26 Temmuz 2013 Cuma

KADER'e (iman) (!)



Kader konusu, geçmişten günümüze müslümanları bir hayli oyalamıştır. 14 yy.  gündemde olan bu konu, daha sonra müslümanların hayatında yer almış, bilir bilmez herkes konuyu ağzına sakız yapmıştır. Öyle ki, imanın şartları diye ilkeler ortaya konmuş ve kadere inanmanın da imanın altıncı şartı olduğu kabullendirilmiştir.

Yaşadığı olumsuzlukları, pısırıkları, zilleti, meskeneti kader diye yorumlayıp, azmi, gayreti, direnci bırakan nice müslümanların varlığı herkes tarafından görülebilmektedir.
Geçmişte bu konular üzerinde bir hayli fikir yürütülmüş, mezheplerde de önemli yer tutmaktadır.  Kısaca bir delinin kuyuya attığı taşı binlerce akıllı insan çıkaracağız diye hala uğraşmaktadır.

Kader ne demektir?

“K, D, R” kökünden Araplar “kudret” eksenli birçok sözcük türetmişlerdir. Bunlar, “kudret, ölçmek, deve kesmek, çömlekte et pişirmek” gibi anlamlardır. (Lisan ve Tac)
Kur’an’da geçen sözcükler genellikle “kudret” ve “ölçü/ ölçmek” anlamlarındadır. Bu sözcüklerden türemiş, Allah’ın iki tane ismi/ sıfatı vardır: “el Kadîr” ve “el Kâdir”. Allah’ın bu isimleri, hem çok güçlü hem de çok ölçülü davranan anlamlarını ifade ederler.

Kur’an’da “kader” sözcüğü

“K,d,r” harflerinden türeyen “kadr, kader” formları isim olarak kullanılıp anlamı “ölçü, miktar” demektir.

Kur’an’da şu ayetlerde yer alır: Talak/ 3, Enam/ 61, Hac/ 74, Zümer/ 67, Ahzab/ 38, Bakara/ 236, Ra’d/ 17, Hıcr/ 21, Ta Ha/ 40, Müminun/ 18, Şûra/ 27, Zuhruf/ 11, Kamer/ 49, Mürselat/ 22.

Kur’an’a göre Allah insanları yaratmış, onlara kitap ve elçi göndererek, akıl fikir vererek doğru yolu göstermiş ve inanç ve amel konusunda özgür bırakmıştır. Kimse robot değildir. Kimseye zorla bir şey yaptırılmamaktadır. Mesela, insan, elini kaldırmak istediğinde kaldırır, yürümek isteyince yürür… Hayra gitmek isteyen hayra, şerre gitmek isteyen de oraya gider. Ne hayra gidenin ayakları “Ben oraya gitmek istemiyorum!” der, ne de şerre gidenin…

Konuyu tam kavramak için insanın fillerinin çeşitlerini dikkate almak gerekir.
 İnsanın fiilleri ikiye ayrılır:

a)                 Kendi isteği dışında yaptığı fiiller:

 İnsanın elinde olmadan meydana gelen hareketlerdir. İnsanın kalbinin atması, düşünmesi, açlık hissetmesi, vücudundaki kanın dolaşımı, saçlarının uzaması v.s. gibi işler böyledir. İnsanlar bunlardan ne sevap kazanır, ne de günaha girerler. Dolayısıyla insan bu tür fiillerinden sorumlu değildir.

b)                 Kendi isteği ile yaptığı fiiller:

İnsanın yapıp yapmaması kendine kalmış fiillerdir. Burada insanın nasıl bir harekette bulunacağını seçme şansı vardır. Bu amelleri insan planlar ve yapar. İyi amellerde bulunursa sevap kazanır; kötü amellerde bulunursa günah kazanır.

Bakara/ 256 Dinde zorlamak/ tiksindirmek yoktur; …..

Bu âyette, dinde zorlamanın/ tiksindirmenin olmadığı ve olmaması gerektiği gerekçeleriyle açıklanmaktadır.

Allah, insanlara irâde ve seçme hakkı tanımıştır. İnanç bir gönül işi olduğundan insanların kalplerine nüfuz etmek ve beyinlerini kontrol etmek mümkün değildir. İnanç konusunda insanları zorlamanın, ikiyüzlü kimseler üretmekten başka bir işe yaramadığı tecrübeyle sâbittir. İnsan yaptıklarına göre ya mükâfat ya da ceza görecektir. Elbette böyle bir mükâfat ve cezalandırmanın olması için de insanın hareketlerinde hür olması gerekir.  Aksi bir durum adalet ilkesiyle bağdaşmaz. Ayrıca cebr/ zorlama ve baskı, imtihan esprisine de aykırıdır.

O nedenle Yüce Allah insanları bu konuda özgür bırakmıştır.

Kehf/ 29; Ve de ki: “O gerçek, Rabbinizdendir. O nedenle dileyen iman etsin, dileyen bilerek reddetsin / inanmasın….

Fussilet/ 40; Şüphesiz alâmetlerimiz/ göstergelerimiz hakkında doğruluktan ayrılıp inkâra sapan kimseler Bize gizli kalmazlar. … İstediğinizi yapın. …..

İnsan/ 2-3; Şüphesiz Biz, insanı karışık bir nutfeden oluşturduk. Onu yıpratacağız/ yükümlülükler vereceğiz. Bu nedenle onu çok iyi işitici, çok iyi görücü yaptık; iyiyi kötüyü ayıracak bilgileri yollayarak bilgilendirdik. Şüphesiz Biz, ona yolu gösterdik, ister kendisine verilen nimetlerin karşılığını ödeyen biri olsun, ister nankör.

Benzer âyetler: Bakara/ 220; En‘âm/ 35; 104-107, 149; Ra‘d/31; Şu‘arâ/ 3-4; Hûd/ 15, 28; Kâfirûn/ 6; Yûnus/ 99, 108; Teğâbün/ 2; Zümer/ 7, 15; Nahl/ 9, 36, 93, 99; Secde/ 13; Mâide/ 48; İsrâ/ 15, 18; Şûrâ/ 20, 48; Ğâşiye/ 21-22; Nisâ/ 80; Beled/ 10.

Görüldüğü gibi insan, Cenab-ı Hak tarafından hayır veya şer yollarından herhangi birine gitmesi için zorlanmamış, kendisine iki yol gösterilmiş ve istediği yola gitmek hususunda da serbest bırakılmıştır. Zaten her insan hareketlerinde serbest olduğunu vicdanen bilir. Hiç bir baskı ve tesir altında kalmadan istediğini yapabildiğine bizzat kendisi şahittir.

Böyle olunca, helal yolda kullanılması sıkı sıkıya tembih edilen ve kendisine emanet olarak verilen vücut nimetini haramda kullanan kimsenin hiçbir mazereti yoktur. Kendi iradesini kötüye kullandığı için mesuliyetten kurtulamaz.

Kimse kaderinin mahkûmu ve mağduru olmadığı gibi kaderinin güldürdüğü; mutlu, başarılı kıldırdığı da değildir. Artı, eksi herkesin durumu irade (istek, planlama), ihtiyar (seçim) ve kesbinin (eyleminin) sonucudur. Örneğin hapiste yatan hırsız, katil, fuhuş işlemiş biri kaderinin mahkûmu değildir. Yani bunların kaderine Allah, bu suçları işleyeceklerini yazmamıştır. Yine başarılı, sağlıklı, varlıklı mutlu birisi de kaderine Allah bunları yazdı diye bu konumda değillerdir. Bu kişilerin durumu da ihtiyarlarının, iradelerinin ve çalışmalarının bir sonucudur.

Hem kulların işlerinde cebr olsaydı, Allah’ın peygamber yollamasının, kitap indirmesinin, iyiyi-kötüyü bildirmesinin, bir takım emirler, yasaklar koymasının ve tevbeye davet etmesinin bir anlamı olmazdı.

 Allah’ın takdiri (Allah’ın ölçülendirmesi)

 Kur’ân-ı Kerim’de “kader” kelimesi, iman esasları içinde sayılan yukarıda açıkladığımız anlamıyla kullanılmamaktadır. Kur’an, bu kelimeyi, evrenin Allah tarafından belirlenmiş kurallar ve ölçüler içerisinde yarattığı; rastgele ve tesadüfî bir şekilde yaratılmadığı anlamında kullanmaktadır.
Kur’an’da birçok ayette Allah’ın takdirinden, yaratışından, müseahhar kılışından, kazasından, … kılmasından bahsedilmektedir. Ki işte bu, Allah’ın, varlıklar üzerindeki ayarlamasıdır. Burada varlıkların dahli; hiç irade ve etkisi yoktur, işte kader budur.

Doğum, ölüm, erlik, dişilik, etnik durum, evrenin altı günde yaratılışı, her canlının sudan yaratılışı, her varlığı süreli, sonlu yaratması, varlıkların madde ve enerjiden yaratılışı, şekilleri suretleri, evreni insanın kontrolüne verişi, insanın anatomik ve fizyolojik özellikleri, sistemleri, suyun akışkanlığı, ateşin yakması …. Ay’ın, Güneş’in yörüngesi, dünyanın konumu ve dönmesinin ölçüsü, hayvanatın geliştirilmemesi, ecel takdiri, doğum, ölüm zamanı, ana-baba tespiti, beyazlık zencilik vs.

Allah, kendi yaptıklarından ve varlıkların iradeleri dışında gerçekleştirdiklerinden varlıkları sorumlu tutmaz. Kimse zenciliğinden, cinsiyetinden, renginden, dilinden ve başkalarının yaptıklarından hesaba çekilmez.

Bu anlamıyla “kader”; Allah’ın takdiri, birçok ayette yer alır: Fussılet/ 10, A’la/ 3, Rad/ 2, 26, Vakıa/ 60, Ya- Sin/ 39, Neml/ 57, Hıcr/ 60, Yunus/ 5, Furkan/ 3, Abese/ 19, İnsan/ 26, Müzzemmil/ 20, Sebe/ 11, İbrahim/ 22, 33, Nahl/ 13, 14, Hac/ 36, 61, Lokman/ 20, 29, Fatır/ 13, Zümer/ 5, Zuhruf/ 13, Casiye/ 12, 13, Enbiya/ 79, Sâd/ 13, 36.
Allah’ın insanları olgunlaştırması için yaptığı müdahaleler

Burada bir başka nokta daha dikkati çekmektedir. Rabbimiz insanları, olgunlaştırmak, saflaştırmak için bir takım, bela, musibet (doğal afetler, başkalarının tecavüzü; trafik kazası vs gibi şeyler) ile fitnelendirmekte, belalandırmaktadır. Bu musibetler, insanların eğitim-öğretim sürecindeki dersler ve uygulamalar gibidir. Dersler ve uygulamalar nasıl ki öğrencinin yararına olan şeyler ise insanın başına gelen bela ve musibetler de insanın yararına olan şeylerdir. İnsan belalarla, fitnelerle altın örneği saflaşıp değerli bir konuma gelirken Allah da ona sabrının karşılığını bolca ikram etmektedir.

Bakara/ 155-157:Ve de kesinlikle Biz, korkudan, açlıktan bir şeylerle ve mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile sizi zayıf düşüreceğiz/ imtihan edeceğiz. Kendilerine bir musibet geldiği zaman, “Biz şüphesiz Allah’a aidiz ve yalnız O’na döneceğiz” diyen şu sabredenlere de müjdele!İşte onlar; Rablerinden, birtakım destekler ve rahmet kendilerinedir. İşte onlar, kılavuzlandıkları doğru yolu bulanların da ta kendisidir.

Bu âyet gurubunda insanların, özellikle de mü’minlerin “korku, açlık, mal, can ve üründen eksiltme” ile sınanacakları bildirilmekte ve sabretmeleri istenmekte, sabrın karşılığının nasıl olacağı da, Rabb’lerinden, birtakım destekler ve rahmet kendilerinedir. İşte onlar, hidâyete erenlerin de ta kendisidir ifadeleriyle beyân edilmektedir.
Âyette bahsedilen korkuyu, “düşman ve savaş korkusu”; açlığı, “kâfirlerle mücadele ederken sıkıntıya düşmek, kıtlık, kuraklık gibi nedenlerle ürünsüz kalmak”; mallardan eksiltmeyi, “zekât, sadaka, infak, yangın, deprem, hırsızlık, gasp gibi şeylerle eksiltmek”; canlardan eksiltmeyi,“ölmek, öldürmek, vücudun fonksiyonlarını ve organlarını yitirmesi, körlük, sağırlık, kısırlık, topallık, menapoz, antrapoz vs.”; ürünlerden eksiltmeyi,“meyve ve ürünlerin verimsizliği, ticarî zarar etme…” olarak anlamak mümkündür.

Allah’ın ölçülendirmesi ile ilgili iki örnek verelim

Kamer/ 49; Şüphesiz ki, Biz her şeyi; evet her şeyi bir ölçü, ayar ile oluşturduk.

Zuhruf/11; Ve O Allah ki, suyu gökten belli bir ölçü ile indirdi. Sonra Biz, onunla ölü bir beldeyi canlandırdık. İşte siz, böyle çıkarılacaksınız.

 Bu ayetler, her şeyin Allah tarafından takdir edilmiş bir kader [ölçü] çerçevesinde meydana geldiğini bildirmektedir. Bu ayetlerden açıkça anlaşıldığına göre evrendeki hiçbir şey boşuna, amaçsız, plânsız, rastgele meydana gelmemiş, her şey belirli bir amaca yönelik olarak önceden yapılmış bir plân dâhilinde yaratılmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder