19 Eylül 2016 Pazartesi

KURANDA “SA-NA-İ” KAVRAMI (KURANDA İNCE AYRINTILAR)



       Günümüzde, birçok ülkede din işleri ile devlet işlerinin ayrılması nedeni ile özel bir din sanayi sektörü oluşmuştur. Bu oluşan  sektör, (uydurdukları)ürettikleri ile toplumu birilerinin(şeytan) istediği şekilde şekillendirmektedir. Din hükümleri, sadece ibadetmiş gibi sunulup tapınağa hapsedilmekte, hayatın ta kendisi olan ekonomi, hukuk, sosyal işler gibi  alanlardan din çıkartılmaktadır. Din adamları, Kuranı elleri ile tahrif edilip gerçek anlamlarından saptırmaktadırlar. Uyarı görevlerini etkin bir şekilde yapmaktan kaçınarak , Toplumu Kuran dışı  şekillendirmektedirler. Tüm bu nedenlerden dolayı kitap, “Kuranı-ı mehcur” olarak kabul görmektedir.(Furkan 30) Bu din sanayisi, ürettikleri fikirleri kitapçılarda, makul bir ücret karşılığında, bir Pazar ekonomisi oluşturarak, satmaktadırlar. Bu insanlar gündelik geçimlerini, aldıkları ücret karşılığı, din üzerinden karşılamaktadırlar.

      Allahın tüm İnsanlık için seçtiği din İslamdır. İslam, geçmişte, günümüzde ve gelecekte İnsanlar için tek geçerli  dindir. İbrahim, Musa ve İsa  İslam üzere idiler. Kendilerine yahudi ve hristiyan diyenler kitapları ve İslam anlayışlarını bozmuşlardır. Bu bozulma, Din adamları  olarak adlandılan ve İnsanlar üzerinde etkili olan kimseler tarafından yapılmıştır. Bu kimseler, statülerini korumak üzere, dini dünyadan ayırarak kurumsallaştırmışlar ve bir sektör oluşturmuşlardır. Bu oluşumun(sa-na-i) adı din işleri sanayi sektörüdür,

"sa-na-i" kelimesini, kurandaki kullanımlarına bakalım.

         Tahlilimize geçmeden önce bir hatırlatma yapalım. Maalesef Türkçemiz,  yıllar boyu bilinçli bir tahrifata uğratılarak günümüze kadar gelebilmiştir. Dünyadaki İnsan kuşakları, atalarının dillerini anlayabilirken, Bizler, 1900'lü yıllarda yazılan M.A. Ersoyun şiirlerini dahi anlamakta zorlanıyoruz. Bu bilinçli tahriflerle, Türk dilindeki kullanılabilir kelimeler azalmıştır. Farklı anlamların aynı kelime üzerine kurgusundan  dolayı kuranı anlamada bir kavram kargaşası yaşamaktayız. Bu, ciddiye alınması gereken bir husustur. Bahsettiğimiz konuyu bir örnek üzerinden kitabımızdan bakalım.

   صنع  kelimesi çoğu zaman “yapmak” olarak türkçemize tercüme edilse de bu kelime “uğraş, belli bir süre alan iş veya eğitim, inşa etmek, her tür üretim ve yaratıcılık kasdedilmektedir.(İbn Haldun)

     “فعل” kelimesi ile  صنع kelimesi kuranda farklı anlamlarda  kullanılmıştır. Bu önemli ayrıntıyı, Kuran ışığında inceleyelim.

 Kuranda bu kelime;

Ankebût 45 Sana vahyolunan kitabı  oku ve salatı yerine getir, salat (vahyin uygulanması) edepsizlikten ve uygunsuzluktan nehyeder ve her halde Allahın zikri en büyük iştir ve Allah her ne işlerseniz(صنع) bilir.

 --- Vahy olunan kitabın okuyup(tilavet) hayata geçirilmesi (salat), dini bir gerekliliktir. Bu dine, vahy dışı yapılan(sanai) eklemeleri, Allah işitir ve bilir. Rasulün görevi, vahy olunan kitabı (telal misali) okuması  ve vahyi olduğu gibisalat etmesidir. Tamamlanmış dine, kitap dışında yapılan (sa-na-i)eklemeleri Rabbimiz bilmektedir. Dikkat edilmesi gereken husus budur. Zira Allah kitabında, bu din adına hiç bir şeyi eksik bırakmadığını unutmayalım ve kuranı hatırda tutalım.(zikredelim.) Zira zikir(Allahı ve Kitabını hatırlamak) çok büyük bir iştir.

 ***

Mâide 14 ayetini incediğimizde Nasraniyiz diyenlerin, din adına yaptıkları “صنع” kelimesi ile açıkça ifade edilmiş… Bu  kelime, nasranilerindine yaptıkları(“صنع”) ilaveleri göstermektedir, Allah bu yaptıklarını onlara haber vereceğini söylemektedr. Bu yapılanlar “صنع” nesilden nesile din denilerek aktarılmaktadır. Allah, rab olarak dini hükümler koyar. Eğer dine ilave yapılırsa yapan kimseciklere "rabbaniyyun" denilir. Din adamlarının rableştirimesi budur. Şimdi bizlerin din adamlarının yaptıklarını düşünün. Rabbimiz onlara da  şüphesi yaptıklarını haber verecektir.


***
Yukarıda bahsedilen ayetleri incelediğimizde; Kuran dışı uydurulan din sisteminde yapılan her şey yine “صنع” kavramı ile ifade edildiğini görüyoruz.

Bizler din adına yapılan “صنع” işlerinin farkında olarak, sadece vahy ile amel etmeliyiz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder