29 Temmuz 2013 Pazartesi

Kuranda “İNEK” diye çevrilen iki kelime ANALİZİ

Kuranda “inek” diye çevrilen iki kelime var. Biri “ıcl” diğeri “bakara”.


Genel Arapça anlayışta bakara, sığır cinsinin genel ifadesi olurken, “ıcl” kelimesi de bu cins içinde küçük ama zor zapt edilen, hızlı hareket eden buzağı’yı çağrıştırmaktadır.


ICL

Bu kelime sözlükte, (acile-ya’celü-acelen/acelete) çabuk olmak, geçmek, daha önce yapmak, (âcele-yüâcelü-muâceleten) -birlikte/beraberce- çabuk davranmak, derhal işlem/ muamele yapmak, yakasına yapışmak, (acele-yüaccilü-ta’cîlen) geçmek, önce yapmak, teşvîk etmek, peşin vermek, (el-âcil) peşin, (el-âciletü) dünya, (el-ucâllet) acele işi, kumanya, (el-ıcl-ucûl) buzağı, (el-aceletü) çabuk, tekerlek, direksiyon, (el-muaccel) peşin anlamlarında kullanılmış.

Meallerde, “buzağı” anlamı dışında daha çok (47 yerden 10’unda) “acele” diye bildiğimiz, “çabuk, hızlı, dünya” v.b yukarıdaki kelimelerle ifade ettiğimiz anlamda kullanılmış. Biz burada sadece “buzağı” diye çevrilen yerlere bakalım.


Araştırmamız neticesinde ICL; küçük gördüğümüz, hatta görmezlikten geldiğimiz kolaylıkla içselleştirebildiğimiz bize haz/ zevk veren acil olan/ dünya ile bağlantımızı kuvvetleştirip ayağımızı kolaylıkla-hızla kaydırabilen durum/ varlıklardır. Karakter haline getirdiğimiz, aslında fıtratımızda olmayan, “karakterim böyle” dediğimiz, yaşadığımız olaylar karşısında takındığımız içi boş takıntılarımızdır. Müslüman olduktan sonrada bu takındıklarımızın gereksiz olduğu gösterildikten sonra atmamız gerekenlerimizdir. ICL’lerimizin ne olduğunu da bize Rabbimiz öğretir.


Biliyoruz ki bazen sıfatlar isim olarak kullanılabilir. Allah’ın isimlerinde olduğu gibi, yani varlığın bir yönünü ifade etse de varlığın kendisi kastedilebilir. “Acele” nasıl buzağıya isim olmuş diye sorulursa buzağıdaki “acelecilik, hızlılık” sıfatı onu isimlendirmiş diye fikir yürütebiliriz. Ama bu sıfat/ isim kelime ile her zaman “buzağı” kastedilmiştir diyemeyiz, Allah’ın çoğu yaratılanlarda da kullanılabilen isimlerinin geçtiği her yerde “Allah” kastedilemeyeceği gibi. “19.lar” diye anılan kardeşlerinsonradan eklendi ve Kurandan değil” diye düşündükleri surenin son iki ayetinden biri; Tevbe 128’deki “Rauf, Rahim” isim/ sıfatları örnektir.


Yani şunu demek istiyoruz. Buzağıya “ıcl” denmiş olabilir. Ama her “ıcl” kelimesinin olduğu yerin anlamı buzağıdır diyemeyiz. Ancak “hızlılık ve acelecilik işlevine sahip olan” diyebiliriz. Bu isim/ sıfat ile vasıflandırılan varlığın ne olduğu ise ancak cümleden çıkarılabilir. 


Bir de işin bize bakan yönü, sembolik anlamlanması var.

ICL, -elbette ki Rabbimiz en iyi bilendir- bizdeki gelip geçici, acil (17/18, 75/20, 76/27) olan “dünya” hayatındaki takıntı, tutku, özlemlerimizle oluşturduğumuz, (ilah) edinebildiğimiz durum / varlıklardır.


Bu felsefe ile bakarsak, Musa İlâhi iletişimin “kelâmullah” ismiyle meşhur bir temsilcisi. İsmi muhtemelen “sâe-esâe”fiili ile bağlantılı. Bu durumda “kötülük işlemiş olan” şeklinde çevirebiliriz. Kişisel ve toplumsal öğrenim sistemimizde, özellikle başlarda “kötü olan örnek kişi/ davranış” her zaman iyi olandan daha çok dikkat çekmiştir. Çocukluğumuzu ve ailemizin bize öğrettiklerini veya bizim çocuklarımıza öğrettiklerimizi hatırlayalım.

İlâhî öğrenimin de “Musa” ile başlaması elbette boş değil. Allah’ın da yardımıyla (özellikle yolun başındaki bu önderliğiyle) O’nun gösterdiği doğru yol üzere ilerleyip (Samirî, gibi işi gücü meddahlık olan, istismar’ı, sömürüsü/ bir şeye değerinden fazla değer vererek kullanması ve müsâmere/ gösteri, şov becerisi ile değersiz olanı “semere/ değerli ürün” halinde gösteren, gerçekte çıkarlarından başkasını düşünmeyen insanların, sahte şeyh ve mürşitlerin söz ve kandırmacalarına kulak asmadan) içselleştirebildiğimiz bütün ICL’ lerimizi atıp, kalbimize asıl sahibimiz olan Mevlamızı getirmeliyiz. 


ICL (2 defa)


11/69. Ve elbette muhakkak resullerimiz İbrahim’e müjde ile gelmişti. Dediler ki “Selam / güven”. Dedi “Selam /güven”. Artık beklemedi, henüz hazırlanmış olan (hanîz) bir ıcl (acele, var olan yiyecekler)’-i/ -ile getirdi/ geldi.


51/26. Bunun üzerine, -dikkat çekmeden/ belli etmeden- ehline yöneldi. Sonrasında semîn (besleyici/ doyurucu olan) bir ıcl (acele var olan yiyecekleri) ile getirdi/ geldi.


ICLEN (2 defa) 


7/148. Ve Musa’nın kavmi, kendisinin gitmesinden (Rabbi ile vaatleştiği yere) sonra süs -ziynet eşyaları/ takınılandan o/ kendisinde inleme/ aldatıcı ünleme benzerî sesi (huvar) olan ıcl (acil olan/ buzağı) cesedi (beden görünümü) nü edindiler. Görmediler mi şüphesiz o onlarla kelam edemez (anlamı olan kelimeler söyleyemez, konuşamaz) ve onları bir yola -da- hidayetleyemez. Onu (ilah) edindiler ve zalimlerden oldular.


20/88. Artık onlara o aldatıcı ünleme benzerî sesi (huvar) olan icl (acele olan/ buzağı) cesedi çıkarttı. Artık dediler “Artık/ bundan sonra bu; ilahınız ve Musa’nın ilahı, artık (O) unuttu”.


EL-ICL(6 defa)


2/51. Ve Musa ile 40 gece -için- vaatleşmiştik sonra onun ardından icl (acele olan / buzağı)i edindiniz ve sizler zalimler (oldunuz/ olarak)


2/54. Ve Musa kavmine demişti: “Ey kavmim! Şüphesiz icl (acele olan / buzağı)i edinmekle siz kendinize zulmettiniz, kendinize artık Barii’nize (beraat ettiren, ortaya çıkaran)/ yaratıcınıza yönelin (tövbe edin), artık nefislerinizi (şimdiye kadar oluşturduğunuz sizi bu hale getiren kişiliklerinizi) öldürün (ktl). Bu/ Böylesi Barii’niz yanında daha iyidir. Artık üzerinize yöneldi (tövbe etti) şüphesiz O’dur, O Et-Tevvâb, Er-Rahîm.” 


2/92. Ve elbette, muhakkak Musa beyyineler (apaçık olan ayet-mucize-/ nimet-ler)le gelmişti. Sonra Onun ardından icl (acele olan / buzağı)i edindiniz. Ve siz zalimler (olarak). 


2/93. Ve sizin sağlam sözünüzü almıştık. Ve üzerinize Tur’u (dağ’ı) kaldırmıştık. Size verdiğimiz şeyi kuvvetle tutun/ alın ve dinleyin. Dediler "işittik ve isyan ettik". Küfürleriyle kalplerine icl (acele olan / buzağı) içirildi. De “Eğer müminler idiyseniz imanınızın size emreder olduğu ne kötü”.
4/153. Ehli kitap senden üzerlerine gökten bir kitap indirmeni ister. Artık şüphesiz Musa’dan -da- bundan daha büyüğünü istediler/ istemiştiler. Artık “Açıkça/ cehreten Allah’ı bize göster” demişlerdi. Artık (bu sözleri üzerine) Onların zulümleri -sebebi-yle onları bir yıldırım tuttu/ çarptı. Sonra kendilerine beyyineler (apaçık olan ayet-mucize-/ nimet-ler) geldikten sonra icl (acele olan / buzağı)i (ilah) edindiler. Artık biz bundan -da- affettik. Ve Musa’ya apaçık bir (otorite, dayanak) sultanlık verdik.


7/152. Şüphesiz icl (acele olan / buzağı)i edinenler. Onlara Rablerinden bir gazab ve dünya hayatında bir zillet (aşağılık, hor görülme) ulaşacaktır. Ve iftira edenlere böyle karşılık veririz.

BKR (BE-KAF-RA)

Bu kelime sözlükte; (bekara- yebkuru) -bir şeyi- yarmak, ayırmak, açmak, îzah etmek, araştırmak, (el-bekaru) sığır anlamlarında kullanılmış.


Meallerde genel anlamda “sığır” cinsini ve “inek” i ifade eder. Kuranda 9 kez kullanılmış.
Bu kelimede de sanki anlam sözlük anlamından farklı gibi duruyor.


Oysa olay safhalarıyla incelendiğinde şunları söyleriz;


-Allah, Musa aracılığı ile kavmine (dikkat edilirse Arapçadaki “el” belirlilik takısı almamış) -herhangi bir- bakara boğazlamalarını emrediyor.


-Musa’nın kavmi, bu emrin bu kadar basit ve açık olamayacağını düşünerek konunun araştırılarak, açılıp izah edilmesini istiyor.


- Basitçe yapılması istenen emir, sorulan sorularla detaylandırılıyor ve neredeyse yapılamayacak kadar zor bir hale geliyor.


Bu safhaların da ışığında şöyle diyebiliriz;


Bakara, büyüklüğü ve ağırlığı ile orantılı olarak ıcl’e göre daha kolay fark edilebilen ve ıcl gibi içselleştirilebilen ancak boğazlamamız/ kıstlamamız gereken buna rağmen atmamız gerekmeyen durum/ varlıklardır.

Bakara’da da aslında fıtratımızda var olan fakat bizim bu var olan yüklemeyi daha da büyüttüğümüz ana karakterimizden olan duygu/hislerdir. Ve burada da Allah bunlardan olan herhangi birini asli olan haline döndürmemizi istiyor.


BEKARA(4 defa)


2/67. Ve Musa kavmine “Şüphesiz Allah size –herhangi bir- bakara boğazlamanızı emrediyor” demişti. Dediler “Bizi alaya mı alıyorsun”. (Musa) Dedi “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım”. 


2/68.Dediler “Bizim için Rabbi’ne dua et de bize onun ne (olduğunu)/ o nedir beyan etsin”.
(Musa) Dedi; “Şüphesiz, O (Rabbim) der -ki-;”Şüphesiz O (boğazlanması istenen), kocamış olmayan ve körpe de olmayan herhangi bir bakara’dır.” İşte/ bu açılan (beyan edilmesini/ açıklanmasını istediğiniz) yardım (ıvân/ inâyet). Artık size ne emrediliyorsa yapın.”


2/69. Dediler “Bizim için, Rabbi’ne dua et, onun rengi ne? Bize beyan etsin.” (Musa) Dedi “Şüphesiz O diyor-ki-; şüphesiz, onun rengi parlak sarı bakara’dır. Bakanlara (nazırlara) sevinç verir. 


2/71. Dedi “O diyor; şüphesiz o bakara; yere sürdürülerek zelil olmayan / boyunduruk alınmayan ve müselleme / teslim olmuş  olarak-ekin sulamayan, kendisinde alaca olmayandır.” Dediler “Şimdi hakla geldin / hakkı getirdin”. Artık onu boğazladılar ve neredeyse /az daha yapamayacaklardı. 


EL-BEKAR (3 defa)


2/70. Dediler -ki- “Bizim için, Rabbi’ne dua et o’nun- ne (olduğunu) bize beyan etsin, şüphesiz -bu belirlenmiş- bakara üzerimize müteşabih oldu / benzeşti / benzer geldi. Ve şüphesiz biz ancak Allah dilediyse elbette mühtedûnleriz (hidayet olunmuşlarız). 


6/144. Ve deve (ibil)den iki, sığır (bekar)dan iki. De-ki-, iki erkeği mi haram etti, yoksa iki dişiyi mi? Yoksa iki dişinin rahimlerinin kapladıklarını mı? Yoksa Allah bir vakit bunu tavsiye etti de şahitler mi oldunuz? Artık ilimsizce insanları saptırmak için Allah üzerine yalanı uydurmuş (iftira etmiş) kimseden daha zalim olanı kimdir? Şüphesiz Allah zalimler kavmini hidayete erdirmez.


6/146. Hadu / Yahudi olmuşlar üzerine de bütün tırnaklıları da haram ettik. Ve sığır ve davardan (koyun), o ikisinin iç yağlarını da onlara haram ettik. Ancak sırtlarında taşıdıkları veya bağırsaklarındaki (yağlar) veya kemiğe karışmış olanlar (müstesna). İşte böyle aşırı gitmeleri / isyanları / bağyleriyle onları cezalandırdık. Ve şüphesiz biz elbette sadıklarız.

BEKARÂT (2 defa)


12/43. Ve melik / sahip olan / kral dedi ki “Şüphesiz yedi bakara rüyet (bakıp görüyorum/öngörüyorum) ediyorum. Onları yedi zayıf - cılız yiyor. Ve yedi yeşil başak ve yedi kuruyan (başak)lara (dönüşür görüyorum). Ey ileri gelenler idealim hakkında eğer görüşünüz varsa bana açıklayın.



12/46. “Yusuf, ey sıddık (ziyadesiyle doğrucu olan) bize açıkla “Yedi besili şişman inek onları yedi zayıf - cılız yiyor. Ve yedi başak (lar) ve diğer kuruyanlara”. “Elbette insanlara (açıklamanla) döneceğimi umuyorum. Umulur ki onlar da bilirler.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder