26 Haziran 2013 Çarşamba

EKONOMİ GERÇEKLERİ ( merkez bankası)

TC Merkez Bankası da değişik hissedarlara sahip bir anonim şirket olarak
kurulmuştur.

 TCMB Anonim Şirketi bir bakıma bir KİT‟tir ve ürettiği mal ise piyasadaki ticari faaliyetlerde
(en geniş anlamda) kullandığımız “para”dır. Bu Anonim şirket, malı (bastığı para) ile piyasanın ihtiyacını
giderir. Ancak bu ihtiyaç giderme karşılıksız olmaz. 

TCMB Anonim Şirketi ürettiği parayı piyasaya borç
olarak verir, yani faiz karşılığında “para”sını satar. Üretilen her banknot, üzerinde yazılı miktar kadar borcu
ifade eder. Bu mekanizma borca dayalı para sisteminin bir gereğidir.

Dünyadaki hemen hemen bütün
merkez bankaları bu sisteme göre çalışırlar. Çeşitli kriterlere göre (bazen de hiçbir kriter olmaksızın) para
üreterek (basarak) piyasaya faiz karşılığında satarlar, yani borç verirler. 

Bu nedenle, döviz kuru ve faiz
ayarlamaları modern merkez bankalarının ellerindeki en güçlü piyasaya müdahale araçlarıdır. 

Ülkemizde

de şu anda yapılmaya çalışılan bundan çok farklı bir şey değildir.

***

Merkez Bankasının ürettiği bu malı bankalar faizli olarak alıyor. Merkez Bankası da bunlardan faizli alıyor. Bankalar bu malı devlet tahvili gibi yukarıda zikredilen araçlarla devlete satıyor, yani borçlandırıyor. Devlet dediğiniz kim. Siz, biz; yani hepimiz. Bunlar; vergi ve harçlar, zamlar, özelleştirme ve kamu varlıklarının sürekli satışı olarak hepimizden çıkıyor.

Sorgulanması gereken diğer önemli nokta şu. Devlet nasıl bankalardan bu kadar parayı alıyor? Bankalar bu kadar parayı nereden buluyor? İşte burada Kısmi Rezerv Sistemi’nin (KRS) anlaşılması gerekiyor. Bu malın %8-10 gibi bir kısmını Merkez Bankaları üretiyor. Kalan %92’lik kısım KRS’yle bankalar tarafından havadan üretiliyor. Yani aslında devlet bankalardan borç aldığında gerçekte para almıyor. Bankalar bu parayı havadan var ediyor. Tıpkı vatandaşların kredi çekmesiyle var ettikleri gibi. Bankaların zorunlu karşılık oranlarıyla para üretmelerinin sınırlandırıldığı söyleniyor. Ama pratikte bunun pek de sınırı yok. Bugün mevcut paranın 13 katından fazlası bu şekilde bankalarca üretilmiş durumda.

Birkaç bankacı ve bürokrat borçlandırma ihaleleriyle hepimizi borçlandırıyor. Bu borçlandırma hepimiz adına, hatta henüz doğmamış torunlarımız adına yapılıyor.

Paradigma felci olmuş ekonomistlerin tek söyledikleri “iyi ama hala borçlanabiliyoruz” ötesine gitmiyor. Bu büyük bir zulümdür veya sürdürülmesi mümkün değil diyen ekonomistler var mı? Biz bunları söylüyoruz.
Sorunu anlayanlar için artık çözümden bahsedebiliriz.

Her problemin çözümünün iki boyutu vardır. Birisi “Ne yapılmalı?” sorusunun cevabıdır. Diğeriyse “Nasıl yapılmalı?” sorusuna taalluk eder. Birincisi işlevsel çözümdür. Bunlar olması gereken genel çözümlerdir. Sorunu çözmek için yapılacak şeyleri ifade eder. Ama nasıl yapılacağı sorusu soruna spesifik çözümleri barındırır ve “yaratıcı” problem çözme tekniklerini içerir. Biz işlevsel çözümü her zeminde dile getiriyoruz. Yineleyelim.
Öncelikle para bir mal olmaktan çıkarılmalı, sadece ve sadece ölçü aracı olmalıdır. Para borca dayalı olarak üretilmemelidir. Paranın üzerinde hiçbir fazlalık (riba) olmamalıdır. Faiz veya kar payı, basit veya bileşik faiz, paranın temininde ortaya çıkışında üzerindeki her türlü fazlalık onu ölçü aracı olmaktan çıkarır.
Paranın topluma yayılması ise tavandan değil tabandan yapılmalıdır. Paranın tavandan tabana yayılmadığı küresel sistemde, paranın faizin fazla olduğu ülkelere sıcak para şeklinde akarak tüm insanlığı felakete götürdüğü açıktır.

Paranın miktarı ekonomideki mal/hizmetin devinimini sağlayacak miktarda olmalı, ne eksik ne de fazla olmamalıdır. Eksik olması deflasyon, fazla olması enflasyon dediğimiz olguyu getirir.

Para borç olarak üretilmemeli ve bankaların para yaratması anlamına gelen KRS kaldırılmalıdır. Bugün piyasalardaki paranın %92’si KRS’yle üretilmektedir.

Her şeyden önemlisi de şu: Paranın üretimi, miktarı ve kontrolü devletçe yapılmalıdır. Zira her zaman söylediğimiz gibi parayı kim üretip kontrol ediyorsa devlet odur. Bunu gerçekleştirebilmek için Merkez Bankası millileştirilmelidir. Ancak hükümetlerin gelişigüzel para miktarını artırmamaları için şeffaf, adil, profesyonel kriterlere sahip bir devlet kurumuna dönüşmelidir.

Devletin kendi parasını basması hem hakkı hem de en önemli sorumluluğudur.

Böyle bir devlet kurumu piyasada gerekli para miktarını hesaplar ve faizsiz/kar paysız şekilde basarak projeler dahilinde ve borç olmaksızın topluma yayar. Piyasada paranın eksik olması durumunda çözüm gayet kolay. Para basma yetkisi devletin olduğundan faizsiz olarak gereken fazlalığı basar ve uygun yöntemlerle topluma dağıtır.

BDPS dediğimiz sistemde vergilerin alınması zorunluluktur. Olmazsa olmazdır. Nedeni de paranın bankalarca borç olarak üretilmesi ve devlet/halkın borçlandırılmasıdır. Borcun bileşik faizle artması nedeniyle sürekli yeni paraya ihtiyaç duyulmakta ve bunlar alınan vergi ve harçlar, özelleştirmelerle bankalara aktarılmaktadır.

Piyasadaki para miktarı fazlaysa uygun vergilendirmeyle vergi olarak toplar ve yeni mal ve hizmetlerin üretilmesi durumunda tekrar geriye dağıtır. Değilse bu fazlalığı imha eder. Yani çözüm önerimizde eğer piyasada para fazlası varsa vergiye ihtiyaç bulunmaktadır. Birisinde vergiler bankalara faiz ödemeleri için diğerindeyse mal/hizmet ve para miktarı arasındaki dengeyi korumak için toplanır.

1 yorum: