28 Ekim 2013 Pazartesi

"Allah Dilediğini Zengin, Dilediğini de Fakir Kılar" Öyle mi?



***

Yukarıdaki retorik gelenekselleşmiş dini yorumların da, o gelenek üzerinden dini yargılayan diğer düşüncelerin de ortak hafızası gibidir. Genel kanı Allah zengini malvarlığı ile imtihan eder. Onu kötü, haram yollarda harcamamasını öğütler ve elinden geldiğince de fakirlere sadaka, zekat vermesini emreder. Fakirleri ise yoklukla imtihan eder, olmasa da şükretmeli, hiçbir taşkınlık ve huzuru bozacak bir girişime baş vurmadan Allah ’ın lütfunu beklemelidir.
Bu yargıyı güçlendirdiği düşünülen  en önemli ayetlerden biri aşağıdadır :
De ki: "Şüphesiz benim Rabbim rızkı dilediğine genişletir-yayar ve kısar da. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar." (sebe 36)
Ayetin önüne, arkasına, hangi konu üzerine temellendirildiğine bakılmaksızın, Allah’ın toplumsal düzeni kurup, insanların da kaderine teslim olarak öylece yaşaması gerektiğini betimleyen statik bir din algısı üretiliyor sürekli.

KURAN ANLATIMINDA SOSYOLOJİK İHTİYAÇ…
Kuran çalışmalarında de en çok uygulanan  metotlardan biri kavramsal çalışmalardır. Genelde ayetteki kelime anlamları üzerinde durulur. Arapçanın zenginliğinden de istifade edilerek farklı çağrışımlarla yeni anlayışlar temerküz edilmeye çalışılır. Çok önemsediğim bu çalışma metodunun zaman zaman sosyolojik bakış açılarına da ihtiyaç duyduğunu düşünmekteyim ki bu konuda Kuran sosyolojik bakış açısı ile metin çalışmaları ve yorumlama iştiyakına çok büyük imkanlar sunmaktadır.
Anlam-bilimci mantık vahyin dilinden dem vurur. Vahiy kendine has bir dil icra etmiştir de herkes onu anlamak için bütün geleneksel kalıplarını yırtmalı ve inorganik bir şekilde vahye tabi olmalıdır.

Oysa vahiy tam aksine indiği dönemin dili ve kalıpları ile konuşur. Kuranı kerim 6. 7. yüzyıl arası arap yarımadasında inmiş, o dönemin dilini kabul ederek dönüşümsel bir mantık inşa etmenin yoluna gitmiştir. Müfessirler ya da teologlar tarafından Kur'an'daki kavramların sözlük anlamları ile ilgili ne zaman bir açıklama yapılsa Arapların yöresel kullanım biçimlerine değinilir. Örneğin Rab kavramını Araplar kendi aralarında at terbiyecisi anlamında kullanırlar Allah’ ta Kuran’da bu kavramı efendi, gerçek terbiyeci anlamında kullanmıştır. Yani Allah müşriklerin dilini kullanarak vahyi ya da tevhid dilini inşa etmiştir. Kur'an-ı Kerim diğer peygamberlerin mücadelelerini anlatırken de peygamberlerin o dönemlerine munhasır örneklemeler ve kavramlara başvurulur.


İşte bu dil kurana sosyolojik açıdan bakmayı zorunlu kılmaktadır.

İslamı, vahyin açtığı yoldan saptırıcı betimlemelerle yeniden üreten din algısı, kendi önermelerini mutlaklaştırıp vahyin önüne geçirmiştir.

Allah kiminize kiminizden daha bol rızık verdi. Bol rızık verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere verip de bu hususta kendilerini onlara eşit kılmazlar. Durum böyle iken Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar? (nahl 71)

Bu ayetteki ‘kiminize kiminizden daha bol rızık verdi’ retoriğinin anlamı Hz. Adem ve sonrasındaki Habil-Kabil kıssasında aranmalıdır. İnsanın kendi bencil çıkarlarından ötürü oluşan farklı rızık koşullarına Allah imkan tanımış ama bunu gene kendisine inananlar tarafından düzeltilmesini salık vermiştir. Yani tevhid ehline biz eşitliği murat ediyorken; bunu bozanlar bu eşitliği istemeyenlerdir. Onlar Allah tarafından paylaşılsın diye verilen rızkı kendi çıkarlarına, iktidarlarına alet etmişlerdir. Kimsenin kendilerine güç yetiremeyeceğini tasavvur ederek de vahye ve mensuplarına kibirleri ile karşılık vermektedirler.

Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdikse, mutlaka oranın 'refah içinde şımaran önde gelenleri': "Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz" demişlerdir. Ve: “Biz mallar ve evlatlar bakımından daha çoğunluktayız ve bir azaba uğratılacak da değiliz” de demişlerdir. (sebe 34-35)

Bu rızkın gerçek sahibi olan Alllah’ı olabildiğince kızdıran bir yönelimdir ki cenabı allah bunun üzerine işte o en baştaki ayeti kendini müstağni görenlere cevap olarak vermektedir. :

De ki: "Şüphesiz benim Rabbim rızkı dilediğine genişletir-yayar ve kısar da. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar." sebe 36

Yani ben sana bu nimeti paylaşasın, insanlar arasında sevgi, merhamet ve eşitliği, esenliği sağlansın diye verdim. Ama sen bu nimete sahiplenirsen ben de sana nimetin gerçek sahibini hatırlatırım demektir.
Bu noktada açıklayıcı olması babından bir teşbih yapalım ve Bir baba düşünelim.  İki çocuk sahibi olan bu baba bir adet çikolata alıyor ve iki oğlundan büyüğüne bunu veriyor. Çikolatayı kardeşinle yarı yarıya paylaş diye de tembihliyor. Ama büyük kardeş babasını dinlemeyerek kendi bencil çıkarları uğruna bu çikolatayı tek başına yiyor. Ve burada baba büyük oğluna kızarak, neden kardeşine de vermedin, isteseydim o çikolatayı alır direk kardeşine verirdim sen bir parça bile yiyemezdin demektedir.  Burada baba her iki oğluna da çikolatayı eşit şekilde bölüp paylayabilirdi. Ama muradı ,kardeşler arasında dayanışma, sevgi ve kardeşlik hukuku gelişsin diye birinden birini tercih ederek bu paylaşımı onların sağlamasını istedi.  Büyük kardeş bunu sağlamayınca da ona çikolatanın nasıl kendisine ulaştığını hatırlatarak, tepkisini ortaya koydu.

Bütün bu rızka uzaklık dereceleri ve hatta farklı ırklarda ve dillerde yaratılma hali, eşitlenerek bir olan Allah’a ulaşmanın yoludur.

Bizim Katımız'da sizi (bize) yaklaştıracak olan ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. İşte onlar; onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükafaat vardır ve onlar yüksek köşklerinde güven içindedirler.Ayetlerimizi etkisiz bırakmak için çaba harcayanlar; işte onlar da azabın içine getirilmişlerdir. (sebe 37-38)

Allah rızkı insanlar arasında, yine insanlar eliyle dolaştırarak, insanların yaratılışın ve ilk menbaın kaynağını akılda tutarak, tekelleşme yoluna gidilmemesini emretmektedir. Eğer bir şeyin gerçeği varsa hak onundur. Yapay iktidarlar ya kendini tasfiye etmeli ya da gerçeği ile ters yüz edilmelidir :

De ki: "Şüphesiz benim Rabbim, kullarından rızkı dilediğine genişletip-yayar ve ona kısar da. Her neyi infak ederseniz, O (Allah), yerine bir başkasını verir; O, rızık verenlerin en hayırlısıdır." (Sebe 39)

Tarihi baz alıp dini yorumlamak, araya sızan yanlış girdileri de kabul etmeyi zorunlu kılar. Oysa olması gereken vahyi değişen sosyal ilişkiler ağında sürekli dinamik tutarak, evrensel anlatım bantını kıyamete kadar yaşatmaktır. Yani kapitalist iktidar ve üretim ilişkilerinde peygamberi duruşun nasıl olması gerektiğini Müslümanların sosyolojik açılımlarla günümüze taşıması gerekmektedir.  Feodal toplum içinde üretilen ve tarihi izler taşıyan hadis, vahiy tercüme kaynakları, sosyal ağ ile ilişkiye girmeyen donuk, tatsız ve havada kalan bir din üretmektedir.

1 yorum:

  1. Blogspotunuzu 2 seneden beri aralıksız takip etmekteyim.Bir teşekkürü borç olarak görüyorum.Allah razı olsun.

    YanıtlaSil