27 Nisan 2015 Pazartesi

AHİRET VE YALANMA

Kur’anı Mübin’de “kzb” kelimesi Türkçemizde Yalan, Yalancı, Yalanlayıcı gibi kelimelerin Arapçada anlam kökü dür.

Kur’an’da “yalan sayan ve yalanlayıcı(mukezzibin)” sözü, “inkâr etme” ile yakın bir anlama gelir. Bu anlamda sözün kendisi de üzerinde bulunduğu kişi da çok tehlikelidir.

Doğruyu olduğu gibi söylemek ve bir şeyi yerinde ve olması gereken konumunda bulundurmak kolaydır. Yalanlamak ve zalimlik özel, fazladan bir çaba gerektirir.

Yalanlayıcılar! İnsanlık tarihinin her döneminde bolca bulunurlar ve birbirlerine çok benzerler. Yalanlayıcılık velayeti, veraseti ve vesayeti korkunç bir mekanizmadır.

Kaf Suresinde hatırlatılan önceki yalanlayıcılara bir bakalım: “Önceki çağlarda Nuh’un kavmi, Ress halkı ve Semud kavmi de bütün bunlar yalan deyip yalanladı. Ad, Firavun, Lût’un kardeşleri de. Eykeliler ve Tubba’nın kavmi de. Bunların hepsi gönderilen elçileri yalanladılar. Sonunda vaad edileni hak edip gerektiği gibi cezalandılar. Biz ilk yaratmada yorulduk mu? Boşu boşuna onlar yeni yaratmadan kuşku duyuyorlar.” (Kaf, 50: 12-15).

Bunca topluluk yalanlamış. Yalanladıkları nedir, diye baktığımızda iki şey görüyoruz. Birisi “bunlar” dedikleri vahiy/mesajlar, diğeri de resuller/elçiler.  Bunu açık bir şekilde Kur’an’dan öğrendik

 Allah, ayetlerde geçen kavimleri yarattığı gibi sonrakileri ve bizi de yarattı, bundan sonra da yeni yaratmalar sürecektir. Boşu boşuna anlamsız yere kuşku duyuyorlar. Buradaki “kuşku duyuyorlar” ifadesinin anlamı aslında “inkâr ediyorlar” demektir.

Kişinin babası ve annesi var, kendinden önce yaratılan. Bunu bilmeyen, görmeyen, anlamayan insan var mı, olur mu? O halde neden şüphe ediliyor? Demek ki, işin içinde yalanlama var. Anneni, babanı ve seni de Allah yarattı. Bu yaratılış yeniden yeniye devam edip duruyor. İşte bu Allah için hiç zor değildir. Ne var ki iş burada bitmiyor, bir de ölüm sonrası ve yeniden inşa meselesi var.

*** 

Bütün Resuller tarih boyunca kendilerine verilen görevleri yerine getirmeğe çalıştılar. Ancak, bu görevlerin yerine getirilmesi, insanların çoğunun kendi heva ve heveslerine uymalarından ötürü hiç de kolay olmadı.

“Onlardan önce Nuh’un Kavmi ve onlardan sonra gelen topluklar da yalanlamıştı. Her ümmet, kendi peygamberini yakalayıp cezalandırmaya azmetmişti. Hakkı yok etmek için batıl şeyler ileri sürerek tartışmışlardı. Bu yüzden onları kıskıvrak yakaladım. Benim cezalandırmam nasılmış gördüler! Böylece Rabbinin, inkâr edenler hakkındaki, “Onlar cehennemliklerdir”  sözü gerçekleşmiş oldu.”(Mümin, 40: 5, 6). 

“Allah’ın ayetleri hakkında tartışanları görmedin mi? Nasıl da döndürülüyorlar? Onlar, Kur’an’ı ve elçilerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlardır. Onlar bilecekler. O zaman onlar, boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu halde kaynar suda sürüklenecekler, sonra da ateşte yakılacaklardır. Sonra onlara, “Allah’ı bırakıp da ortak koştuklarınız nerede?” denilir. Onlar da “Bizden uzaklaştılar. Hayır, demek ki, bizim önceleri taptıklarımız bir hiçmiş” derler. İşte Allah, inkârcıları böyle saptırır. Bu, sizin yeryüzünde haksız yere şımarmanızdan ve böbürlenmenizden ötürüdür. Onlara, “Ebedi kalmak üzere cehennem kapılarından girin. Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür” denir” ( Mümin, 40: 69, 76).

Allah Teâlâ insanlık tarihi içinde gerekli gördüğü zamanlarda Resuller göndermiştir. Resuller çeşitli zaman dilimlerinde görev yapmalarına rağmen, hep aynı durumlarla karşılaşmışlardır. Kendilerine uyan çok az insan olmuş, çoğu ise onları yalanlamışlardır.

Ancak, en göze çarpan yalanlama ise sürekli ahret hayatına yönelik olmuştur. “Biz, ilk yaratılışta yorulduk mu? Boşu boşuna onlar yeni yaratılıştan kuşku duyuyorlar.” 

Ahirete inanma ise, İslâm’da çok önemli bir yer tutar. Hatta Kur’an’ın bir insana yol göstermesindeki şartlardan birisi ahirete kesin imandır. Bu durumu Bakara suresinin ilk ayetlerinde görüyoruz. “Ve onlar ahirete kesin olarak( gitmiş, görmüş, gelmiş gibi) inanırlar”(Bakara, 2: 4).




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder