15 Aralık 2013 Pazar

Kur'an Yolda Anlaşılır


Yol; üzerinde yürünen, yani onda yaşanan meydandır. Buna zemin, ortam, alan da diyebiliriz. Bu anlamda Kur’an-Yol ikilisi birbirlerinin varlık sebepleridir; Kur’an yoksa yol, yol yoksa Kur’an anlamsız kalır. Bütün insanlar için olmasa bile tüm Müslümanlar için bu böyledir. Aksini iddia etmek, boşuna bir çaba ve sorumluluktan kaçmaktır. Niyet ve umudum Müslüman-Kur’an-Yol üçlüsünün birlikte bulunmalarıyla ortaya çıkabilecek/çıkarılabilecek bir sahnede Kur’an’ı anlamak ve onun rolüne bakmaya çabalamaktır… İlkin şunu belirtelim, Kur’an; Allah’ın Elçisi Hz. Muhammed(s)’e vahiy yoluyla indirdiği bir kitaptır. Bu kitap, Muttakiler/Müslümanlar için hidayet rehberi, dosdoğru yol kılavuzu, yani yol göstericidir. İşte bu noktada Müslüman-Kur’an ilişkisi ikinci aşamaya geçiyor. Birinci aşama olarak herhangi bir insanın kendi iradesiyle Allah’a inanmayı ve Kur’an’ı kendisine rehber kabul edip Müslüman olmasını düşündüm. Bu anlamda şunu belirtmekte yarar var; kişi Türkiye’de, Pakistan’da, Suudi Arabistan’da, Mısır’da, Azerbaycan ve benzeri ülkelerde doğmakla Müslüman olmaz. Olduğunu zannetse bile o ancak geçici ve körü körüne bir izleyici konumundadır. Dolayısıyla ancak bilinçli tercih yaptığında ve gereğini yerine getirdiğinde gerçek bir Mümin/Müslüman olabilir.

Doğma Müslümanlık diye bir şey yok, doğma-büyüme İstanbulluyum der gibi. İnsan doğup aklını kullanma yaşına geldikten sonra Allah vergisi olarak içinde taşıdığı iyi ya da kötü olma yeteneğine göre adeta bir demircinin demiri biçimlendirdiği gibi, kendi hayatını kendisi şekillendirir. Buna kendi yolunu kendisi çizer/yapar da diyebiliriz. İşte bu yol yapımı ve yolda yürüyüşü boyunca Kur’an ile olan ya da olmayan bağı ve ilişkisi onun yönünü, kıblesini belirler. Bu kavşakta onun yön tutması, birinci aşamayı nasıl geçtiğini ve yolunu ne ile sürdüreceğini gösterir; Kur’an’ la ya da Kur’an’ sız… Yukarıda da değindiğimiz gibi, biz ikinci aşama sürecinde Kur’an ile birlikte sürdürülen yürüyüşte Kur’an’ın istediği, teklif ettiği biçimde yolda yürüyebilmemiz için, kendisinden nasıl yardım alabileceğimiz konusu üzerinde tartışmamızı sürdüreceğiz. Başka bir ifade ile ilişkinin doğası gereği Müslüman’ın alan, Kur’an’ın veren/gösteren olduğu bir yolculukta esas sorumlu ve görevli olan Müslüman’ın kendisidir. Söz konusu yolculuk, menzili hem yeryüzü hem ahret cenneti olan bir eylemdir. Bu haliyle o çok mübarektir… Onu mübarek kılan da bizzat kendisi Kerim ve Mübarek olan yolun kılavuzu Kur’an’ dır.  Bu sözle birlikte önemli bir noktaya gelmiş bulunuyoruz. O da; Kur’an ile yolculuk yapmak için onu anlamak ve yol göstericiliğinde Allah’a güvenip ona sığınmaktır.
Yaşam her yönüyle dinamiktir. Dolayısıyla Müslüman’ın “biraz bekle, önce öğreneyim, sonra yola devam ederiz” demek gibi bir bahane ve lüksü yoktur. O hem yürüyecek, hem öğrenecek; zaten en iyi/verimli anlama yöntemi de budur. Yani teori ve pratik bir arada ve aynı anda: praksis… Dinamik olan yaşama, kılavuzluk edecek Kur’an’ın durağan olması düşünülemez, o da metni sabit ama mesajları dinamik bir kitaptır. Böyle olunca anlaşılması da ancak doğasına uygun bir dinamizm içinde olabilir. Yazımızın başlığı ile söylersek: Kur’an Yolda Anlaşılır… Bu konuda süreç Resülullah(s)’e Kur’an’ın inmesiyle birlikte başlamış, elan sürmekte ve bundan sonra da sürecektir.
Kur’an ayetlerinin nüzulünün uzun bir zaman dilimine yayılması ve olayların gelişimine göre inmesi nedeniyle, ayetlerin nüzul sebeplerini, nüzul sürecini ve indiği dönemleri bilmek onu anlamada avantaj sağlar. Kitabın bütün halinde değil de bölümler halinde inmesinin yararlarından biri de Resülullah(s)’in zamanında yaşanan her türlü itiraz, alay, sıkıntı, düşmanlık gibi olası gelişmelere karşı anında cevaplar veriyor olmasıdır. Kısacası Kur’an’ın nüzul süreci ve seyri, Resülullah(s)’in yaşamını da şekillendirerek yoldaki koşullarla bir koordine içerisinde olmuş ve ilerleyen süreçte/yolda dinamizm sürekli korunmuştur. Doğal olarak Resülullah(s)’in döneminde Kur’an’ı anlamak ve onu hayata geçirmek sonraki dönemlere göre pratik bakımından daha kolaydı. Sonraki dönemde Kur’an elde mevcuttu, ama ortaya çıkan farklı anlayış ve ihtilaflar işi zorlaştırıyordu. Bu durum elan da sürüyor. Mevcut ortamda/yolda Kur’an’ın anlaşılması konusunda gösterilen çabaların; kavramsal tahlil ve surelerde geçen sözlerin işaret ettiği anlamı açığa çıkararak mesajlarından amaca yönelik yorumlar yapmak olduğunu söyleyebiliriz. Sözcüklerin doğru anlaşılması metnin gerçek amacının ortaya çıkmasını; hedeflenen amaç doğrultusunda yorumcunun bilgi ve deneyimi ile aklını doğru ve yerinde kullanması da sonuca ulaşmayı kolaylaştırıp gerçekleştirir. Ayrıca her iki çaba için Müslüman’ın niyet, umut ve ciddiyeti de değerli bir gerekliliktir.
Kur’an hayatı doğru yaşama kılavuzudur. O, kendine özgü bireysel ve toplumsal bir yaşam önermektedir. Bu haliyle Kur’an, kendisi de yaşayan bir Kitaptır. Özgün bir yaşam tarzı oluşturmaya çalışan Kur’an, çeşitli yöntemler izler ve geniş kapsam alanı içinde orta yol izleyerek her şeye gereği ve yeteri kadar yer verir. Bazen evrendeki varlıklara, bazen de onda meydana gelen olaylara işaret edip insanların dikkatlerini çeker. Böylece onları düşünmeye yöneltir. Bu tutumu ile Müslüman’a sağlam bir bakış açısı kazandırarak, onu yolu doğru okuyabilme bilincine ulaştırır.
Kur’an ayetleri her çağda yorumlanmaya açıktır. Bu bağlamda Kur’an dışı oluşmuş siyasi ve kültürel etkinin bir risk olduğunu unutmamak gerekir. Ayetler, ortamın söz konusu etkisinde kalınmadan,  kendi doğası ve Kur’an bütünlüğü göz önünde bulundurularak yorumlanmalıdır. Yoksa Kur’an’ın ruhuna uymayan hariçten giydirme yorumla Kur’an’a şiddet uygulanmış olur. Ayrıca bu şekilde ortaya konan yorumların zamanla Kur’an’a mal edilme tehlikesi de vardır. Konunun bu yönü iman, ruhsal arınmışlık ve ahlakla çok yakından ilgilidir. Kur’an’ın konuları zengin olduğu gibi yaklaşımları da çeşitlidir. Bu anlamda hem sıradan insana hem de düşünür ve aydınlara hitap eder. Okundukça onun anlam derinliği insana açılır. Kur’an’ın pratik çözümleri mevcut durumu ıslah etmeye, idealleri ise mevcut durumu kökten değiştirmeye yöneliktirler.  Bu anlamda Resülullah(s) hayatta olduğu sürece Kur’an’ı anlamak, daha ziyade insanların içinde yaşadığı “ortamı” anlamak iken, daha sonra dikkatlerin pratik hayattan metne yoğunlaştığı anlaşılıyor. Başka bir söyleyişle Resülullah(s)’in döneminde Kur’an’ı anlamak; olup biten olayları doğru okumak ve sorunlara doğru çözüm bulma çabasıyken, daha sonraları metin üzerinde teorik bilgiler üretmeye ve daha çok bunlar üzerinde tartışmaya dönüştüğü görülüyor.
Kur’an’ı anlama çabalarında unutulmaması gereken bir önemli konu da onun kendisi dışında hiçbir şeye indirgenemez bir özgünlükte olmasıdır. Bu doğru görülebilirse, Kur’an’ın ne tür bir metin olduğu ve buna bağlı olarak tamamen kendine özgü bir bilgi türünü bizlere sunduğunun önemi daha iyi anlaşılır. Kur’an’ı diğer bilgi türlerine indirgemeksizin anlamak esastır. Aksi halde elimizde Kur’an’ın kendisi değil, diğer bilgi türlerinden meydana gelmiş, ama Kur’an’ı temsil iddiasında bulunan bir kitap olur. Hani şu diyalogcuların düzenledikleri dinler bahçesi, dinler arası diyalog ya da dinler turnuvasındaki gibi; dinlerden bir din olarak görülen İslâm misali… “Kur’an’ı anlama sorunu” diye bir ‘sorun’dan söz etmek mümkündür, çünkü Kur’an’ın bilgisi insanların ürettiği ve onların arasında dolaşan(tedavülde olan) bir bilgi ya da teori değildir. Ama o, yolda olan insana bir yol aydınlığıdır. Eğer yol Kur’an’ sız ise o yol zifiri karanlıktır, yani orda zalimlerin zulmü hüküm sürüyor demektir.
Kur’an, Vahiy olma özelliği nedeniyle insan için yabancı bir bilgi kaynağıdır. O insanın kendi ürettiği, tanıyıp bildiği bir şey olmadığı gibi, dili de farklıdır. Bu açıdan bakıldığında Kur’an, sadece metni üzerinde dilsel çalışmalarla anlaşılabilecek bir kitap değildir. O, hayatın içine alınır, yol birlikte yürünürse kendisini insana açacaktır. Kur’an’ı Yolda anlama çabasında dikkate alınması gereken meselelerden biri de Kur’an’ı anlamanın; bize yabancı olan bir kaynağı bildiğimiz ve hayatımızda ciddi bir yeri olan kaynağa dönüştürme işi olduğudur. Gene burada çok titiz davranılması gereken hassas bir durum var; Kur’an’ı anlayıp yolu onunla yürürken, onun kendi has yapısına kişisel görüşlerden bir şeylerin yapıştırılmaması. Kur’an Müslüman’ı yeni bir hayata çağırır. Bu anlamda kişiye yerleşik durumunu eleştirerek onu terk etme çağrısını yapar. O nedenle her okuma yeniden bir yapılanma eylemidir. Dolayısıyla Kur’an’ı anlama çabalarını sürdürürken kendisine iman etme zorunluluğu bulunan bir metinle karşı karşıya bulunulduğu bilinmelidir. Metne iman, bilgi ve mesajlarını eyleme dönüştürmek, yani Kur’an’ı Yolda anlamaktır… Kur’an’ı anlama çabası içinde olan Müslüman’ın, kendisini metne, metnin hakikatine açık tutması, önyargılarını gözden geçirmeye hazır olması, insanların kendi anlam dünyasındaki doğrularını metne söyletme eğiliminde oldukları ve çoğu zaman bundan kurtulamadıkları bilincini elden bırakmaması gerekir. Kur’an’ı Yolda anlamak, Müslümanca yaşam deneyimleri eşliğinde onun sürekli okuyucusu olabilmekle mümkündür.

2 yorum:

  1. Konunun direk ana merkezine, meselenin özüne yolu saptırmadan, suyu bulandırmadan yazılmış çok başarılı bir çalıma.... bazı kısımlarını alarak sosyal medyada paylaştım...hakkınızı helal edin...(kaynak gösterdim tabi..)
    selam ve dua ile...

    YanıtlaSil