyice entegre olduk. Artık cebinde kredi kartı olmayan yok. İşsiz, anne baba parasına muhtaç öğrencilere bile üniversite yönetimlerince dağıtılan öğrenci kimlik kartlarına bakınız. Üniversiteler bankalarla işbirliği yaparak kredi kartı olarak kullanılabilecek öğrenci kimlik kartları dağıtıyor.
Yeni Türk Ticaret Kanunu namı diğer Basel II uyum kuralları sayesinde reel sektör de bankalara muhtaç konuma getiriliyor. Senet sepetli alışverişler kaldırılıp tamamen kredi kartına dönük işlemler, kendi şirketinin kasasından borç alamayan bu yüzden bankalara yönlendirilen insanlar…
Buna TOBB ve reel sektördeki diğer kuruluşlar karşı çıktı. Ertelenmesi bile gündemdeydi. Ne hikmetse vazgeçilip uygulanmaya konuldu.
Hangi birinden bahsedelim? Cari açığı kapama amacıyla yabancıya satılabilecek 600 dönüme kadar çıkabilen topraklardan mı? Yoksa Avro, Dolar çökecek diye hazırlık olarak ülkelerin altın toplamaya başladığı bir zamanda yastık altındaki altınların toplanmaya başlaması anlamına gelen kararlardan mı?
Bu arada söz konusu sistem sayesinde brüt iç borç stokunun 200 Milyar Dolar, dış borç stokunun ise 300 Milyar Dolar olmak üzere toplam borcun 500 Milyar Dolara yaklaştığını söylemeye gerek var mı?
Son on yıl içerisinde BDPS gemisine iyice bindirildik. Bir de yetkililere araba simülatörü verdiler. Gaz/fren eğleniyorlar. Araba simülatörüyle istediğiniz kadar gaz/frene basın. Gemiyi sürenler sizin iradeniz dışında hepimizi belli istikamete götürüyor. O da tam kölelik.
Netice olarak sorunu doğru tanımlamadan çözmeniz mümkün değildir.
Hala “kriz var mı?” diye soranlara hastanede gideceği servisin adını karıştıran hastanın durumunu hatırlatmak lazım. Kriz var ama kafama takmıyorum…

EKONOMİ HAKKINDA diğer yazılar için tıklayınız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder