18 Aralık 2017 Pazartesi

ORGANİZE DİN SANAYİİ


Bunları, din adamları ve bilginler günah söz söylemekten ve haram yemekten sakındırsalardı ya! Yapmakta(sa-na-a) oldukları şey ne kötüdür! Mâide / 63

Sa-na-a(صنع): Fiili Nuh’un(Hud/37) gemi yapmasında kullanılır. Din adamlarının Sanayileşme gibi din sınıfı oluşturmaları yaptıkları ne kötüdür.

 Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun" denince: "Babalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız" derler. Ya şeytan, babalarını alevli ateşin azabına çağırmışsaLokman / 21

 Onlara: «Allah'in indirdigine uyun» denilince, «Hayir, atalarimizi yapar buldugumuz seye uyariz» derler; ya atalari bir sey akledemeyen ve dogru olmayan kimseler idiyseler? Bakara – 170

 “Allah katında din, İslam’dır.. ” Alimran-19 

Allah’tan başka ilah yoktur. İslam’dan başka “din” yoktur.
Diğer inanç sistemlerine “din” demek doğru değildir. Çünkü bunlar “ilahi” değildir veya ilahilik vasıflarını kaybetmişlerdir..
Hıristiyanlık dini, Yahudilik dini, çok tanrılı dinler gibi tanımlamalar yanlıştır.
Hıristiyanlık, Yahudilik gibi tanımlamalar beşeridir. İçinde beşeri unsurlar barındıran ve adını beşerlerin koyduğu inanç sistemlerine “din” denemez.... 

Hüküm yalnız Allah’ın’dır.. ” (Enam-57 Yusuf-40)


Dinde hüküm koyma yetkisi sadece Allah’a aittir.
Kapsam ve içeriğini Yüce Allah’ın belirlediği; kurucusu, koyucusu, kaynağı, sahibi Yüce Allah olan kapsamına hiçbir beşeri mudahalenin söz konusu olmadığı, ilahi özelliği tartışılmaz olan “din” sadece İslam’dır.. İslam: Son ilahi vahiy olan Kur’an’ Kerim ile; son peygamber Hz. Muhammed rasullüğünde tüm alemlere uyarı, müjde ve rehber olarak tebliğ edilen dindir..
Kapsam ve içeriğinde beşeri unsurların; kişi ve kurumların en küçük ölçüde bile olsa müdahalesi olan inanç sistemleri ilahi” olma dolayısıyla “din” olma iddiasında olamazlar..
Kapsam ve içeriğinde beşeri unsurların; kişi ve kurumların en küçük ölçüde bile olsa müdahalesi olan Kitap’ların “ilahi” olma iddiası olamaz..
İçine beşeri unsurların müdahalesi olduğu içindir ki, günümüzde bilinen Tevrat ve İncil “İlahi” olma vasıflarını kaybetmişlerdir..
Dejenere edilen, eklemeler, eksiltmeler yapılan, arzu edilen şekle göre biçimlendirilen adeta genetikleriyle oynanan din, İlahi olma vasfını dolayısıyla din olma vasfını kaybeder..
Bu anlamda İlahi olma vasfını koruyan tek Kitap, Kur’an’ı Kerim’dir. Tek din İslam’dır.. Hadisler ilahi bir kitap değildir.
 

Kur’an’ı Kerim Yüce Allah’ın koruması altındadır. Enam-115

Dolayısıyla İslam dini de Allah’ın koruması altındır. Kur’an tahrif edilip, değiştirilemeyecektir. İslam’ın hükümleri Arapça hali ile Allah’ın ilk vahiy ettiği şekilde hep varolacaktır..
Ancak, hep varolacak bir şey daha vardır.
Dünyevi çıkarları için ilahi dinimizi istismar ve samimi inançlarımızı suistimal etmeye çalışacak haysiyetsiz, riyakarlar.. Bunlar Şeytan ile beraber doğru yolun tam ortasına oturacaklardır.
 

İslam tarihi boyunca Hz. İbrahim’den, belki daha önceki dönemlerden günümüze kadar dine en büyük zararları verenler, inkarcılar veya farklı inanç mensupları değil; bizzat dinin mensupları olmuşlardır. Daha doğrusu bunlar: Kendilerini dinin mensubu gibi hatta dinin yetkilisi gibi gösteren, dinin ilahi, orijinal yapısını çıkarlarına uygun şekilde bozarak, değiştirerek adeta yeni bir din-inanç anlayışı oluşturan ve kendilerini “din adamı” veya “ruhban sınıfı” olarak adlandıran, mürşit görünümlü “Allah ile aldatan” kişiliksizlerdir...
 

Yüce Yaratan İslam ümmetinin bir ve bütün olmasını istemesine rağmen bunlar ümmeti parsellere böler, parçalarlar, mezhepleştirirler.
Yaratan, aklı, bilimi, gelişimi, dinamizmi işaret eder; bunlar stabil olmayı yani eskiyi muhafaza etmeyi(Muhafazakar), geçmiş asırların beşeri yorumlarına takılıp sabit kalmayı, mutahassıplığı, taassubu çıkarlarına uygun görürler. Yüce Yaratan, “Ben nimetimi-Kur’an’ı tamamladım” der, “O’ nda herhangi bir şeyi ne eksik bıraktım ne fazla yaptım” der. “DİN ADAMI” sıfatlı kişiliksizler, yoooo sadece Kur’an okuyarak dini öğrenemezsiniz, yaşayamazsınız, dini öğrenmek, yaşamak isteyen, kul kitaplarını; uydurmalarla yazılan hadis kitaplarını, belli dönemde yaşayan bir topluma hitap eden fıkıh kurallarını, konsul-icma kararlarını, hint kültürünün kopyası olan tasavvuf kabülleri okunmalı bilinmelidir derler. Kutsal üçlemeyi isterler: KİTAP-HADİS-İCMA
 

Yüce yaratan’ın ilk emri: Kendisinin vahiy ettiği ve yarattığı ayetlerin “oku”nmasıdır. “DİN ADAMI” sıfatlı riyaraklar ise Kur’an okunmasın anlaşılmasın ve kendi saltanatları devam ettsin diye Kur’an’ın tercümesine ve meal okunmasına yani din esaslarının tek ve kaynağından öğrenilmesine  ve okunulduğu gibi yaşanmasıan karşı çıkarlar.. Müritlerini-kurbanlarını okumayan, cahil, bilgi, ilim sahibi olmayan, soru sormayan ve sorgulamayanlar arasından seçerler. Kur’an okuyan, İslam’ın esaslarını bilen kişi zaten bunların kurbanı olmaz. Zira kuran din adamı sınıfını yere, dini tahrif ettiklerini, firavun gibi sistem ve devletin köpeği(bizzat ayette dilini sarkıtan köpek) olmakla suçlar. Köpeklerde verilen emri yerine getirir.
Allah’ın dinini ve dindarların samimi inançlarını istismar eden tıpkı bir sanayi(tesneu) kolu bu “SINIF” Allah’ın Kitap’ını ve dinini bozamayacağını bilir. Bile bile kendince çok cazip dünyevi maddi manevi menfaatler için dini ve dindarları her türlü gayri ahlaki-insani yolu deneyerek suistimal eder.
Allah’ın dini İslam’ın hükümleri yerine; kendi çıkarlarına uygun kuralları, kabülleri, uydurmaları monte etmek, hakim kılmak için çaba harcarlar. Bunun dindeki adı şirktir. Bu yaptıklarından haberleri bile yoktur. Zira onlar seçilmiş olanlardır.
Günümüz pratiğindeki adı Geleneksel dinciliktir… Musa’nın ve İsa’nın getirdiklerini bozanlardır.

Dinciler, tarih boyunca mezhep, tarikat, cemaat oluşumları içinde ortaya çıkmışlardır..
Dinciler, tarih boyunca ilahi dinleri bozmuşlar veya bozmaya çalışmışlar sonra bozdukları dinin yerine kendi çıkarlarına uygun bir inanç anlayışı getirmeye çalışmışlardır..

Hıristiyanlıktaki ruhban sınıfı ile İslam’daki din adamları sınıfının yolları, yöntemleri farklı olabilir, ancak, dini saltanat ve sömürü aracı yapma hedefleri birdir, aynidir..
Hıristiyanlıkta kutsal yönetimin başı kral’ın ve kilise ile ruhban sınıfının; İslamiyette ise “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” padişahların ve din otoritesi ile mezhep, tarikat ehli din adamları sınıfının; dini, iktidar saltanat, sömürü servet aracı yapmaları Kuranda Firavun örneği ile verilir.Firavun “Tanrı Ra’nın temsilcisidir” ona ilahi kata yükselmede tuğlalar yaptıran Haman (Ha-Amon/Amin) olup din otoritesidir.



İktidar sahiplerinin görevlerini İslam hükümlerine bağlı kalarak yaptıkları ve dini siyasal çıkarlar için istismar eden siyasal akımların, tarikatlerin, cemaatlerin olmadığı bir ülke varsa orada laiklik ilkesine ihtiyaç yoktur. Ancak, “din adamları” nın olduğu yerde, dinin siyasal çıkarlar için sömürüldüğü, inançların istismar edildiği yerde laiklik ilkesi benzeri ((Şu anki Laikliği kast etmiyoruz)) bir ilkeye mutlak ihtiyaçtır. Gerçek dini ve samimi inanç sahiplerini Ata dinlerinin takipçisi dincilerin istismarından, sömürüsünden korumanın tek aracı, Laikliğin ürünü olan Din adamı yetiştirmeyerek, dinin hükümlerine uyan ve Allah’a kul olan takvalı halk yetiştirmektir... Bu halk ise doğrudan doğruya Kurandan hüküm alarak( ilhamını ) ilim adamlarınca da Sadece Kuranla bilgilendirilip , İslamı Çağımıza haykıracak din

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder