30 Ekim 2013 Çarşamba

İSLAM EKONOMİ MODELİ

DUA / DAVET KAVRAMI

DUA KAVRAMI

Kuranı Kerimde Furkan Suresinin en son ayetinde 25/77 de yer alan:

De ki: “Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin! …

Duanız olmazsa değeriniz yok, duanız varsa değeriniz var. Peki dua ne demek,  ne anlamda kullanılmış, duadan ne anlamalıyız.
Dua kul ile Allah arasında bir diyalog anlamını taşır.
Duâ, insanın kendi kendine yetmediğinin ifadesidir.
Kulluk insanın Allah’a duası, vahiy Allah’ın insana duasıdır. İslamoğlu
Arapları hayvanlarını sağdıkları zaman hayvanın memelerinde hayvanı daha fazla süt yapmaya teşvik amacıyla az bir miktar süt bırakır. Bu bırakılan süte (الداعية) El-da’iye (çağıran/dua eden) adı verilirdi. (daha fazla sütü çağıran) Bu anlamda insanın duası da; onun ilerdeki iyi, güzel performansını arttıracak olan duygularının mahmuzlanmasıdır .

Bu ve benzeri tanımlamalar yapıla gelmiştir. Dua kelimesinin kök anlamları kısaca şöyle sayılmaktadır.
1.      Davet, Çağrı,
2.      Dava İddia, 
3.      Bağ, bağlantı, dayanak,
4.      Arzu, istek, yöneliş, teklif, teşvik,
5.      Allah'tan yardım dilemek,

Duanız Davetiniz, çağrınız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin!
Buradaki davet iki yönlüdür.
Birincisi; Allah’ı davet, çağırmaktır. Yaşantımızda Allah’ı, Kitabı işlerimize davet etmek çağırmaktır. Bir iş yaparken Onun buyruklarını dikkate almaktır. Her işimize Rabbimizi dahil etmektir. Onun istek ve emirlerine göre hayatımıza yön vermektir. Kurana uygun yaşamaktır. Kuranı dikkate alarak, işlerimizi sürdürmektir.
Bunu yapmıyorsak yani davetimiz yoksa, Kuranı işlerimize davet etmiyorsak, Kuranı kale almıyorsak, önem ve öncelik verip ona göre hayat sürmüyorsak, Kuranın Rabbi ne diye bize değer versin!
O halde hayatımızı şekillendirirken Rabbimizi, Kuranı dikkate alıp Onun öğretisine göre yaşam sürersek, yani duamız davetimiz çağrımız olursa, olduğu kadar değerimiz olmaktadır.
 İkincisi; Allah’a davettir, çağırmaktır. İnsanları, toplumları, düzenleri Allah’a Kurana çağırmaktır, davet etmektir. Peygamberlerin yaptığı gibi, tüm insanlığa Allah’ı Kuranı hatırlatmak, tebliğ etmek ve Rabbimize davet etmektir. Bunu amaç edinmektir. Öncekiler gibi Kelimetullahı yeryüzüne duyurmak, hakim kılmak için çalışmaktır.
Bunu yapmıyorsak yani Allah’a, Kurana davetimiz, çağrımız yoksa, hayata Allah’ı Kuranı çağırmıyorsak, yani onun ilkelerini uygulamıyorsak, bunu amaçlayarak yaşamıyorsak Rabbimiz ne diye bize değer versin!

Bu çağrıyı daveti yapanlar açısından bölümlere ayırarak ele almaktadır:
a. Allah'ın çağrısı
1. Yüce Allah barış yurduna çağınr
Allah selam yurduna çağınr. Yunus/25'te Ayetteki selam kavramı, barış, güven, kurtuluş manalarına gelmektedir.
2. Öldükten sonra diriltmek için çağırır
Göklerin ve yerin Allah'ın buyruğu altında sapasağlam durmaları da O'nun mucizevi işaretlerindendir. Sonunda Allah, sizi bir tek seslenişle yerden kalk­maya çağırdığında, hepiniz ortaya çıkacaksınız. [Rum/25]
3. Allah cennete ve affa çağırır
(Allah, kendi izni ile sizi cennete ve affa çağırır). [Bakara/221]
Allah Teala kullan için daima iyiyi takdir ettiği için, onları cennete, affa çağırmakta; kullar ise bu çağrıya kulaklarını tıkamaktadırlar.

b. Risaletin çağırması
1. Allah'ın yoluna çağırırlar
Resulüm! Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en gü­zel şekilde mücadele et. [Nahl/125]
2. İslâm'a çağırırlar
Saf/7'de (İslâm'a davet edildiği halde...) ifadesi yer almaktadır. Buradaki çağrı fiili meçhul kalıbından getirilmiştir. Kişiyi İslâm'a davet edenler vahye ilk mutabtan son muhataba herkezdir.
3. İnsanlığa çağrıda bulunurlar
Yüce Allah Şura/l5'te Son nebiye çağrıda bulunması için emir ver­miş, fakak neye çağıracağını belirtmemiştir.
Buna, "Senin görevin dur­madan çağrı yapmaktır" diye mana vermek de mümkündür.
4. Doğru yola çağırırlar
Şu muhakkak ki, sen onları doğru bir yola çağırıyorsun. [Mü'minun/73]
5. Affa çağırırlar
Vahy tebliğcileri, insanlık tarihinde en büyük değişimleri meydana getiren şahsiyetler olmuşlardır. Onlar öncelikle beyin ve gönülleri değiştirmişlerdir. İnsanlarda meydana gelecek olan değişimin, Allah'ın onlara karşı olan tutu­munu da değiştireceğini öğreten peygamberler, insanları, bu değişimin teme­li olan affa davet etmişlerdir.
Bu çağrıya Nuh/5 ve 10'da şöyle değinilmektedir:
Sonra Nuh, "Ey Rabbim!" dedi, "Doğrusu ben, gece-gündüz kavmimi davet ettim". [Nuh/5]
"Gelin, Rabbinizden bağışlanma dileyin, O, çok bağışlayandır!" dedim. [Nuh/10]

c. İnsanın çağrıda bulunması
1. Allah'a çağırır
İnsanları Allah'a çağıran, doğru ve adil olanı yapan ve "Şüphesiz ben Allah'a teslim olanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kim vardır? [Fussilet/33]
2. İyiye çağırmak
Âl-i İmran/104'te Ve aranızda iyiliğe çağıran, doğruyu emreden, kötülükten alıkoyan bir toplu­luk bulunmalı.
3. İnkara ve şirke çağırır
İnsanların iyileri Allah'a ve iyi olana çağırırlarken, kötüleri de inkara ve şirke çağırırlar:
Siz beni Allah'ı inkara ve hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyleri Allah'a or­tak koşmaya çağırıyorsunuz. [Gâfır/42]. Gâfir/41'de ise kafirlerin ateşe çağırdıkları belirtilmektedir. İnkar ve şirk aslında insanın kalbinde yanan bir ateş olup bu ateş, ahirette cehenneme dö­nüşecektir.

d. Şeytanın çağrısı
1. Ateşe çağırır
Şeytan sizin açık düşmanınızdır; siz de onu düşman bilin; o sadece taraftarla­rını ateşe sevk edilmeleri için çağırıyor. [Fatır/6]
2. Taklide çağırır'de taklit, kızgın alevli cehennem olarak tanımlanmaktadır:
Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun" denildiğinde, onlar "Hayır, biz babaları­mızı neye inanır bulduysak ona uyarız" diye cevap verirler; ya şeytan onları kızgın alevli ateşin azabına çağırıyorsa! Lokman/21
Demek ki şeytan Allah'ın indirdiğine uymaktan insanları alıkoymak, on­lara, babalarını taklit edip onların yoluna uymaları için çağrıda bulunmakta­dır. Bu, aslında alevli cehenneme çağırmaktan başka bir şey değildir.
Şeytan, Yüce Allah'ın vaadi ile kendi vaadini şöyle değerlendirmekte ve şu itirafta bulunmaktadır:
Allah size gerçekleşmesi kesin olan bir vaatte bulunmuştu. Ben de bir vaatte bulundum size, fakat yalan çıktım. Bununla beraber benim size karşı bir gü­cüm ve hakimiyetim yoktu, sadece sizi çağırdım, siz de bana uydunuz, şu hal­de beni değil kendinizi kınayın. [İbrahim/22]

1/5 Ancak sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz! 
2/45 Sabırla, salatla Allah'tan yardım dileyin, şüphesiz bu, saygı gösterenlerden başkasına ağır gelir. 
2/153 Ey inananlar, sabır ve salatla yardım isteyin, muhakkak ki Allah, sabredenlerle beraberdir. 
7/128 Mûsâ, kavmine; "Allah'tan yardım isteyin, sabredin!" dedi; yeryüzü Allâh'ındır, onu kullarından dilediğine verir. Sonuç, korunanlarındır!" bu ayetlerde de açıklandığı üzere Allah’tan ancak avane/ muavin yardımı, destek olma, yol gösterme vb tür katkıyı istemektir.
Hedi yardımıdır. 2/38 … size benden bir hidâyet geldiği zaman, kimler benim hidâyetime uyarsa artık onlara bir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Allah’ın EN BÜYÜK yardımı, desteği,  hidayet kaynağı ve rehberi olan Kurandır. Kuranın rehberliğidir.Kuranın ölçüleridir.Kuranın ilkeleridir.
Nasara yardımıdır. 8/10 Yardım, yalnız Allâh katındandır. Allâh dâimâ üstün, hüküm ve hikmet sâhibidir. 15/21   Hiçbir şey yoktur ki onun hazineleri, bizim yanımızda olmasın, ama biz onu, bilinen bir ölçü/kural ile indiririz
53/39-İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur. 
13/11-Bir millet kendi durumlarını değiştirmedikçe Allâh onların durumlarını değiştirmezİlkesi koyulmuştur. 
2/214Yoksa siz, sizden önce geçenlerin durumu başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluk ve sıkıntı dokunmuştu, öyle sarsılmışlardı ki, nihâyet peygamber ve onunla birlikte inananlar: "Allâh'ın yardımı ne zaman?" diyecek olmuşlardı. İyi bilin ki, Allâh'ın yardımı yakındır. 
22/78 Allâh uğrunda, O'na yaraşır biçimde gayretle mücadele edin. O, sizi seçti ve dinde size bir güçlük yüklemedi. 3/139-Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer inanıyorsanız, mutlaka siz üstün geleceksiniz.
47/7 Ey inananlar, eğer siz Allâh’a yardım ederseniz size yardım eder; ayaklarınızı (hakkı koruma yolunda) sağlam tutar. 
Allah’a yardım Onun gönderdiği vahye sımsıkı sarılmak, ilkelerini gözetmek, bunlara güvenmek, bu ilkeler doğrultusunda tüm gayreti sarf etmektir. 
6/34 Senden önce de elçiler yalanlanmıştı. Yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine sabrettiler, nihâyet onlara yardımımız yetişti. Allâh'ın kelimelerini değiştirebilecek kimse yoktur. Böyle yapanlar mutlaka ayetlerin işaret ettiği sonla kucaklaşmaktadır.
Vehene yardımıdır. 6/84 Biz ona İshak'ı ve (İshâk'ın oğlu) Ya'kûb'u da hediye ettik; hepsine de doğru yolu gösterdik. Nitekim daha önce Nûh'a ve onun soyundan Dâvûd'a, Süleyman'a, Eyyûb'a, Yûsuf'a, Mûsâ'ya ve Hârûn'a da yol göstermiştik. Biz güzel davrananları böyle ödüllendiririz. 21/90Onun du'âsını da kabul buyurduk ve ona Yahyâ'yı armağan ettik. Eşini de kendisi için ıslah ettik(çocuk doğurmağa elverişli bir hale getirdik). Gerçekten onlar hayır işlere koşarlar, umarak ve korkarak bize du'â ederlerdi ve bize derin saygı gösterirlerdi.
Meleklerle Yardım: 3/123, 3/124, 3/125  ve 8/9

             DUA NIN/ ALLAHTAN YARDIM DİLEMENİN USULU

Dua kavli ve fiili olarak gerçekleştirilen bütüncül bir kulluk eylemidir. Kavli/ sözel yapılan kısmının da usulü önemli olmaktadır.
Şöyle ki:
         7/180   En güzel isimler Allâh'ındır. O halde O'na o (güzel isim)lerle du'â edin
         26/213  Allâh ile beraber başka bir tanrı çağırma/dua etme, sonra azâb edilenlerden olursun.
         17/11 İnsan, hayra du'â eder gibi, şerre du'â etmekte(hayrı ister gibi şerri istemekte)dir. İnsan pek acelecidir.
         7/55 Rabbinize yalvararak ve gizlice dua edin, çünkü O, haddi aşanları sevmez.
         7/56 Yeryüzü düzeltildikten sonra onda bozgunculuk yapmayın, korkarak ve umarak O'na duaedin. Muhakkak ki Allâh'ın rahmeti, iyilik edenlere yakındır.
         32/16 Yanları yataklardan uzaklaşır, korkarak ve umarak Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan hayır için harcarlar.

KAFİRLERİN DUASI
        13/14 Gerçek dua, ancak O'na yapılır. O'ndan başka dua ettikleri ise, kendilerinin hiçbir isteklerini karşılayamazlar. (Onların durumu) tıpkı ağzına gelsin diye suya avuçlarını uzatan kimse gibidir. Oysa (uzanıp suyu avuçlamadıkça su) on(un ağzın)a gelmez. İşte kâfirlerin duası, öyle boşa gider.

SONUÇ OLARAK
Allah’a yönelen, Ona bağlanan, Her işinde Onu ve Kitabını Çağıran; İnsanlığı da Ona çağıran; Bunu Dava edinen; Bu uğurda  tüm imkanlarını bitiren, var gücünü, olanca çabasını harcayarak bittim noktasına varan insanın Allah’ın verdiği değerle yardımla, destekle, ikramla, Allah’a kulluk bilincinin zirvesine ulaşması öğütlenmektedir.
             Şayet, çağrınız, davetiniz, tebliğiniz yoksa, bunları dava edinmediyseniz, bu yolda iddianız yoksa, bağınız bulunmuyorsa, istek, arzu ve yönelişiniz de yoksa, bunun için de Kurana uymayı, Allaha güvenmeyi, yaratılışı düşünmeyi, akletmeyi, inceleyip ibretler almayı, sunnetullaha uymayı, emek sarf etmeyi, bittim noktasına gelinceye kadar gevşemeden çalışmayı, salihatı/ değişim ve dönüşümü, sabırla salatı/bağlılığın devamını, eğitimi, destek olmayı, Allahın verdiklerini infak etmeyi yapmıyorsanızRabbiniz size değer vermez diyerek ikaz etmekte ve ayetin devamında bunu yapmayanları Siz yalanladınız. Öyle ise azap yakanızı bırakmayacak.denilmektedir.
             Kuran aynasına bakalım, kendimizi görüp, gelin gözyaşı döküp ağlayalım, tövbe edip bu bilinçle ve anlamına uygun olarak, Dua! Edenlerden ve şükredenlerden olalım.
             
ALLAH Duaları Kabul Etme Sözü Vermez
       Hocaların her söylediğini, hadislerden her duyduğunu din zanneden halkın kandırıldığı pek önemli konulardan biri de duadır. Kuran’a bakarsak Allah’ın duaları kabul etme sözü vermediğini görürüz. Allah dualara cevap verdiğini söyler, ancak bu cevap olumlu ya da olumsuz mudur biz bilemeyiz. Allah istediklerimizi yapar mı, yaparsa ne zaman yapar, ya da acaba yapmaması bizim için daha mı hayırlıdır, işte bunların cevabını en iyi bilen bizler değil, sadece ALLAH’tır.
Rabbiniz buyurmuştur ki: 
Dua edin bana, cevap vereyim size! Mümin 60
İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanların dualarını O cevaplıyor, lütfundan onlara fazlasını O veriyor. İnkârcılara da şiddetli bir azap var.Şura 26
Allah, insanlara şerri, onların hayrı acele istedikleri gibi çabucak verseydi, ecellerinin onlara ulaşmasına çoktan hükmedilmiş olurdu. Ama biz, bize kavuşmayı ummayanları kendi azgınlıkları içinde körü körüne bocalamaya bırakırız.Yunus 11
İnsan, iyi bir şey için dua ettiğini sanırken aslında kötü bir şey için dua eder. İnsan çok acelecidir. İsra 11
 Kuran bunları söylerken, birçok uydurma hadis şunları söyler:
(Allahü teâlâ, seher vakti, “İstiğfar eden yok mu, onu mağfiret edeyim. İsteyen yok mu, istediğini vereyim, duasını kabul edeyim” buyurur.) [Müslim]
(Şu beş gecede yapılan dua red edilmez: Regaib gecesi, Şabanın 15. [Berat] gecesi, Cuma gecesi, Ramazan ve Kurban bayramı gecesi.) [İ.Asakir]
(Cuma günlerinde bir an vardır ki, o anda edilen dua red olmaz.) [Buhari, Müslim, Tirmizi]
(Ramazanda Allah günahları affeder ve duaları kabul eder.) [Taberani]
Dertli müminin duasını ganimet bilin! (Ebuşşeyh)
Oruçlunun duası red edilmez. [Tirmizi]
Peygamberimiz sav buyuruyorki şu dört kişinin duası mutlaka kabul olur.
1.Dönünceye kadar hacının yaptığı dua
2.Gazaya çıkan askerin duası
3.İyileşinceye kadar hastanın yaptığı dua
4.Bir müslümanın bir müslüman için ismiyle arkasından onun için yaptığı dua.

***


Kudret sadece yapmaya değil, yapmamaya da muktedir olanın sıfatı.

İktidarın başlıca vasfı, eyleyip eylememe kudreti.

Kudret, arzu ettiğini avucunun içine alabilmek kadar, onu elinin tersiyle itebilmektir de.

Marifet, arzu etmediğini geri çevirmekte değil, bilâkis çıldırasıya arzu ettiğinden, hakkında deli divane olduğundan vazgeçmekte.

Vazgeçmek kolay mı?

Kolaylık da, zorluk da gerçekte kişinin vazgeçecek olduğu şey karşısındaki hâlince belirlenir. Çünkü feragatin şiddeti talebin şiddetine bağlıdır. Ne kadar istenildiyse, ne kadar istenilmişse, vazgeçişin ızdırabı da o düzeyde olacaktır.

Aslâ şaşırmamalı, kişi vazgeçildiği kadarıyla ancak vazgeçebilecektir!




Bir şeyi arzu ve taleb etmenin mertebeleri vardır:

(Eğilim)

(istek)

(sevgi)

(tutku)


Bu dört terim de duyguların hareketini tanımlamakta.
Eğilim Klasik Fizik’te hareket’ten ziyade hareketin başlangıcını ifade eder. Dolayısıyla elde etmeye, ele geçirmeye, avucunun içine almaya meyl etmedikçe, o şeyin, kişinin muradı hâline gelmesi düşünülemez. Meyl şiddetlendikçe isteğe dönüşür. İstek arttıkça mehabbete dönüşür. Mehabbet de şiddetlenirse bir süre sonra tutku hâlini alır.
Kişi istenildiği kadar isteyebilir. İstenilmeyen isteyemez.
Eğilim kelimesi Arapça meyl olup, hakikatte temayül anlamında kullanılmaktadır, ve öyle de anlaşılmalıdır.
Meyl tek taraflı, temayül ise iki taraflıdır. Kendisine meyl duyulan ancak meyl duyabilir.
İstek de öyledir. İstenmeyen isteyemez. Dahası, sevilmeyen sevemez. Aşık olunmayan aşık olamaz.
Demek oluyor ki kendisinden vazgeçilmedikçe kimse vazgeçemez!


Tam da burada, Kur’an’dan iki ayet

• Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. (5:54)

• Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı. (5:119)

Farkedildiyse eğer, bu iki ayette de kullar, Allah tarafından sevildikleri için Allah’ı sevmekte, Allah kendilerinden hoşnut olduğu için O’ndan hoşnut olmaktadırlar.
Yani, Hak sevdiği için sevilirken, halk sevildiği için sevmekte.
Sevmeyi değil, sevilmeyi önemsemeli. Sevildiysek eğer, sevebileceğimizi unutmamalı.
Sevgisizlik, sevmeyi bilmemekten değil, sevilmeyi bilmemekten neşet eder. Alacaklı gibi değil, borçlu gibi sevmeli o hâlde!
Ne kadar seversen sev borcunu ödeyemezsin. Sevilmenin şükrü eda edilemez çünkü. Karşılıksız sevgi olmaz! Sevgi varsa, işin içinde sevmekten çok sevilmek vardır.
Hakkı niçin seversin? Ne kadar seviyorsun?
Hiç numara yapma! Sevildiğin için ve sevildiğin kadar.
Hangisi önce, Hakkın sevgisi mi, halkın sevgisi mi?
Burada bilindiği anlamıyla, yani zaman itibariyle öncelik yok. Çünkü öncelik ya zat itibariyle, ya da zaman itibariyledir.
Basit bir misal: Kolunu hareket ettiren kişinin koluyla birlikte kolundaki saat de hareket eder. Saatin hareketi kolun hareketiyle eşzamanlıdır. Dolayısıyla kolun saate önceliği zaman itibariyle değil, zat itibariyledir.
Hakkın muhabbet ve rızasının önceliği zaman itibariyle değil, zat itibariyledir. Halkın muhabbet ve sevgisinin sonralığı da keza zaman itibariyle değil, zat itibariyledir. Zâtendir.
Korkmak bir sevme tarzıdır, kişi sevdikçe korkar. Daha çok sevdikçe daha çok korkar.
Korkmak, gerçekte ihtimam göstermektir. Alacaklıymış gibi değil, borçluymuş gibi sevmektir.
Korkmak sevilmemekten korkmaktır. Terkedilmekten. Kaybetmekten. O’nsuz kalmaktan.
Heybet korku demektir. Hak aşıklarının sıfatıdır. Korkarak sevenlerin. Titreyerek. Heybetle.
Havf, avamın korkusu. Heybet ise büyük âşıkların. Delilerin. Çılgınların. Çıldırasıya sevenlerin. Çıldırasıya sevilenlerin.


28 Ekim 2013 Pazartesi

NELER İÇİN DUA ETMELİYİZ?


NELER İÇİN DUA ETMELİYİZ?

1 - Hidayet İçin Dua
Hidayet eyle bizi doğru yola. (1 / Fatiha - 6 )
2 - Delalet ve Gazaba Uğrayanların Yoluna Girmemek İçin Dua
Nimete erdirdiklerinin yoluna, gazaba uğrayanların ve dalalete düşenlerinkine değil.    ( 1 / Fatiha - 7 )
3 - Bizlerin ve Soyumuzun Müslümanlardan Olması İçin Dua
Rabbimiz! İkimizi Sana teslim olanlardan kıl, soyumuzdan da Sana teslim olanlardan bir ümmet yetiştir. Bize ibadet yollarımızı göster, tevbemizi kabul buyur, çünkü tevbeleri daima kabul eden, merhametli olan ancak Sensin». (2 / Bakara - 128 )
4 - Hayırlı Bir Nesil İçin Dua
Orada Zekeriyya, Rabbine dua etti: Rabbim! Bana tarafından hayırlı bir nesil bağışla. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin, dedi. (3  / Ali İmran - 38 )
Onlar: «Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzün aydınlığı olacak insanlar ihsan et ve bizi, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara önder yap» derler. ( 25 / Furkan-  74 )
5 - İnsanlar İçerisinde Kötülüklerden Alıkoyan,Kitabı ve Hikmeti Öğreten Elçilerin Olması İçin Dua
«Rabbimiz! İçlerinden onlara Senin ayetlerini okuyan, Kitabı ve hikmeti öğreten, onları her kötülükten arıtan bir peygamber gönder. Doğrusu güçlü ve Hakim olan ancak Sensin». ( 2 /Bakara - 129 )
6 - Tevbelerin Kabulü İçin Dua
Rabbimiz! İkimizi Sana teslim olanlardan kıl, soyumuzdan da Sana teslim olanlardan bir ümmet yetiştir. Bize ibadet yollarımızı göster, tevbemizi kabul buyur, çünkü tevbeleri daima kabul eden, merhametli olan ancak Sensin». ( 2 / Bakara - 128 )
7 - Hidayete Erdikten Sonra Kalblerin Eğrilmemesi İçin Dua
Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalblerimizi eğriltme, katından bize rahmet bağışla; şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın. ( 3 / Ali İmran - 8 )
8 - Hakikatin Şahitleri Olmak İçin Dua
Havârîler:) Rabbimiz! İndirdiğine inandık ve Peygamber'e uyduk. Şimdi bizi (birliğini ve peygamberlerini tasdik eden) şahitlerden yaz, dediler. ( 3 / Ali İmran - 53 )
9-Günahların Bağışlanması İçin Dua
«Rabbimiz! Doğrusu biz Rabbinize inanın diye inanmaya çağıran bir çağırıcıyı işittik de iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bize bağışla, kötülüklerimizi ört, canımızi iyilerle beraber al».3/Ali İmran-193
10 - Nasıl İbadet Edileceğini Öğrenmek İçin Dua
Rabbimiz! İkimizi Sana teslim olanlardan kıl, soyumuzdan da Sana teslim olanlardan bir ümmet yetiştir. Bize ibadet yollarımızı göster, tevbemizi kabul buyur, çünkü tevbeleri daima kabul eden, merhametli olan ancak Sensin». ( 2 / Bakara - 128 )
11 - Müslüman Olarak Ölmek ve İyilerle Birlikte Olmak İçin Dua
«Rabbim! Bana hükümranlık verdin, rüyaların yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaradanı! Dünya ve ahirette işlerimi yoluna koyan sensin; benim canımı müslüman olarak al ve beni iyilere kat.» ( 12 / Yusuf - 101 )
12 - Salatı / Namazı Devamlı İkame Edenlerden Olmak İçin Dua
«Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle; ey Rabbimiz! Duamı kabul et!» ( 14 / İbrahim-  40 )
13 - Salih Amel Yapmak İçin Dua
Biz insana, ana-babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Annesi onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. Taşınması ile sütten kesilmesi, otuz ay sürer. Nihayet insan, güçlü çağına erip kırk yaşına varınca der ki: Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın yararlı iş yapmamı temin et. Benim için de zürriyetim için de iyiliği devam ettir. Ben sana döndüm. Ve elbette ki ben müslümanlardanım. ( 46 / Ahkaf - 15 )
14 - Güç Yetiremeyeceğimiz Şeylerle İmtihan Edilmemek İçin Dua
Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler; kazandığı iyilik lehine, ettiği kötülük de aleyhinedir. Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma. Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme. Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma, bizi affet, bizi bağışla, bize acı. Sen Mevlamızsın, kafirlere karşı bize yardım et. ( 2 / Bakara - 286 )
15 - Cehennem Azabından Korunmak İçin Dua
Ve şöyle derler: Rabbimiz! Cehennem azabını üzerimizden sav. Doğrusu onun azabı gelip geçici değil, devamlıdır. ( 25 / Furkan - 65 )
Onlar ki: «Rabbimiz, inandık iman getirdik; artık bizim suçlarımızı bağışla ve bizleri o ateş azabından koru!» derler. ( 3 / Ali İmran - 16 )
16 - Anne ve Babanın Affı İçin Dua
«Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, anamı babamı ve inananları bağışla.»   ( 14 / İbrahim - 41 )
17 - Allah’ın Dünyada ve Ahirette İyilik Vermesi İçin Dua
«Rabbimiz! Bize dünyada iyiyi, ahirette de iyiyi ver, bizi ateşin azabından koru» diyenler vardır. ( 2 /Bakara - 201 )
18 - Cennet İçin Dua
Rabbimiz! Peygamberlerinle vadettiklerini bize ver, kıyamet günü bizi rezil etme. Sen şüphesiz sözünden caymazsın». (3 / Ali İmran - 194 )
Ve beni Naim cennetinin varislerinden eyle!. (26 / Şuara - 85 )
19 - Hikmet Sahibi Olmak İçin Dua
Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat. ( 26 / Şuara - 83 )
20 - Yağmurun Yağması ve Rızık Vermesi İçin Dua
Gelin, Rabbinizin bağışlamasını isteyin, çünkü O, bağışlaması çok bir bağışlayandır! dedim. Bol hayır (yağmur) ile göğü üzerinize salsın.Mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın. ( 71 / Nuh - 10 - 11 - 12 )
21 - Duaların Kabulü İçin Dua
Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle; ey Rabbimiz! Duamı kabul et!» ( 14 / İbrahim - 40 )
22 - Salih Kullar Arasında Olmak İçin Dua
Süleyman, onun sözüne hafifçe güldü ve: «Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükürde, hoşnut olacağın işi yapmakta beni muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kullarının arasına koy» dedi.

( 27 / Neml - 19 )
23 - İman Edenlerin Bağışlanması İçin Dua
«Rabbim! Beni, anamı, babamı, evime inanmış olarak gireni, inanan erkek ve kadınları bağışla; zalimlerin de yalnız helakını artır.» ( 71 / Nuh - 28 )
24 - Kafirlerin Helaki İçin Dua
Ve rahmetinle bizi o kafir kavimden kurtar!» dediler. ( 10 / Yunus - 86 )
25 - Tebliğde İşlerimizin Kolaylaşması ve Sözümüzün Anlaşılması İçin Dua
Musa: Rabbim! dedi, yüreğime genişlik ver. İşimi bana kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz, sözümü iyi anlasınlar. ( 20 / Taha - 25 - 26 - 27 - 28 )
26 - Allah’ın Bizlere Rahmet Etmesi İçin Dua
Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalblerimizi eğriltme, katından bize rahmet bağışla; şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın. ( 3 / Ali İmran - 8 )
27 - Dertlerimizin Dermanı İçin Dua
Eyyub da: «Başıma bir bela geldi, (Sana sığındım), Sen merhametlilerin merhametlisisin» diye Rabbine nida etmişti. ( 21 / Enbiya - 83 )
28 - Nimetlere Şükür İçin Dua
Süleyman, onun sözüne hafifçe güldü ve: «Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükürde, hoşnut olacağın işi yapmakta beni muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kullarının arasına koy» dedi.

( 27 / Neml - 19 )
29 - Zalimlerle Aynı Safta Olmamak İçin Dua
Gözleri cehennemlikler yönüne çevrilince: «Rabbimiz! Bizi zalimlerle beraber bulundurma» derler.


( 7 / Araf - 47 )
Ya Rabb'i, beni zalimler arasında bırakma. ( 23 / Müminun - 94 )
30 - Allah’tan Bir İstek İçin Dua
Sizi bir nefisten yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı eşini de ondan var eden Allah'tır. Eşine yaklaşınca, eşi hafif bir yük yüklendi ve bu halde bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca, karı-koca, Rableri olan Allah'a: «Bize kusursuz bir çocuk verirsen, and olsun ki şükredenlerden oluruz» diye yalvardılar. ( 7 / Araf - 189 )
31 - Doğruluk İlkesi Üzeri Olmak İçin Dua
De ki; "Ey Rabbim, bir yere girerken oraya doğru olarak girmemi ve bir yerden çıkarken oradan doğruluk ilkesine bağlı olarak çıkmamı nasip eyle. Bana kendi katından destekleyici bir güç ver. ( 17 / İsra - 80 )
32 - İlmimizin Artması İçin Dua
Gerçek hükümdar olan Allah Yüce'dir. Kuran sana vahyedilirken, vahy bitmezden önce, unutmamak için, tekrarda acele edip durma, «Rabbim! ilmimi artır» de. ( 20 / Taha - 114 )
33 - Zalimlerin Zulmünden Kurtulmak İçin Dua
Allah, inanlara Firavun'un karısını misal gösterir: O: «Rabbim! Katından bana cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun işlediklerinden kurtar; beni zalim milletten kurtar» demişti. (66 / Tahrim - 11 )
34 - Diriliş Gününde Mahcup Olmamak İçin Dua
(İnsanların) dirilecekleri gün, beni mahcup etme. ( 26 / Şuara - 87 )
35 - Allah’ın Hayrı ve Yardımı İçin Dua
Musa onların davarlarını suladı. Sonra gölgeye çekildi: «Rabbim! Doğrusu bana indireceğin hayra muhtacım» dedi. ( 28 / Kasas - 24 )

"Allah Dilediğini Zengin, Dilediğini de Fakir Kılar" Öyle mi?



***

Yukarıdaki retorik gelenekselleşmiş dini yorumların da, o gelenek üzerinden dini yargılayan diğer düşüncelerin de ortak hafızası gibidir. Genel kanı Allah zengini malvarlığı ile imtihan eder. Onu kötü, haram yollarda harcamamasını öğütler ve elinden geldiğince de fakirlere sadaka, zekat vermesini emreder. Fakirleri ise yoklukla imtihan eder, olmasa da şükretmeli, hiçbir taşkınlık ve huzuru bozacak bir girişime baş vurmadan Allah ’ın lütfunu beklemelidir.
Bu yargıyı güçlendirdiği düşünülen  en önemli ayetlerden biri aşağıdadır :
De ki: "Şüphesiz benim Rabbim rızkı dilediğine genişletir-yayar ve kısar da. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar." (sebe 36)
Ayetin önüne, arkasına, hangi konu üzerine temellendirildiğine bakılmaksızın, Allah’ın toplumsal düzeni kurup, insanların da kaderine teslim olarak öylece yaşaması gerektiğini betimleyen statik bir din algısı üretiliyor sürekli.

KURAN ANLATIMINDA SOSYOLOJİK İHTİYAÇ…
Kuran çalışmalarında de en çok uygulanan  metotlardan biri kavramsal çalışmalardır. Genelde ayetteki kelime anlamları üzerinde durulur. Arapçanın zenginliğinden de istifade edilerek farklı çağrışımlarla yeni anlayışlar temerküz edilmeye çalışılır. Çok önemsediğim bu çalışma metodunun zaman zaman sosyolojik bakış açılarına da ihtiyaç duyduğunu düşünmekteyim ki bu konuda Kuran sosyolojik bakış açısı ile metin çalışmaları ve yorumlama iştiyakına çok büyük imkanlar sunmaktadır.
Anlam-bilimci mantık vahyin dilinden dem vurur. Vahiy kendine has bir dil icra etmiştir de herkes onu anlamak için bütün geleneksel kalıplarını yırtmalı ve inorganik bir şekilde vahye tabi olmalıdır.

Oysa vahiy tam aksine indiği dönemin dili ve kalıpları ile konuşur. Kuranı kerim 6. 7. yüzyıl arası arap yarımadasında inmiş, o dönemin dilini kabul ederek dönüşümsel bir mantık inşa etmenin yoluna gitmiştir. Müfessirler ya da teologlar tarafından Kur'an'daki kavramların sözlük anlamları ile ilgili ne zaman bir açıklama yapılsa Arapların yöresel kullanım biçimlerine değinilir. Örneğin Rab kavramını Araplar kendi aralarında at terbiyecisi anlamında kullanırlar Allah’ ta Kuran’da bu kavramı efendi, gerçek terbiyeci anlamında kullanmıştır. Yani Allah müşriklerin dilini kullanarak vahyi ya da tevhid dilini inşa etmiştir. Kur'an-ı Kerim diğer peygamberlerin mücadelelerini anlatırken de peygamberlerin o dönemlerine munhasır örneklemeler ve kavramlara başvurulur.


İşte bu dil kurana sosyolojik açıdan bakmayı zorunlu kılmaktadır.

İslamı, vahyin açtığı yoldan saptırıcı betimlemelerle yeniden üreten din algısı, kendi önermelerini mutlaklaştırıp vahyin önüne geçirmiştir.

Allah kiminize kiminizden daha bol rızık verdi. Bol rızık verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere verip de bu hususta kendilerini onlara eşit kılmazlar. Durum böyle iken Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar? (nahl 71)

Bu ayetteki ‘kiminize kiminizden daha bol rızık verdi’ retoriğinin anlamı Hz. Adem ve sonrasındaki Habil-Kabil kıssasında aranmalıdır. İnsanın kendi bencil çıkarlarından ötürü oluşan farklı rızık koşullarına Allah imkan tanımış ama bunu gene kendisine inananlar tarafından düzeltilmesini salık vermiştir. Yani tevhid ehline biz eşitliği murat ediyorken; bunu bozanlar bu eşitliği istemeyenlerdir. Onlar Allah tarafından paylaşılsın diye verilen rızkı kendi çıkarlarına, iktidarlarına alet etmişlerdir. Kimsenin kendilerine güç yetiremeyeceğini tasavvur ederek de vahye ve mensuplarına kibirleri ile karşılık vermektedirler.

Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdikse, mutlaka oranın 'refah içinde şımaran önde gelenleri': "Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz" demişlerdir. Ve: “Biz mallar ve evlatlar bakımından daha çoğunluktayız ve bir azaba uğratılacak da değiliz” de demişlerdir. (sebe 34-35)

Bu rızkın gerçek sahibi olan Alllah’ı olabildiğince kızdıran bir yönelimdir ki cenabı allah bunun üzerine işte o en baştaki ayeti kendini müstağni görenlere cevap olarak vermektedir. :

De ki: "Şüphesiz benim Rabbim rızkı dilediğine genişletir-yayar ve kısar da. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar." sebe 36

Yani ben sana bu nimeti paylaşasın, insanlar arasında sevgi, merhamet ve eşitliği, esenliği sağlansın diye verdim. Ama sen bu nimete sahiplenirsen ben de sana nimetin gerçek sahibini hatırlatırım demektir.
Bu noktada açıklayıcı olması babından bir teşbih yapalım ve Bir baba düşünelim.  İki çocuk sahibi olan bu baba bir adet çikolata alıyor ve iki oğlundan büyüğüne bunu veriyor. Çikolatayı kardeşinle yarı yarıya paylaş diye de tembihliyor. Ama büyük kardeş babasını dinlemeyerek kendi bencil çıkarları uğruna bu çikolatayı tek başına yiyor. Ve burada baba büyük oğluna kızarak, neden kardeşine de vermedin, isteseydim o çikolatayı alır direk kardeşine verirdim sen bir parça bile yiyemezdin demektedir.  Burada baba her iki oğluna da çikolatayı eşit şekilde bölüp paylayabilirdi. Ama muradı ,kardeşler arasında dayanışma, sevgi ve kardeşlik hukuku gelişsin diye birinden birini tercih ederek bu paylaşımı onların sağlamasını istedi.  Büyük kardeş bunu sağlamayınca da ona çikolatanın nasıl kendisine ulaştığını hatırlatarak, tepkisini ortaya koydu.

Bütün bu rızka uzaklık dereceleri ve hatta farklı ırklarda ve dillerde yaratılma hali, eşitlenerek bir olan Allah’a ulaşmanın yoludur.

Bizim Katımız'da sizi (bize) yaklaştıracak olan ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. İşte onlar; onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükafaat vardır ve onlar yüksek köşklerinde güven içindedirler.Ayetlerimizi etkisiz bırakmak için çaba harcayanlar; işte onlar da azabın içine getirilmişlerdir. (sebe 37-38)

Allah rızkı insanlar arasında, yine insanlar eliyle dolaştırarak, insanların yaratılışın ve ilk menbaın kaynağını akılda tutarak, tekelleşme yoluna gidilmemesini emretmektedir. Eğer bir şeyin gerçeği varsa hak onundur. Yapay iktidarlar ya kendini tasfiye etmeli ya da gerçeği ile ters yüz edilmelidir :

De ki: "Şüphesiz benim Rabbim, kullarından rızkı dilediğine genişletip-yayar ve ona kısar da. Her neyi infak ederseniz, O (Allah), yerine bir başkasını verir; O, rızık verenlerin en hayırlısıdır." (Sebe 39)

Tarihi baz alıp dini yorumlamak, araya sızan yanlış girdileri de kabul etmeyi zorunlu kılar. Oysa olması gereken vahyi değişen sosyal ilişkiler ağında sürekli dinamik tutarak, evrensel anlatım bantını kıyamete kadar yaşatmaktır. Yani kapitalist iktidar ve üretim ilişkilerinde peygamberi duruşun nasıl olması gerektiğini Müslümanların sosyolojik açılımlarla günümüze taşıması gerekmektedir.  Feodal toplum içinde üretilen ve tarihi izler taşıyan hadis, vahiy tercüme kaynakları, sosyal ağ ile ilişkiye girmeyen donuk, tatsız ve havada kalan bir din üretmektedir.

RIZIK - 1

RIZK

Sorun:  Dünya düzeninin insan’ın heva ve heveslerinin rehberliğinde kurulması.

Sorunlu amaç: MUTLU olmaktır. Mutlu olmak ise insanın tüm ihtiyaçlarını tatmin etmesi ile mümkündür. Bunun yolu insanın dünyaya, tabiata, diğer canlılara ve eşyaya hakim olmasından geçer. İnsan ihtiyaçları “sınırsız” olduğundan bu hakimiyeti sağlamak için insan sürekli “ilerlemek” zorundadır. İlerlemek için, aklı ile teknoloji üretmek ve bu teknolojiyi kullanarak ihtiyaçları için gereken üretimi başarmak zorundadır. Bu başarıldığında, dünya ve tabiata hakim olacak, sınırsızca üretip, sınırsızca tüketebilecektir ve böylece YERYÜZÜ CENNETİNİ kurabilecek ve amacına ulaşıp MUTLU olacaktır. Bunun başarılması için her yol mübahtır, çünkü her şey insan içindir. Son 50 yıldır insanların ve oluşturdukları toplulukların (devletler) çok büyük bir bölümü hayatı ve amacını bu şekilde algılamakta ve “İLERLEYİP GELİŞEREK MUTLU OLMAK” istemektedirler. Tek kelime ile özetlemek istersek insanlar ve devletler “pastadan” daha fazla pay alarak ZENGİN olmak istemektedirler, çünkü ihtiyaçlarını karşılamanın tek yolu maddi güç (para) elde edip, tüketebilmektir. Bütün insanlar ve devletler bu amaç uğruna yaşamaya başlayınca, sınırsız ihtiyaçlar ve dünyanın sınırlı kaynakları dengesizliğinden dolayı REKABET oluşmaktadır. Bu rekabet insanları kişisel çatışmaya, devletleri ise savaşa sürükler. Son 200 yıllık dünya tarihi bunun açık delilleri ile doludur.

Hayatın tek anlamı ve amacı EKONOMİ olmuştur. 

KURAN gözü ile

Kuran’ın ekonomiye bakışı, insanın yaratılışının ve dünyadaki amacının anlamından bağımsız değildir. Kuran’a göre insanın gerçek hayatı bu dünya değil ahiret hayatıdır:

“Size verdiğimiz her şey, sadece dünya hayatının geçimliğidir, ama Allah katında (ahirette) olan daha değerli ve daha kalıcıdır.” (Şura Suresi – 36)
“Zaten (akletseler bileceklerdi ki) şu dünya hayatı (tek başına) geçici bir oyun ve oyalanmadan başka bir şey değildir, Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır, keşke bunu olsun bilebilseydiler” (Ankebut Suresi – 64)

Dünya hayatında insanın amacı : 

“O (Allah), ölümü ve hayatı hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için yaratmıştır” (Mülk Suresi – 2)
“Ben, cini ve insi (herkezi), sadece Bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zariyat Suresi – 56)

“Ey insanlar! Allah’ın vadi gerçektir, sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (şeytan) da Allah hakkında sizi kandırmasın!” (Fatır Suresi – 5
“İyi bilin ki (tek başına) bu dünya hayatı, bir oyun ve oyalanmadan, albenili bir gösteri ve birbirinize karşı övünme yarışından, mal ve evlat çoğaltma hırsından olurdu. Bu (tiplerin sonu) şu yağmur örneğine benzer; o yağmurun yeşerttikleri çiftçileri pek sevindirir, sonra kurur ve sen onu sararmış görürsün; en sonunda da toz toprak olur. Ama ahrette böyle olmayacak. Ya şiddetli bir mahrumiyet ya da Allah’tan bir bağışlanma ve hoşnutluk olacak: Zira (tek başına) bu dünya hayatı, aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir. (Hadid
Suresi – 20

Kuran’da, insanın yaratılışı gereği mal ve servete çok düşkün olduğundan ve bunu hayatın amacı edinirse, felaketinin çok büyük olacağından dolayı belki de insanın en çok uyarıldığı konulardan biri budur.

RIZK ve REZZAK

Allah, tüm canlıların rızklarına kefildir.

“Hiç şüphesiz, Rezzak (rızık veren) , metin kuvvet sahibi olan Allah’tır” (Zariyat Suresi – 58)

İnsanın imtihan araçlarından birinin de, indirdiği bu rızıkları adil şekilde paylaşması olduğu, bunu yapmayanların imtihanın bu konusundan geçemeyecekleri ve belki de en önemlisi bu konunun bireysel değil toplumsal felaketlere de yol açacağından dolayı insan tarafından insana karşı işlenen en büyük suç olacağını belirtmiştir. Üretilen tüm ekonomik değerler tepeden aşağı hatta hayvanları da unutmayacak şekilde adil bir sistemle paylaşılmalıdır. Servet sahibi olanlar, o servetlerin kendilerinin imtihanı vesilesi ile diğer insanlara adil bir şekilde dağıtmakla görevlendirildikleri için emaneten verildiğini unutmamalıdırlar.

 “Allah rızkı kiminize diğerinden daha fazla vermiştir; Peki, kendisine fazla verilenler emirleri altında çalışan insanları servetlerine ortak etseler de onlar da bu konuda eşit hale gelseler ya!Şimdi ( bunu yapıp rızkı adilce bölüştürmedikleri için açlık var deyip, kıtlık var deyip) Allah’ın nimetini inkar mı ediyorlar?” (Nahl Suresi – 71)

Kuran’ın gölgesinde incelediğimiz RIZK ve İNFAK kavramlarının zihinlerimizde inşa ettiği EKONOMİ anlayışı ile, şu an içerisinde yaşadığımız KAPİTALİST sistem ve MODERNİZM’in insana dayattığı EKONOMİ anlayışının birbirinden ne kadar farklı olduğu görülmüştür.

Kainattaki tüm varlıkların yegane sahibi ( EL-MALİK ), ALLAH’tır. İnsanın bedeni dahil tüm canlı ve cansız varlıklar Allah’a aittir ve bize bu dünyada bir emanet olarak verilmiştir. Hiçbir şeye mutlak manada sahip değiliz, her şey bize dünyada yaşantımıza devam edebilmemiz ve bunları nasıl kullandığımız konusunda da imtihan edilmemiz için emanet olarak verilmiştir. Mülk, ALLAH’ındır.

RIZK ve NİMETLERİN de yegane sahibi, yaratıcısı, kaynağı ve vereni ( REZZAK ), ALLAH’tır. Tüm canlıların rızkını Allah inzal etmektedir. Bu konuda güneş, toprak, yağmur, ticaret, üretim araçları, faaliyetler ve insanlar dünya hayat düzenin birer aktörüdür. İnsan, Allah’ın indirdiği bu rızkı adil olarak kullanma, dağıtma ve paylaşma imtihanını da vermektedir. ( Allah tarafından verilmiş yeryüzünün halifesi sıfatı ile ). Bu manada, Allah’ın bize verdiği rızk ve nimetlerden İNFAK etmek, imtihanın bir şartıdır ve mü’minlerde bir meleke bir ahlak haline gelmelidir.

Ekonomi bu dünya hayatının bir ARACIDIR. Asla amacı değildir. AMAÇ, yalnız ALLAH’a kulluk ederek, ve bu kainatın yaratılış senaryosundaki TEK AKIL VE İRADE SAHİBİ VARLIK olarak rolümüzü gerçekleştirmektir. Bu rol için gerekli olan zaruri ihtiyaçları karşılama araçlarını hayatın AMACI haline getirmek, insanı gerçek amaçtan saptıracak ve insanı anlamsızlaştıracaktır. Varlığının ve yaratılışının gerekçesini ortadan kaldıracaktır.

İnsanın bu dünyada işleyebileceği en büyük günah ZULÜM günahıdır. Allah’a karşı zulüm O’na herhangi bir şeyi ortak koşmak sureti ile O’nun hakkını gasp etmektir. İnsanın insana karşı işleyebileceği en büyük zulüm ise kul hakkı yemektir, kulların en önemli hakkı da Allah’ın indirdiği rızk ve nimetlerdeki paylarıdır. Bunları sömüren, çalan, gasp eden, yağmalayan, stoklayan, saklayan, aşırı biriktiren, adil olarak bölüşmeyen mutlaka bir kulun hakkını yemiştir ve bu günahın affı – dünyada tazmin edilmedikçe- yoktur. İsraf , lüks ve aşırı tüketim yasaklanmıştır. Bunları yapanlar diğer ihtiyaç sahipleri için kendileri vesile kılınan malları israf etmek sureti ile onların haklarını gasp etmişlerdir.

Rızk, bir canlının yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan her şeydir. Oksijen, su, yiyecekler, gıdalar, ısı, ışık vb. kısacası canlının canlılığını devam ettirebilmesi için ona gerekli olan şeyler onun rızkıdır. Bunu ayetteki “hareket eden, debelenen, kımıldayan” anlamlarına gelen “dabbe” ifadesinden de anlayabiliriz. Zira bitkilerde canlı sayılırlar ve onların rızıkları güneş ışığı, oksijen, su ve topraktaki bazı maddelerdir. O halde rızk en geniş anlamıyla “canlının yaşamını sürdürebilmesi için ona gerekli olan her şeydir.”

İşte canlıların yaşamlarını devam ettirebilmeleri için onlara gereken tüm rızkı/koşulları yaratan da Allah’tır. Yani bu ayette Allah bir canlı yaratırken onun yaşamını sürdürebilmesi için gerekli tüm koşulları/rızkı da yaratacağını ifade etmiş olmaktadır.

Örneğin;
Allah insanı yarattı. İnsanın yaşamını sürdürmesi için temel olarak oksijen ve su gerekiyor. Oksijen ve suyu yaratmadığını düşünelim. O halde insan ölecektir.Keza insanın yaşaması için gıdaya, vitamin ve minerallere vb. ihtiyacı vardır.Keza bitkilerin yaşamlarını sürdürebilmesi için güneşe, ışığa, havaya, suya…Hayvanların da başka başka şeylere, şartlara ortamlara ihtiyacı vardır.

İşte Allah canlıları yaratırken tüm bu şartları ve imkanları da birlikte yaratmış tüm canlıların rızıklarını, yaşayacakları yuvaları olan dünyaya belli bir ölçüde ve onları açlığa sürüklemeyecek şekilde serpiştirmiştir. Ve bunu –yani onların rızıklarını yaratmayı- kendi üzerine almıştır.

Yani genelde canlılar, özelde ise insanlar oksijeni, suyu, ışığı, meyve ve sebzeleri ve kendi rızıklarını yaratamazlar. –Allah’dan başka hiçbir sebep de kendi başına bir şey yaratmaya muktedir değildir. Yani dünyadaki canlıların rızıklarını yaratan kör tesadüfler değil Allah’tır- Onların rızıklarını yaratmak Allah’a aittir ve o da taahhüt ettiği gibi dünyadaki tüm canlıların tüm ihtiyaçlarını karşılayacak ortamları, rızıkları yaratmıştır.