15 Mayıs 2013 Çarşamba

İLİM VE CEHALET



(Ahzab, 33/72) “Gerçek şu ki, Biz (akıl ve irade) emanetini göklere, yere ve dağlara sunduk. Ve onlar (sorumluluğundan korktukları için) onu yüklenmeyi reddettiler. Nihayet onu insan yüklendi. Zaten o, daima haksızlığa ve akılsızlığa son derece meyyal biridir.” 

Beşer tabiatı itibari ile cahil olup, İnsanlık içinde bilinmesi gereken tüm yeteneklerle donatılmış, fıtrî ve nebevî vahiyle desteklenmiş olmalarına rağmen, bu değerlerin kıymetini bilmeyenler, çoğunluğu temsil ederler.

Düz anlamıyla cahil, “bilgisiz” demek olabilir. Ancak Kur’an’da buna ek olarak cahillik; sözsüz ilahi vahiyle oluşan temiz fıtratın (7/172) ve onu takviye eden sözlü vahyin temsil ettiği doğrulara -dolayısıyla Allah’a- karşı haddini bilmezliktir. Buna göre cehalet asli değil, arızidir. Fıtratına yabancılaşmaktır. (7/199)

Cehl, cehalet, cahiliyye gibi lafızlar müştaklarıyla beraber Kur’an’ın yirmi iki ayetinde geçmektedir.
Bakara, 2/67, 273; Âl-i İmran, 3/154; Nisa, 4/17; Maide, 5/50; En’am, 6/35,v54; A’raf, 7/138, 199; Hud, 11/29, 46; Yusuf, 12/33; Nahl, 16/119; Furkan, 25/63; Neml, 27/55; Kasas, 28/55; Ahzab, 33/33, 72; Zümer, 39/64; Ahkaf, 46/23; Fetih, 48/26; Hucurat, 49/6. Bu ayetlerde kelime fiili muzari sigasıyla beş ayette, tekil ismi fail olarak bir ayette (6/111), mübalağa ismi fail olarak bir ayette (33/72), çoğul ismi fail olarak sekiz ayette, cehalet şeklindeki mastar olarak dört ayette geçmiştir. Cehaletin toplumsal bir hayat tarzı halini aldığı durum olan cahiliyye şeklinde ise dört ayette (3/154; 5/50; 33/33; 48/26) geçmiştir.

Arapça bir kelime olan cahiliyyenin tekili cahildir. Lafzî anlamı bilgisizlik demek olup, ilmin zıddı anlamına gelir. Cahiliyyenin terim anlamı ise Allah’ın indirdiği hükümleri kabul etmeyip bunların yerine insanlar tarafından konulan düşünce sistemlerine, ideolojilere iman etmektir.

Peki, nedir cehalet, cahillik ve cahiliyye? Neden insanların çoğunluğu kesin bilgiyi, doğru bilinci temsil eden ilahi vahyin rehberliğinden yararlanmıyorlar? Çalışmamızda bu ve benzer soruların cevaplarını Kur’an’ın rehberliğinde araştırmak, göz önüne sermek niyetindeyiz.

(İsra, 17/70) “Ve hiç kuşkusuz Âdemoğullarını şereflendirdik. Ve onlara karada ve denizde binecekleri araçlar verdik ve temiz yiyeceklerle besledik. Ve yarattıklarımızın pek çoğundan onları faziletli/üstün kıldık. ” 

Ayette Allah Teâlâ’nın insanlara verdiği nimetleri hatırlatıyor ve yaratılan pek çok türden insanların daha faziletli olduğu beyan ediliyor. Peki, insanın faziletli olduğu alanlar nedir?

Soruya Bakara Sûresi’nin 31. ayetiyle cevap aradığımızda, karşılaştığımız hakikat, insanoğlunun eşyaya isim verme yeteneği, bilgiyi üretme yeteneği olacaktır.

Öte yandan Rabbimiz biz insanları en güzel şekilde, üstün ve şerefli bir varlık olma potansiyeli ile donatmıştır. Bu potansiyeli ilahi rehberlik olan vahyin hidayet ölçülerine göre kullanmayanlar için, iradenin önünde bir engel yoktur. Yani sonuçlarına katlanmak şartıyla, zulmü ve cehaleti tercih etme hakkı da vardır. Fakat bilgi sahibi olmak ve bilgiyi yeniden üretmek şeytani değil, ilahi bir rehberlikle mümkündür. Çünkü insanoğlu, fucur ve takva olmak üzere çift boyutlu bir varlıktır.2 Neyin nihai doğru neyin nihai yanlış olduğu konusunda Allah’ın hidayetine muhtaç olarak yaratılmıştır.
El-ilm‘in (kesin bilginin) tek kaynağı olan ilahi vahye değil, beşeri bir üretim ürünü olan çeşitli ilahların sembolize ettiği değerlere iman eden toplumlar Kur’an’da cahillikle suçlanmıştır. Örneğin şirk ve zulüm nedeniyle helak edilen Ad kavmi, cahil/kendini bilmez, sınır tanımaz, fıtratına yabancılaşmış, takvadan uzaklaşmış, fucur’u hayat tarzı haline getirmiş bir toplum olup çıkmıştır. İşte bu yüzden Yüce Allah onları cahillik etmekle suçlamıştır. (Ahkaf, 46/23)

Bilgi Kirliliği

Cahiliyye deyince ilk olarak İslam’dan önceki hayat tarzı, düşünme ve inanma şekli akla gelir. Bu bağlamda her ne kadar lafız olarak bilginin tersi olsa da cehalet, terim olarak tahsil sahibi olmama halini ifade etmez. Allah’ın çizdiği sınırlara riayet etmeyen, helal haram sınırlarını tanımayan bütün ideolojiler, cahilî ideoloji; bütün eğitim düzenleri de cahilî eğitim düzenidir.

Cehalet, insanı bilgiden ve bilinçten yoksun bırakan halin adıdır. Bilinç yoksa insanın hayvandan bir farkı kalmamaktadır. Eğer bilinci inşa eden bir fırsat ele geçtiği halde kişi değerlendirmiyorsa, artık onun gözü, kulağı ve kalbi işe yaramaz. Ama bazen kasıt taşımaksızın, bilmeden yapılan cahilane davranışlar, ilahi af kapsamına girebilmektedir. Örneğin, tevbenin kabulünün ön şartı bilmeyerek kötülük işlemektir. Ama bilgi sahibi olunca kötülükte ısrar etmemek, onu inatla sürdürmemektir. Böyle kimseler için Allah tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. (En’am, 6/54; Nahl, 16/119)

Her tür vayh bilmezlik cahilliktir. Cahiliyye ise temelsiz bilgi kirliliğidir. Örneğin Allah’ın emrini çiğnerken ve ilk imtihanında kaybetmenin temsili İblis/ümitsizlik melekesi, karşı çıkışını bilgiyle, sahip olduğu özelliği konuşturulu: “O topraktan, ben ise ateştenim; o halde ben üstünüm.  (Bakara, 2/34)
Bilgisel cehaletin yaşandığı önemli alanlardan biri de habercilik ve medyadır. Haber ile ve habercilikle cahiliyye arasında kul köle olma münasebeti vardır: Biri diğerine hizmet eder, birbirlerine kul köle olurlar. Cahiliyye habercilikte sorumsuzluğu, İslam ise sorumluluk bilincini temsil eder. Cahiller fâsıklık ederek yalan haber taşırlar; mü’minler ise muttaki oldukları için, yalan haberlerin yayılmasına engel olurlar. (Hucurat, 49/6) Olumsuz, moral bozucu haberlere inanmaya yatkın olmak cahilliktir. Cahiliyye de bilgiye dayanır İslam da. Ancak ilki zannî, hatta harsi bilgileri hiçbir sorumluluk bilinci taşımaksızın insanlar arasında yaymaktan çekinmez iken; İslam yakîni esas alır, müntesiplerine de fitne konusu yapılabilecek zannî bilgilere / hadislere itibar etmemelerini emreder. Kolayca gözü boyanabilen, ahmak güruha cahiller denilebilir. İslam’ın hakikati ile kalplerini doyuran mü’minler ise, fâsıkların taşıdığı zannî haberlere değil, yakîn ifade eden kanıtlanmış haberlere itibar ederler.

Tarihteki insan toplumlarında gücü, iktidarı ve ekonomik faaliyetleri ellerinde bulunduran mele ve mutref takımı, zulümle, sömürüyle elde ettikleri kirli servetlerini korumak için adalet çağrılarını boğmak istemişlerdir. Eğer boğamıyorlarsa, kirletmek, yolundan saptırmak gibi yöntemlere başvurmuşlardır. Onların bu zannı Kur’an’da “cehalet” olarak isimlendirilmiştir.

Bilgisel cehaletin yaşandığı toplumsal gruplardan biri mele’dir. Yani toplumun önde gelenleri. Âlim olmak, Nuh nebinin yaptığı gibi, tebliğ ve davetin karşılığını Allah’tan alacağı şuuruyla hareket etmektir. Cahil olmak ise peygamberlere imanda pazarlık teklif etmektir. (Hud, 11/29)

Her şeyi bir satma-alma aracı olarak gören mele’nin bu cehaleti, vahyin değerinin hiçbir dünyevi karşılık verilerek ödenemeyeceği gerçeğinden gafil olmaktır. Buradaki cehalet, ilahi vahyin adalet çağrılarına kulaklarını ve gönüllerini açan insanları, tahsilsiz, belgesiz, diplomasız oldukları için “erzel/ayak takımı” diyerek alay etmektir.

Ortaklık Cehaleti

(Zümer, 39/64)“De ki: Siz ey cahiller güruhu! Allah’tan başkasına kulluk etmemi mi öneriyorsunuz?” 

Ayet de görüldüğü gibi, göklerin, yerin anahtarları, hükümranlığı kendisinde olan, sonsuz kudret ve merhamet sahibi olan Allah’a iman ‘tevhid’dir. Allah’a ortak koşmak ise cahilliktir. Tevhid, ebedi felaha; şirk ise ebedi hüsrana sürükler insanları. Sonsuza dek hüsranda kalmak pahasına geçici birtakım zevkleri, lezzetleri, ilahi vahyin yol gösterici ışıklarına rağmen tercih etmek cehalettir.
Cahiliyyenin ana karakteri büyük bir zulüm olan şirktir. Cahiliyye döneminde yazılı olmayan, örf ve adetlere (zan hadislerine ) dayanan kanunlar ve nizamlar Allah’ın indirdiklerine değil, beşeri düşünce sistemlerine dayanmıştır. Cahiliye Araplarında yazılı bir metine dayanan bir kanun sistemi yoktu ve toplum da Firavunda olduğu gibi sınıflı bir toplum idi.

Sınıfsal ayrılıklar o hadde ulaşmıştı ki Kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü cinsiyet ayrımcılığı tüm çıplaklığı ile gözler önünde idi.

Kur’an’daki bağlamlarına baktığımızda cahillik bilgisizlik, sıradan bir bilmezlik değildir. Sadece belli bir coğrafya ve zaman dilimiyle de sınırlı değildir. Evrensel bir tavırdır.

Allah’ın hükümleriyle cahiliyyenin hükümleri ters orantılıdır. Cahiliyye, Allah yokmuş gibi hayatı ifsad projesi iken; İslam, Allah’ın merkezde olduğu bir hayatı inşa projesidir. Cahiliyyenin hayat tasavvurunda hayata müdahil bir yaratıcı yoktur. Allah’ın hükümlerini beğenmeyip başka adreslere gitmenin sonu cehalettir; bunu sistematik olarak yapmak ise cahiliyyedir. (Maide, 5/50)

Bu ayetin bağlamı İsrailoğullarından Yahudileşenlerle ilgilidir. Ancak Kur’an’a iman ettiğini söylese de benzer tutumu bilerek sergileyen herkes Yahudileşmiş demektir. Örneğin Musa Peygamber, cahillerden olmaktan Allah’a sığınmıştır. (Bakara, 2/67)

Cahilliğin bir türü de şirke ve onun ürettiklerine özenmektir. Dini husularda Beşere tapanların temasillere, esnamlara olan bağlılığı cahilliktir. Bu konuda Kur’an’da İsrailoğulları olumsuz örnek olarak anılmıştır. Onlar müşrik bir toplumun temasillerine olan bağlılığına hayran kalmış, Hz. Musa’dan kendilerine ilah edinebilecekleri somut bir cisim inşa etmesini istemişlerdir. Böyle bir irade ortaya koymakla cahilliklerini izhar etmişler, tevhid ile şirkin her türünün asla bir araya gelemeyeceği, uzlaşamayacağı gerçeğini unutmuşlardır. (A’raf, 7/138)

Tevhide imanın meyvesi olan el-ilm‘den, kesin bilginin meyvesi olan salih amellerden mahrum kalanların böyle cahillikler etmesi kaçınılmazdır. Yukarıdaki örnekte geçen İsrailoğulları vahyin nurunun kalplerinde yer edeceği bir terbiyeden henüz geçmedikleri için, müşriklerin putlarına olan bağlılığına hayran kalıp onlar gibi davranmak istemişlerdir.

Şirk ve cehaletin bir başka türü de kişinin kendi uydurduğu yalanları Allah’a isnat etmek, O’nun haram kıldığını helal, helal kıldığını haram ilan etmektir. Bu haddini bilmezliğin, şirkin bir diğer adı da cahilliktir. (Nahl, 16/119)

Zulüm Cehaleti

Eğer insan Allah’ın nimetlerinden olan akıl, irade ve bilinçle donatıldığı halde bunları kullanmıyorsa fısk içindedir. Şuuru körelten kuran dışı kaynakları yani hadisleri, hayat tarzı edinmek fâsıklık, vahyi uydurulmuş kuran dışı hadis ile örtmek ise kâfirliktir. Her ikisinin ortak paydası ise cahiliyyeyi bir din/bir ideoloji olarak benimsemektir. (Nisa, 4/58)
Cahiliyyenin birbirini besleyen üç tür kimliği vardır: Allah’ın hükümlerini bilerek uygulama dışı bırakan fâsıktır; Allah’ın hükümlerine zıt hükümler üreten zalimdir; Allah’ın hükümlerini bile bile inkâr eden, O’na karşı nankörlük eden kâfirdir.

Sünnetullah

İlahi vahyin kesin doğrularına teslimiyet el-ilm iken, şeytanlarının uydurduğu ideolojilere ve hadislere teslimiyet cehalettir. Çünkü cehalet, Allah’ın emretmediğini emretmiş gibi davranmak, Samiri gibi rasul eseri üzerinden O’na yalan isnat etmektir. Samirilik, nebi yokluğunda din üretmektir.

Cahillik dış görünüşe göre karar vermek, tembellik ederek derinlemesine düşünme çabasından uzak durmaktır. Örneğin fakir olan birini, sadece zahirine bakarak zengin zannetmek cehalettir. (Bakara, 2/273) Burada vahyin temsil ettiği kesin bilgi ise derinlemesine düşünmek, fevri karar vermemek, acele etmemektir.

Duygusallık ve duygularını kontrol edememe hali insanı hikmetten yoksun bırakır. İnsanın duyguları vardır. Ancak bu duygular Allah’ın hükümleri, sınırları ve hayatın idamesi için koyduğu ölçülerle uyumlu değilse, kişiyi cahilleştirebilir. Mesela, tüm insanların hidayeti tercih edeceğini zannetmek de bir tür cehalettir. (En’am, 6/35) Çünkü bu zan, Sünnetullah’a aykırıdır: Yüce Allah hayatı çift kutuplu olarak yaratmıştır. O halde iyi ve kötü, hak ve batıl gibi zıtlıklar kıyamete kadar yaşayacaktır. O halde hakka dayanan, ilme yaslanan her mü’min mucizenin de hidayetin de Allah’ın koyduğu kanunlara dayandığını göz önünde bulundurarak davet ve tebliğini yapmalıdır.

Nuh Peygamber “kâfirlerle birlikte olmama koşuluyla” oğlunu Felah Gemisi’ne davet etmiş, duygusal bir tavırla oğlunun kurtuluşa ermesini istemiştir. Hidayetin Allah’tan olduğu, Sünnetullah’a göre işlediği, birtakım tesadüflere bağlı olmadığı değişmez bir ilahi yasadır. Bu yasayı bilen Nuh Peygamber’in bir anlık hislerinin galibiyetiyle hakikati unutması, Kur’an’da “cahillik” olarak nitelendirilmiştir. (Hud, 11/46)

Cahiller vahyin aydınlığını değil, küfrün karanlığını; hakkı değil batılı; vahyi ve aklı değil, heva ve zannı; Kurandan hüküm çıkarmayı hikmeti değil lağv’el Hadis/boş hadisler ile oyalanmayı tercih ederler. Yeryüzünde vakarlı bir tevazu içinde yürüyen, yaşayan Rahman’ın has kulları olan mü’minler böyle kimselerle oyalanmamalı, “selam” deyip geçmelidirler. Yani onlara veda etmeli, onlarla oyalanmamalı, onlardan hicret etmeyi şiar edinmelidirler. (Furkan, 25/63; Kasas, 28/55)

İsraf

Cahiliyye, insanın kendisini hakikate ve felaha götüren bilgiden kendisini mahrum bırakması, böylece haddini aşarak hiçbir sınır tanımaması, israf ile imkânlarını boşa harcayıp tüketmesidir. (Âl-i İmran, 3/154)

Değerler manzumesinin merkezine israfı yerleştiren cahiliyyenin bu hastalığına karşılık ilahi vahiy bize itidali öğretmektedir. Örneğin, cinsel arzularının etkisi altında kalmak, meşru bir sözleşmeye dayalı olmaksızın kadınların cinsel çağrılarına koşmak, taşkınlık yapmak anlamında israftır, dolayısıyla da cahilliktir.

Cehaleti değil iffeti tercih etmenin akla gelen ilk örneklerinden biri Yusuf Nebi‘dir. O, cinsel tuzağa düşmektense, bütün zorluklarına rağmen, hapiste yatmayı tercih etmiştir. Onun bur tercihi, cehaleti değil İslam’ı tercih etmektir. (Yusuf, 12/33)

Her tür aşırılık israftır, zulümdür. Örneğin, kadınlar yerine şehvetle erkeklere yönelen erkekler, temiz fıtrata savaş açtıkları için müsriftirler, taşkınlık içindedirler. Onların bu taşkınlığı Kur’an’da “cehalet” olarak tavsif edilmiştir. (Neml, 27/55)

Cahilliyyenin, cahilliğin belirtilerinden biri de çıplaklık kültürüdür. Ebedi saadete giden yolda hidayet üzere yaşamanın engellerinden biri olan çıplaklık kültürü, aşırılık anlamında imkânların israfıdır. (Ahzab, 33/33) Her şeyi bir pazarlama aracı olarak gören cahiliyye, insanlarda kişiliğe değil dişiliğe ve erilliğe daha çok önem verir.

Güncel örnek

 (Fetih, 48/26)“Hani küfürde direnenler, kalplerinde, cahiliyye ürünü bir duygu olan, küstahça bir büyüklük duygusu taşırken; Allah, elçisi ve mü’minlere sekine/iç huzuru ve güven bahşetmiş ve onlara Allah’a karşı sorumluluk duygusu aşılamıştır. Zira onlar bu ilahi armağana en çok layık olanlar idi ve onu pekâla hak etmişlerdi. Zaten Allah da her şeyi hakkıyla bilendir.”
Küfürde ve yanlışta ısrar hamiyyetü’l-cahiliyye’dir. Cahiliyyenin temsil ettiği himaye sistemi, sınıfçı, eşraf-avam, köle-efendi, kadın-erkek ayrımlarıyla toplumları sınıflara ayırmıştır. Irk ve cinsiyet ayrımcılığını sermaye edinen cahiliyyede hamiyyet esas iken; İslam’da takva esastır.

Fetih Sûresi‘nin 26. ayetinde de açıkça beyan edildiği gibi, cahiliyye, gücünü sınıf çatışmasından, haksız rekabetten alırken; İslam, takvanın yerleştiği kalplere inen sekine’den almaktadır. Cahiliyye, peşinde sürüklediği kalabalıkları şer ekseninde yarışmaya teşvik ederken; İslam, tevhidi şuura kavuşturduğu mü’minleri hayırda yarışa sevk etmektedir.

İslam’ın hâkim olduğu yerde hak ve adalet; hak ve adaletin hakim olduğu yerde ise sözde himaye değil, ebediyyen himaye etme telakkisi hâkim olur. Cahiliyye, kibiri ahlâk edinen küstah insanların manevi çirkinlik hastalığı iken; İslam, takvadan kaynaklanan bir tevazu ile insanı imanla güzelleştirmenin diğer adıdır. İslam’ın egemen olduğu yerde cahiliyyenin esamesi bile okunmaz. Çünkü cahiliyye yalanlar üzerine kurulu bir yanılsamadır. Cahiliyye, sanal ve geçici; İslam, asıl ve kalıcıdır.

Kısaca, cahiliyyenin suyun üzerindeki köpükten öte değeri yoktur.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder